Reklam
Bugun...
Hrant Dink ve Yazıcıoğlu..


Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

Biri gazeteci ama Ermeni..

Diğeri siyasetçi ama Türk, hatta “Vatan-Millet-Sakarya” diye bu ülkenin kendilerinden başkasının olmadığını, geriye kalanların ya kominist, ya ermeni, ya solcu, ya alevi, ya kürt diyenlerden...
Ve ikisi de artık yok...
Biri, birilerinin arkadan yaklaşıp, aldığı onca can gibi bir cadde de yere serilmiş halde fotoğraflanırken, ayakkabısının altını delik olduğu ortaya çıkmış, o zengin bildiğimiz Ermeni, gazeteci, insandı...
Diğeri ise sarkık bıyıkları ile adı birçok olaya karışmış denen ve bir anda, hem de o çok suçlandığı Maraş yolunda değil, havada iken neden düştüğü hala tartışılan helikopter kazası sonucu hayatını kayıp edendi...
Ve dün bilen, bilmeyenin “al/yapıştırla” ölümünün yıl dönümünü anarken, ben ise Veysel Boğatepe'nin sanalda paylaştığı bir yazıya takılıp, kalmış ve defalarca okuduğum o yazıda bir kez şu an yaşamayan yüzünü hatırlamaya çalışıyordum.
Evet, Cağaloğlu'nda gazete çıkardığım günlerde karşılaşıp, sohbet etme imkânı bulduğum Hrant Dink'in ölümünün ardından, yani 14 yıl sonra açıklanan içi boş bir kararla sözde birileri cezandırılmış, hak yerini bulmuş diye haberler geliyordu...
Şimdi sıranın son olarak aralarında bir general de olmak üzere, birçok askerin ölümüne neden olan helikopter olayına benzer bir helikopter kazası ardından ölen biri hakkında devam eden davanın nasıl sonuçlanacağına ve 31/03/2019 tarihinde sol adlı internet sitesinde yayınlanan ve Orhan Aydın'ın yayınladığı, Veysel Boğatepe arkadaşımın yüreklice sanal sayfasında bir kez daha gündeme getirdiği, arkasında büyük methiyeler dizilen, onun hakkında ele alınan o yazıya bir bakalım dedim.
Ve bakıp okuyalım, anlayalım ve cuma mesajları, bayram, seyran kutlamaları gibi “al/yapıştır” lı mesajları yayınlayanların ne kadar olayların, insanların karanlık noktalarını bilip, bilmediklerini kendimizce sorgulayalım derim.


İşte o ölüm ve arından yazılan o yazı...

Ölüm İlanı…
Seni tanıyordum.
Elinde silah, Komünist avına çıktığın ta o ilk günlerden beri seni tanıyordum.
Önce Ankara'da sonra İstanbul'da ve tüm bir ülkede kana bulamadığın sokak, kahvehane, okul avlusu, fabrika önü kalmamıştı.
Ev baskınları yaptın, kör karanlıklarda.
Boğarak öldürdüğün arkadaşlarımın üstüne, kurşun yağdırmak marifetlerin arasındaydı.
Bahçelievler'de yedi canıma sen kıydın.
Ellerine bulaşmış insan kanıyla, yüzünü yıkıyordun her sabah.
Sarkık bıyıkların, yaz kış üstünden çıkarmadığın kara ceketin, korkak - hain sinsi, kan oturmuş bakışların, gözümün önünden hiç gitmedi.
16 Mart katliamında kardeşlerimin üstüne kurşun yağdıranların başında sen vardın.
1979 kışında, Ankara Ziraat Fakültesi öğrencisi, kayınbiraderim Sabit Torun'u Balgat'da evinin önünde pusu kurup, yaylım ateşine tutanların başında sen vardın.
Kalbura çevirdiğiniz o körpe bedendeki, yirmi bir kurşunun dört adedi, senin cinayet aletinden çıkmıştı.
Maraş'ı kana sen buladın.
Annelerimizin karnındaki bebeklerimizi katlettin.
Bir değil, beş değil, on değil yüzlerce canımızı ateşe verdin.
Yozgat, Çorum ve 93'te Sivas'da yine sen vardın.
Bir dağ başında, elinde silahın uluyan resimlerini anımsıyorum,
Madımak ateşe verildiğinde, "tahrik var" diyen yine senin ölüm kokulu sesindi.
Korkağın tekiydin.
Uçan kuştan, akan sudan, kararmış geceden, gündüz güneşten ve insan sesinden ödün patlardı.
Bu yüzden olsa gerek seni yalnız başına kimse görmedi!
Kuyruğunu kıstırıp, sokak köşelerine pusu kuran, uyuzluk misali yaşadın.
Ardında iş ortağın onca “tosuncuk” varken, hep güvencede hissettin kendini.
Bu ülke katillerini seviyor ya, seni daha çok seviyorlar!
Bahçeli de seviyor seni, Baykal da, Tayyip de, Erbakan da.
Halen arkan sağlam.
Ardından methiyeler düzülüyor!
Yazık oldu sana yazık. Ölümün böyle olmamalıydı!
Ateşe verdiğin o Maraş yolu, canını aldı!
Çakılıp kaldın bir dağın başına.
Beş santim buz tutmuş bedenin.
Zavallı ürkek yüreğin donmuş!
Üzülmedim.
Hiç unutmayacağım söz!
Aklıma Faşizm düştüğü her an, önce seni anıyordum, yine seni anacağım.
Orhan Aydın
https://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-aydin/olum-ilani-1838
oaydinoaydin@gmail.com
Tam yazımı bitirmiş, yeniden gözden geçirmeye çalışırken bir arkadaşın özelden bana attığı ve kapatılması için hakkında dava açılan HDP'nin eş başkanı Pervin Buldan'ın bir konuşmasında “sayın, arkadaş, yoldaş” diye haykırdığı görüntüsünü bana atıp, “Şimdi bunu dinleyen kapatılmasını istemez mi sence?” diye soruyordu..
Ve ben o görüntüyü izledikten sonra gülümseyip, kendisine yazdığım cevapla bende olan bir soru aşağıda ki cevapla cevaplamaya çalışarak yazıma son verdim..
İşte o cevabım;
-Evet ama dün birilerine “Hocaefendi” deyip önünde diz çökenler kimdi? Ve Onlar da “Allah bizi afetsin” deyip, suç ortağı olmakla kendilerini kurtarır mı ve ovada siyaset yapmalarına izin verilmeyip, zindanlara tıkılan ya da o dağlara itilen insanları suçlayan siz ulusalcılara ne demek lazım?
Bilmem ama şu an okuduğun yazıyı yazan Orhan Aydın'lar haklı değil mi dünün gerçek yüzünü yazmakla..
Yoksa bunları yazanlarda hain mi, terörist, komünist mi oluyorlar... Evet, bu ülke de diğer ana bir sorun daha var, oda herkes katilde olsa kendisinden, kendi dostlarına dost demesi, gerçekleri saklaması değil mi?!.
Ya sizce?!.



Bu yazı 1556 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI