Reklam
Bugun...
Sokak köpekleri ve sığınmacılar


SELMA KARA Bülten..
haber@bultentv.com
 
 

“Teşbihte hata olmaz” demiş atalar o nedenle biraz affınıza sığınarak, biraz da ‘benzer olan aynı değildir’ gerçeğine dayanarak bu teşbihi yapıyorum.

Son haftaların çok tartışılan iki konusu; sokak köpekleri ve sığınmacılar.

İkisinin durumu da birbirinden farksız bence.

Meselâ, komşunuzun evini bassanız, onu sokağa atsanız, çoluk çocuk bir lokma ekmeğe muhtaç etseniz, sonra o komşunun çocukları sizin evinize hırsızlık yapmaya girdiğinde ne diyeceksiniz?

Onu o hale siz getirdikten sonra, ne diyebileceksiniz?..

Ama şu da var; o çocuklar hırsızlığı artık alışkanlık haline getirse, sadece sizin değil, herkesin evine girmeye başlarsa, bu kez de bir önlem almayacak mısınız?

Sokak köpeklerinin durumu da aynen böyle işte.

Önce yaşam alanlarını işgal ettik, sonra aç bıraktık, sonra hayvan sevesimiz (!) tuttu; doğalarına uygun olmayan biçimde besledik, büyüttük, üremelerini bile kendi iznimize tabî kıldık, daha da yetmezmiş gibi kırma cinsler ortaya çıkardık, o bile yetmedi aldık, sattık…

Ya hu devler dünyasında yaşasak; bu devler sırf güçsüzüz diye biz insanları alsa, satsa hoş olur mu?

Daha kötüsü, bu kirli emellerimize çocuklarımızı da alet ettik. Üstelik de bunu şımartmak suretiyle yaptık. Tatile gittiğimizde o çok şımarık çocuklarımızın oyuncakları yaptık hayvancağızları (sadece köpekleri değil, kedileri de).

Sonra tatilden dönerken şehirdeki bahçesiz eve götüremedik, atıverdik bir araziye.

Nasılsa yaşamın merkezi biziz ya, parasını da verdik; atarız da, satarız da... Canımı varmış, o da neyin nesiymiş?

Sonra işte sokaklar öyle başıboş köpeklerle doldu.

Belediyeci abiler kulaklarına birer küpe taktı ama iş orada bitmedi.

Aç hayvan ne yapar? Çeteleşir, sonra da saldırır.

Güvenlik kamerası görüntülerine takılanlar var ya, işte tam olarak öyle olur.

Hayvanseverlerden korkan belediyeler – o nasıl hayvan sevmekse; hayvanın doğasını bozacak her türlü naneyi ye, sonra da “seviyoruz biz”- önlem alamadıkça da, güvenlik kamerasında insanlara saldıran başıboş köpekleri reality show gibi her akşam ana haber bültenlerinde izlemeye başladık.

Peki, bu mesele artık bu noktaya gelince, çokbilmiş hayvan severlere rağmen önlem alamayacak mı korkak belediyeciler?

O hayvancağızlar açlıktan ya da cinsi değiştirilmişlikten insanları parçalayınca, mecburen tecrit edilecekler ya da daha kötü bir muameleye maruz kalacaklar; işte sonunda o olacak.

Bir şeyi sevmek denge ister.

Hani, Kâzım Koyuncu diyordu ya; “Hiç mi düşünmedin sen, sevdiğin böyle ağlar.” diye.

İşte onun gibi. Denge düşünmekten geçer. Böyle dengeli bir sevgi de, hafif meşreplikten değil, belli bir olgunluktan geçer.

Bizde hayvan sevdiğini söyleyenlerin sevgisi dengeli değil; hafif meşrep bir sevgi, seveceğim diye hayvanı doğasından çıkaran, sevdiğini düşünmeyen; düşüncesiz bir sevgi.

Bir vakit bir avcı ile röportaj yaparken demişti ki; “Hayvanseverler bize kızıyor ava çıktığımız için ama onlar hayvanlara daha büyük kötülük ediyor. Kedi dediğin avcı hayvandır. Veriyorlar kedi mamalarını, kediye, hayvana kedi olduklarını unutturuyorlar. Kedinin yanından fare geçiyor, kedi fareye selam çakıyor. Ya hu kedi dediğin fare kovalar.”

Mülteciler meselesi de ucundan, kıyısından sokak köpekleri meselesine benziyor.

Yine bir düşünün; insan durduk yere doğduğu toprağını bırakır mı?

Bir göç çocuğu olarak (Gürcü göçmeni) yanıt veriyorum; hayır.

Bir şekilde evinizden, toprağınızdan olmuşsunuz. Gittiğiniz yerde açlık başta olmak üzere sömürünün en alâsı ile boğuşmak zorundasınız.

Hiçbir şey yaşamasanız bile çocuklarınız, torunlarınız çoğunluğun ya da güçlü olanın gözünde hep ‘bile’ olacak.

Aynen Turgut Özal’a; “Kürt bile cumhurbaşkanı oluyor.” dedikleri gibi.

Hoş, Kürtler göçmüş falan değil de, yazının başında dediğim gibi teşbihte hata olmaz…

Sosyolojik bir gerçek; sorunlu topluluklar suça karışmaya meyillidir. Zorunlu göç etti iseniz, sömürülüyorsanız, açsanız, sorunlusunuzdur ve suça karışma olasılığınız da yüksektir.

Bu durumda güvenlik kameralarına takılan sokak köpeklerinin nasıl çaresine bakılması gerekiyorsa, mecburen sizin de çarenize bakılması gerekir.

Geçenlerde bir sosyal medya paylaşımında diyordu ki, “Mülteci sorunu hümanizmle çözülecek boyutu aşmıştır.”

Gelinen nokta, bu sözü haklı çıkarıyor.

Nasıl ki artık, sokaktaki başıboş köpeklerin hayvan seven ablalara rağmen çözülmesi gerektiğini düşünüyor isek, mülteci meselesinin de çözülmesi şart ötesi şart oldu.

Bunun için de dengeli, yani hafif meşrep ve günü kurtarmaya odaklı olmayan, kitlenin ağzına bir parmak bal çalmayacak, uzun vadeli, temeli sağlam, enine boyuna düşünerek üretilmiş bir projeye ihtiyaç var.

O proje için de; sosyoloğu, psikiyatristi, iletişim bilimcisi, halk sağlıkçısı, siyasetçisi, felsefecisi, aklınıza ne geliyorsa göç meselesinin tüm taraflarını dinlemeye…

Bu minvalde sokak köpekleri için de; hayvan seven ablaları, belediyeleri, sokak köpekleri tarafından parçalanma tehlikesi geçirmişleri, veterinerleri, daha aklıma gelmeyen tarafları dinleyip ortak bir görüşle, dengeli bir çözüm bulunabilir.  

Ezcümle; hümanizm de, hayvan sevmek de denge ister. Denge sevmekten geçer. Sevmek ise düşünmekten... Düşünmek ile insan olabilmek/kalabilmek arasındaki ilişkiyi de bilmeyen yoktur... 



Bu yazı 1237 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI