Reklam
Bugun...
VAROŞLARDA VAROLDUK


VeyseL Boğatepe Aydınlık
veyselbogatepe@gmail.com
 
 

Büyük kentlerin kıyı köşesine tünemiş gecekondulu yerleşim birimlerine varoş denmesinin, köy kültürünün ve alışılagelmiş geleneğin burada da sürdürülüyor olmasıdır. Ancak konu bu derece yüzeysel olmamakla beraber sosyolojik boyutlarıyla da ele alınması gereken bir konudur. Kent kültürüne uyum sağlamak, bir kentli gibi yaşamak ve onun gibi davranmak, eğitimle ve gelenekçilikle doğrudan ilintilidir. Çünkü varoşların kent kültürünü reddetmelerinin altında yatan “aslını kaybetme” gerçeği, köy-kent kültürü arasında bocalamalarının ve uyumsuzluğun birinci nedenidir. Her ne kadar kentli gibi davransalar da mekân ve semt değiştirdikçe farklı kişilik ve kimliklere bürünmek zorunda kalıyorlar. Bir yandan kendi alışkanlıklarını devam ettirirken diğer yandan başka kültürler içerisinde varolma mücadelesi verdikleri için uyum sağlamakta zorluk çekiyorlar veya kendilerini kabul ettirmek için rahatlıkla şiddete başvurma yolunu seçebiliyorlar. Şiddet; aynı zamanda kendi aralarında bir güç göstergesi olarak algılanıyor ve takdir ediliyor.
Hükümetin geçmiş yıllarda çıkarttığı“Gecekondu Yasası”nın sonuçları bugün daha net bir fotoğrafı önümüze koymuştur. İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO), 2004’te İstanbul da yapmış olduğu “Varoş Anketi” varoşların bilinmeyen yaşam biçimlerini de su yüzüne çıkartmıştı. Prof. Dr. Ülkü Çarşılı ve Oğuz Ersun tarafından yapılan anket için Gültepe, Sarıgazi, Ümraniye, Çeliktepe, Sultanbeyli, Çakmak, Yenibosna, Halkalı, Gaziosmanpaşa, Esenler, Hisarüstü pilot bölgeler olarak seçilmiş ve görüşmeler yüz yüze gerçekleştirilmişti.“İstanbul da Gecekondu Bölgelerinin Ekonomik ve Sosyo- Kültürel Durumu” konulu araştırmanın sonuçları ise şöyleydi:

-Yüzde 55’i alışveriş kartı kullanıyor.
-Tofaş ve Renault marka otomobil biniyor.
-Rap ve arabesk dinliyor.
-Yüzde 68’i kredi kartı kullanıyor.
-Para vererek gazete almıyor. (gazete tercihleri spor gazeteleridir)
-Kanal-D, ATV, SHOW TV, KANAL-7, STV izliyor.
-Yüzde 46’sı ikinci el eşya alıyor.
-Yüzde 65’i sinemaya gitmiyor.
-Yüzde 87’si tiyatroya gitmiyor.
-Yüzde 44’ü okuldan alınmış.
-Yüzde 21’i okuma yazma bilmiyor.
-Yüzde 6’sı okuma bilmiyor.
-Yüzde 49’u hem okuyor hem çalışıyor.

Bu geri kalmışlığın sebebi ülkenin mi yoksa halkın sorunu mu, tartışmaya açık bir konudur. Ancak teknolojinin geliştiği, enformasyon ağlarıyla örülen bir dünyada böylesine bir ibret tablosunu görmek düşündürücü olmakla beraber bu tablo, Türkiye’nin son 17 yılda kültürel anlamda geriye doğru nasıl evirildiğinin doğal sonuçlarını göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Varoş kültürünün tipik göstergeleri
Varoşların sosyo-ekonomik ve kültürel durumu elbette ki bu tablo ile sınırlı değildir. Örneğin; Kredi kartı, cep telefonu, dizüstü bilgisayar, araba satın almak sınıf atlama simgesi olarak görülür. Erkekler, iş-kıraathane-ev üçgeninde sosyaldirler. Gazete, kitap, sinema, tiyatro gibi sosyal faaliyetlerden ziyade kahve kültürü, futbol kültürü, dizi kültürü birinci tercihleridir. Töre ve gelenekçilik vazgeçilmez kuraldır. Bu nedenle şehir kültürüne uyum sağlamaya çalışanlar, çevreleri ve ebeveynleri tarafından“aslını inkâr etme” şeklinde suçlanır ve dışlanırlar. Ataerkil bir aile yapısı hâkimdir ancak aile reisleri ve çocukları arasında kültür çatışması zamanla ailelerin dağılmasına bile neden olabilecek kadar etkilidir. Fal, büyü kadınlar arasında yaygındır ve birçoğu geleceğini buna göre tayin etmeye çalışır. Dini inançları ağır basar fakat özellikle kadınlar bu konuda kulaktan dolma bilgilere sahiptirler. Efsane, rivayet, söylev, masal ve hurafelere gerçekmiş gibi gönülden bağlıdırlar. Sağlık sorunlarını koca karı ilaçları ile gidermeye çalışanların sayısı ise yadsınamayacak kadar yüksektir.
Genç kız ve erkekler, fiziki değişiklikle (kılık-kıyafet, saç, makyaj) modern ve medeni olma anlayışına bürünürler. Yani biçimsel değişikliğe giderek öz’ü izole etme gayretine girerler. Farklı etnik guruplar içerisinde kendi şivelerini mümkün olduğunca kullanmamaya, onların aksanını taklit ederek “ben de sizden biriyim” imajını yaratarak kendilerini kabul ettirmeye çalışırlar. Buna benzer eğilimler ve davranışları, aile içinde de sergileyerek “çokbilmiş” havasına bürünürler ancak ebeveynleri tarafından hoş karşılanmayan bu durum, aslını kaybetme veya inkâr etme şeklinde nitelendirildiği için suçlamalara da maruz kalabiliyorlar. Kendi kabuğunu kırmış diğer kültürlerle ortak bir payda da buluşmuş olanlar ise genel değişimleriyle birlikte semt ve mekânlarını da değiştiriyorlar. Dolayısıyla varoşların içinde yer almıyorlar. Bu bağlamda Avrupa birliğine girmek, kısacası onların yaşam standardını yakalamak için verdiğimiz tavizler ve çabalar karşısında AB’nin bizi oyalaması aslında “Geldiğiniz yere dönün” çağrısından öte bir anlam taşımamaktadır. O nedenle bir toplum, siyasi bir program olan AB’ye üye olmak yerine ancak ve ancak sahip olduğu öz kültürüyle varolma mücadelesi verebileceği gerçeğini görmek zorundadır.



Bu yazı 5211 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER

ücretsiz iş ilanları

VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI