Reklam
Bugun...
Toplumsal uçkurutan: liyakatsizlik


SELMA KARA Bülten..
haber@bultentv.com
 
 

“Yaraşır olmak, uygunluk, lâyık olmak” anlamlarına gelen ‘liyakat’ kelimesini, gündelik yaşamda, ‘işi ehline emanet etmek’ olarak kullanırız.

Yani, işi uygun olana, yakışana, yaraşana, lâyık olana teslim ya da emanet etmektir liyakat.

Kelime, son birkaç yıldır dilimize yapıştı, çıkmıyor; herkes ‘liyakatsizlik’ten şikayet ediyor, işi ehline vermenin önemine vurgu yapıyor.

- Ne de olsa, insan kendinde olmayanı çokça dillendirirmiş.-

Peki, liyakatsizlik neye neden oluyor, toplumda neye mâl oluyor?

“Ya hu ne var, o kadar insan işini lâyıkıyla yaparken, bir tanesi de arada kaynayıversin.” diye düşünülebilir.

Her kurumda bunlardan birer tane olsa aslında sayı yine artacaktır.

Kaldı ki, son yıllarda bu sözcüğe bu kadar vurgu yapılmasının nedeni de o sayının artmış olmasıdır.

İşte o artan sayıdaki liyakatsiz kimseleri görenler ilk elden, o kadar yetenekli ya da işi layıkıyla yapan dururken, işi aksatan, yavaşlatan, bilmeyen liyakatsizlerin o koltuklarda yer işgal etmesini ‘hak yeme’, ‘adaletsizlik’ olarak tanımlayacaktır.

Bu, adalet duygusunun sarsılması anlamına gelir.

Türkiye’de her yıl yüzlerce üniversitedeki, binlerce bölüm, binler ve hatta milyonlarca mezun vermektedir.

Halihazırda ekonomik açıdan refah seviyesine ulaşmış bir memleket olmadığımız için de, üniversiteler halen daha, daha iyi iş bulmak umuduyla gidilen eğitim yuvalarıdır.

-Hoş, insan yuvasında rahat eder, son yıllarda kimse buraları yuva olarak falan görmemekte, üniversitelere aşılması gereken birer engel olarak bakılmaktadır.-

İşte, o umutla üniversiteye giden milyonlarca genç, daha iyi iş bulma umuduyla fakülte bitirirken, kendisi kadar eğitim almamış (bu da genelde kılıfına uydurulmuş biçimde açıktan eğitimden bir diploma almak, tezsiz yüksek lisans yapmak, bilmem ne cemaatine sınav yapma lisansı verilip oralarda yapılan sınavlardan geçmek suretiyle sağlanmakta, daha kötüsü sahte diploma zaten bu işlerin hepsini görmektedir) liyakatsiz kimseleri o koltuklarda gördüğünde, adalet duyguları yerinden sarsılacağı gibi, geleceğe dair umutları da zedelenecek, artık memleket onlar için mecburen yaşanacak bir toprak parçasından ötesini ifade etmeyecektir.

Üniversitede eğitim verdiğim dönem öğrencilerimde bu umutsuzluğun yanı sıra gözlemlediğim bir başka duygu durumu daha vardı: o da öğrencilerin bukalemun gibi her an her tarafa kayma kabiliyetine sahip olmalarıydı.

Yani, eğer kendilerine daha iyi hayat koşulları sağlayacak bir durum mevzu bahisse, anında kendilerini gizleyebiliyor ve yeni duruma adapte olabiliyorlar.

Bu, yine ilk elden hayatta kalmak için edinilmiş bir beceri gibi görünebilir. Doğrudur da.

Ancak tekrarladığımız davranışların bir süre sonra kişiliğimizi oluşturacağı unutulmamalıdır.

En nihayetinde liyakatsizliğin toplumu getireceği nokta güvensizliktir.

Adalet duygusunun sarsıldığı, kimsenin kimseye güvenmediği toplumlarda birlik olmak hayalden öte bir şeydir.

Kapı komşunuza güvenmez iseniz kapınızı sımsıkı kapatırsınız. O da kapatır.

Bir gün başınıza iş geldiğinde varacak bir kapı komşunuz olmaz.

Tüm mahalle ve hatta tüm şehir böyle olursa, örneğin o şehirde toplu ulaşıma birden zam geldiğinde bir araya gelip itiraz edecek kimse bulamazsınız.

Kemal Sunal filmindeki gibi içinde idealist duygular barındıran birileri önden gider, arkasına baktığında kimseyi bulamaz.

Böylece artık idealizm de, ahmaklık olarak tanımlanmaya başlar. İdealist insanlar ise zavallı, acınası kimselerdir.

Ezcümle, liyakatsizlik uçkurutan gibi toplumu çürütür.

Toplum çürüdükten sonra maalesef itlaf etmekten başka çare kalmaz.

Çünkü bu davranış kalıplarını benimseyen çoğunluk artık iflah olmaz.

Arkadan gelen azınlığı kurtaracak bir bilinç de zaten o topraklarda yeşermez.

Çünkü o topraklarda ‘idealizm’ çaresiz bir hastalık, bireye en büyük zararı veren gereksiz bir olgudur.

‘Uçkurutan’ bir bitki hastalığıdır.

Bitkiye sürgünlerden girer, sonra rüzgarın yardımıyla diğer bitkilere dağılır.

Sürgününe hastalık giren bitkilerin kurtuluşu yoktur. O sürgünü kesip atmak tek ve kesin çözümdür.

Bununla bağlantılı olarak, toplum çürüdükten sonra, çürüyen sürgünlerin düzelmesi imkânı da hayâlden ötedir.

Zannımca, birkaç yıldır daha da yükselen seslerle liyakatsizlikten şikayetimiz de, toplumun bu hastalığa yakalandığının göstergesidir.

Geçmiş olsun demek isterdim ama maalesef geçmeyecek. O nedenle ruhuna El-Fatiha…



Bu yazı 1122 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI