Reklam
Bugun...
Hafta sonu yazısı: iliştirilmiş insan ilişkileri


SELMA KARA Bülten..
haber@bultentv.com
 
 

Hafta sonu olması münasebetiyle toplum gözünde siyaset kadar ağır durmayan ama hayatımızın her alanını daha çok etkilediği için daha önemli olduğunu düşündüğüm insan ilişkileri kapsamındaki iki konu üzerine yazacağım.

Önce; ‘ayıp olur terörü’…

Ben bunu ‘ikiyüzlülüğün kapısı’ olarak niteliyorum.

Bildiğimiz silahlı terör örgütlerinin yanı sıra, toplumda da, TDK’da anlamı belirtildiği üzere ‘korku, saldırma ve yıldırma’ amaçlarına uygun hareket eden terör çeşitleri var. Bir zamanlar, sosyal medyada çokça esprisi yapılan ‘komşu teyze’ terörü gibi…

Pandemiden sonra patlama gösteren düğünler, sünnetler ve nişanlar da bana göre terör olarak adlandırılabilir ama sonuçları bunlardan daha beter olan başka bir terör çeşidi daha var ki, onun adı da; ‘ayıp olur terörü’.

Büyükşehirlerde yaşayan, tamamen büyükşehir yaşantısına entegre olmuş ya da onun içine doğmuş olanların daha az etkilendiğini düşündüğüm bu terör çeşidi, küçük yerleşim birimlerinde daha yaygın.

Manâ olarak ise, bir topluluk içinde sırf topluluktan dışlanmamak ve kötü görünmemek adına istemediği kişilerle görüşmek zorunda kalmak şeklinde özetlenebilir.

Zaman zaman sırf arkadaş grubunu davet ettiğin için içlerinde görmeyi istemediğin bir kişiyi de ‘ayıp olmasın’ diye davet etmek; gitmek istemediğin bir yere yine toplumdan dışlanmamak için ‘ayıp olur’ diye gitmemek; yaşama bakış açına uymamasına rağmen, ‘ayıp olmasın’ diye evi sevmediğin eşyalarla doldurmak, üzerine sevmediğin kıyafetleri giymek, sevmediğin yerlerde oturup kalkmak şeklinde örneklenebilir ‘ayıp olur terörü’

Ve bunların hepsi kendi içinde bir ‘katlanma’ gerektirir.

Elbette toplum içinde bir arada yaşamak için, ‘sabır’ gösterilmesi gereken konular vardı. Ama ne ‘sabır’ ‘katlanmak’tır, ne de ‘katlanmak’ ‘sabır’dır.

Her ikisinde de zorunluluk vardır ama ‘sabır’ dediğimiz kendimizin isteyerek tercih ettiği bir zorunluluk hali iken, ‘katlanmak’ta ise dışarıdan kaynaklı bir zorunluluk söz konusudur.

Elbette büyükşehirdeki küçük topluluklarda da karşımıza çıkabilir bu durum. Son yıllarda hayatımıza girmiş olan WhatsApp gibi sosyal medya gruplarında, iş ortamında bunlarla karşılaşmak pekâlâ mümkün olabilir.

Ama büyükşehirde ilişkiler daha profesyonel ve işlevsel olduğu için insanlar zaten baştan daha mesafelidir ve sıkıntı yaşadıklarında mesafeden dolayı ipleri koparmak daha kolay olacağı için çok da dolaylı yollara ihtiyaç duyulmaz genelde. Hoşlanmadıkları şeyleri böylece açıkça söyleyebilirler.

‘Büyükşehirlerde insan ilişkileri çok uzak’ diye şikayetlendiğimiz o hâlin bir olumlu tarafı vardır dolayısıyla; insanlar uzaklıktan dolayı ikiyüzlüce davranmak zorunda da hissetmezler böylece.

Küçük yerleşim birimlerinde ise artık yüz göz olmaya dönüşmüş yakınlıklardan dolayı insanlar birbirlerine karşı daha fazla sorumluluk hisseder hale geldikleri için, sorumluluklar da zorunlulukları beraberinde getirir.

‘Ayıp olur terörü’nün ortaya çıktığı bu sorumluluk ve zorunluluk zinciri de artık ikiyüzlülüğün kapısını aralar.

Sırf ‘ayıp olur’ diye sevmediğiniz biriyle bir arada bulunmak durumu daha sonra mutlaka ‘dedikodu’ya yol açacağı için; yüz yüze geldiğinizde hiçbir şey olmamış gibi yüzüne güldüğünüz şahsın arkasından atar tutar hale gelirsiniz.

İşte asıl bu ‘ikiyüzlü’ tavır dejenere olmuş ilişki halidir.

O nedenle küçük yerleşim birimlerinde ya da daha küçük topluluklarda ilişkilerin daha samimî olduğu varsayımı her zaman gerçeği yansıtmaz.

İkinci yalan: ‘iki günlük dünya’ ya da ‘ölüm var’

İnsanların bazı istemediği şeylere ya da aslında kişilere katlanmasına neden olduklarını düşündükleri bir diğer (artık toplumsal bir yalana dönüşmüş) söylem de, ‘iki günlük dünya’ ya da ‘ölüm var’ söylemleridir.

“İki günlük dünya, ölüm kapımızda, o nedenle sevmesek de katlanalım” şeklinde vücut bulun bu söylem de, aynen ‘yalan terörü’ gibi ikiyüzlülüğün anahtarını taşır.

Çünkü; sevmeye istemeye birine katlanmak önce kendime yaptığım bir zorlama sonra da yine ‘dedikodu’ ya neden olacağı için karşı tarafa yapılan saygısızlıktır. Aslında her iki durumda da kişi karşısındakinden çok kendine saygısızlık ve ikiyüzlülük yapmış olur.

Halbuki, istemeye istemeye birine katlanmak yerine, sevdiği için biriyle görüşmek, sevmediği kişiye de mesafeli davranmak daha saygın bir tutumdur ve dedikoduya da mahal vermeyeceği için ikiyüzlülüğe neden olmayacaktır.

Sırf ‘ölüm var’ gerçeğinden dolayı da, ikiyüzlülük yapmanın da alemi yoktur.

Zaten ‘ölüm vardır’ ve ben bu gerçekten kaçamıyorsam, o bahsi edilen ‘iki günlük dünya’da bir şeylere katlanmak zorunda kalmadan, mutlu ve huzurlu, ikiyüzlülük girdabına da girmeden yaşamam daha mantıklıdır.

Ha, ‘ölüm var’ deyip dedikodu sarmalına girmeden, iyisiyle kötüsüyle herkesi her şeyi kabullenecek erdemdekilere değil elbette lâfımız. Orada baştan bir kabullenme hâli var çünkü.

Dünya iki günlükse, yılda 365 gün, çevremizde de milyarlarca insan varsa, neden sevmediğimiz şeylere katlanıp kendimizi zorlayalım sonuçta (Ancak lütfen bu katlanmayı sabır ile karıştırmayınız çünkü sabır bir ilişkinin devamı için şarttır, kapıları vurup çıkmak çözüm değildir)?

Yaradan da bizi şirinlik abidesi olalım, sahte bir sevgi pıtırcığı gibi ortada dolaşalım diye göndermemiştir herhalde dünyaya.

‘Kendini bilmek’ de (çünkü bunun için göndermiş olma olasılığı daha yüksek), her şeye ve herkese yaranmakla gerçekleşebilecek bir ülkü de değildir herhalde…

İşte bunlar hep 'iliştirilmiş insan ilişkileri'... Yani, ortada bir şekilde ortaya çıkmış bir ilişki var ve o ilişki çeşitli nedenlerden dolayı devam etmek zorunda olduğu için, devam etmesine aranan 'iliştirilmiş' bazı bahaneler var... 



Bu yazı 1130 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI