Reklam
Bugun...
“Bir gecede cahil mi kaldık?”


SELMA KARA Bülten..
haber@bultentv.com
 
 

Yazının başlığı bana ait olmadığı için tırnak içine aldım.

2015’te Erciyes Üniversitesinin eski rektörlerinden Prof. Dr. Mehmet Şahin’in kaleme aldığı yazıya aynı başlıkla arama motorundan ulaşabilirsiniz.

2015’teki Osmanlıca alfabenin Harf İnkılabı ile kaldırılıp, vatandaşın bir gecede cahil bırakıldığına dair tartışma; AK Parti Grup Başkan Vekili Mahir Ünal’ın birkaç gün önce, “Maalesef bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünce setlerimizi yok etmiştir. Bugün konuştuğumuz Türkçe ile düşünce üretemeyiz, sadece konuşma ihtiyacımızı karşılayabiliriz.” sözleri ile tekrar gündeme geldi.

Mehmet Hoca da, 7 yıl önceki benzer tartışmalara cevaben, istatistikleri ile bir gecede cahil kalınmadığını kanıtlar bir makale kaleme almış.

Geçen hafta Anadolu Ajansı’ndan; 2000'li yıllarda yüzde 39 olan kız çocuklarının ortaöğretimdeki okullaşma oranının, bugün itibarıyla yüzde 95’e yükseldiğine, böylece ilk kez kız çocuklarının okullaşma oranının erkek çocuklarınkini geçtiğine dair bir HABER düştü.

O haberin istatistikleri de Milli Eğitim Bakanlığından alınmış idi.

Mehmet Hoca’nın yazısındaki istatistiklere bakıldığında ise, Anadolu’da İlk genel nüfus sayımı, Harf İnkılâbından bir yıl önce, yani 1927 yılında gerçekleştirilmiş. Toplam nüfus 13 milyon 629 bin 488 kişi imiş ve toplam nüfus içinde okuma yazma bilenlerin oranı da sadece yüzde 8 imiş.

Bir sonraki yani 1935 yılındaki nüfus sayımında okuma yazma bilenler yüzde 19’a çıkmış. Yani Harf İnkılabından bir yıl sonra okuma yazma bilenlerin nüfusa oranı sadece yüzde 8 iken, 7 yıl sonra yüzde 19’a yükselmiş. Yine 1927’deki nüfus sayımında kız çocuklarında ve kadınlarda okuma yazma bilenlerin oranı sadece ve sadece yüzde 1 iken, 1935’teki nüfus sayımında yüzde 8 olarak tespit edilmiş.

Bir toplumda okuma yazma oranlarının artışı ya da azalışı elbette salt alfabenin ne olduğuna, zorluğuna ya da kolaylığına bağlı değildir.

Eğitimin bir devlet politikası ya da bir başka erk tarafından politika olarak benimsenmesi ve yaygın hale getirilmesi, alfabenin ne olduğundan daha fazla önem taşımaktadır.

Aksi takdirde, Osmanlıca ile aynı alfabeyi kullanan örneğin İran’da okuma yazma oranları çok düşük olurdu.

1927’den 35’e; 35’ten günümüze okuma yazma oranlarındaki artış da, büyük ölçüde eğitimin politika haline getirilmesi ile bağlantılıdır.

Eğitimin politika haline getirilmesi demek, eğitimin ekonomik farklılıklar gözetilmeksizin fırsat eşitliğine dayalı biçimde, toplumun her kesimine ulaştırılması anlamına gelir ki, böyle olunca yalnızca ekonomik durumu iyi olanlar eğitim alma şansına sahip değildir.

Osmanlı’nın genel durumuna baktığımızda tarih kitapları bize, Tanzimat dönemine kadar çocukların 6’lı yaşlardan itibaren 3 ya da 4 yıl süren ‘sıbyan mektepleri’ne gittiğini, daha sonra da çoğunluğun okulla ilişkisinin kesildiğini söylüyor.

Daha ziyade dini nitelikli eğitim verilen bu mekteplerde kız çocuklarının daha fazla ihmal edildiğini de biliyoruz.

1859’a kadar başka bir eğitim kurumunun olmadığı Osmanlı’da ancak zengin ailelerin çocukları, özel hocalar eşliğinde daha uzun yıllar süren ve adına gerçekten ‘eğitim’ diyebileceğimiz bir eğitim alıyordu.

2. Mahmut’un girişimleri ile örgün eğitimin yaygınlaştırılması çabaları olduğunu, ancak sonuçsuz kaldığını da biliyoruz.

Cumhuriyet ise yaygın eğitimi kurumsallaştırarak, eğitimde fırsat eşitliğinin önünü açmış, böylece yalnızca zengin çocukları değil, yoksul halk da eğitimden faydalanır hale gelmiştir.

Anadolu’da yaşayan azınlıkların, yaygın eğitim konusunda Türklere göre daha şanslı olduğunu yine tarih kitaplarından görüyoruz.  

‘Zincidere’deki Ioannis Prodromos Manastırı yahud Moni Flavianon*’ adlı kitap, bize gösteriyor ki, Anadolu Rumlarında örgün eğitim manastırlar aracılığıyla yürütülüyor.

Ancak buralar bizdeki sıbyan mekteplerinden farklı olarak, daha uzun yıllar eğitim alınan, ayrıca özellikle ücra köylerdeki çocukların dahî eğitime dahil edildiği, bazı yerlerde yatılı eğitim verilen alanlar.

Üstelik de bu manastırlarda; manastırın öğrencileri, hocaları, bulundukları yerlerin coğrafi, iktisadi, demografik yapıları, bulundukları yerlerdeki ibadethanelere dair bilgilerin yer aldığı yazılı bir takım kaynaklar oluşturulması da bir gelenek.

Yazılı kültürün, eğitimin sistematik hale getirildiği ekosistemlerde ortaya çıktığını da biliyoruz.

Ermeni azınlıklara bakıldığında ise, Rumlara göre daha zengin olan bu toplulukta, okullaşmanın yaygın olduğunu görüyor, Anadolu’nun hemen hemen her yanında dağılmış bu okulların Ermeni dernekleri tarafından finanse edildiğini de biliyoruz.

Örneğin, Sivas İstanbul’a göre daha küçük olmasına rağmen daha fazla dernek bulunduğu, bu derneklerin bazı yayın organları olduğu da tarihçilerin kayıtlarında yer alıyor.

Türklerde halk arasında sözlü geleneğin yaygın olmasının bir nedeni de yukarıda saydığım nedenler bağlamında yazının bilinmemesi, dolayısıyla yazı öğretecek bir sistemin rahle-i tedrisinden geçilmemiş olması.

Gelelim; Osmanlıca alfabenin zorluğu meselesine.

Osmanlının, 13’üncü yüzyıldan itibaren kullanmaya başladığı; Arapça harfler kullanılarak Türkçe yazılması şeklinde tabir edilen Osmanlıca alfabe, matbu okuyabilen biri olarak çok net ifade edebilirim ki, Türkçe’ye göre gerçekten zor.

Matbû diye ifade ettiğim Yeni Osmanlıca da ancak 19’uncu yüzyılda matbaanın da kullanılmaya başlanması ile yaygınlaşıyor.

Matbû alfabe, neredeyse her yazanın kalem vuruşuna göre farklılık gösteren klasik ve eski Osmanlıca’ya kıyasla daha kolay okunsa da; okutucu dediğimiz ünlü harflerin Türkçe’deki gibi sık kullanılmamasından dolayı okumayı zorlaştırıyor.

Alfabe demişken, Osmanlı’da yalnızca Arap alfabesi kullanarak Türkçe yazımı söz konusu değildir.

Örneğin, yukarıda bahsini ettiğim kitap, Karamanlıca ya da Karamanlidika alfabeyle yazılmıştır. Karamanlidika da, Yunan harflerinin kullanılarak Türkçe yazılması anlamına gelir.

Ermeniler’de de, çok kısıtlı biçimde Ermenice harf kullanılarak Türkçe yazıldığını biliyoruz.

Ancak, Ermeniler ekonomik bakımdan Rumlardan daha iyi durumda oldukları ve Saray’da lobicilik yapabilecek çoğunluğa sahip oldukları için kendi alfabe ve dillerini Rumlara kıyasla daha özgür kullanabilmiştir. Karamanlidika ile yazılı kaynağın daha fazla oluşu da buna dayanır.

Karamanlidika bilen biri olarak (kitabı çeviren üç kişiden biri de benim), Yunan harfleri ile Türkçe yazımının, Arap harfleri ile Türkçe yazımına göre daha kolay olduğunu söylemem gerekir. Öğrenmesi de, okuması da daha kolay bu alfabe, bizim şimdiki kullandığımız Latin alfabesinin atasıdır.

Kaldı ki, kendi alfabelerini kullanarak Türkçe yazdıkları için Hristiyan Türkler olarak da tanımlanan Rumların kullandığı Karamanlıca alfabe ile halkın da, elitin de anlayabileceği sadelikte yazılmış kaynak daha fazladır.

Osmanlıca, Türkçe kelimelerin Farsça ve Arapça kelimeden daha az olduğu, ağdalı ve ağır bir dildir. Öğrenmesi zordur. Bu ve yukarıdaki nedenlerden dolayı da, Saray dışında kullanımı söz konusu olmamıştır.

Günümüzden örnek vermek gerekirse, İlber Ortaylı ortalamanın üzerinde bir kültürel birikime sahip olsa da, konuştuğunda ortalama olarak herkes bir şey anlamaktadır.

Ancak İlber Hoca Osmanlıca alfabe ile yazıp Farsça ve Arapça ağırlıklı konuşsa idi, halk kendisini anlamayacaktı.

Böylece eğitim de, kültür de, küçük bir azınlığın elinde kalacaktı.

Bütün bunlardan ortaya çıkan sonuç, aslında halkın bir gecede cahil kalmadığı; aksine bir gecede eğitimde fırsat eşitliğine kavuşarak, cahillikten kurtulma şansına sahip olduğudur.  

Elbette Osmanlıca bilelim, gerekirse dedemizin mezar taşını okuyalım. Ancak bunu yapabilecek çok sayıda üniversite mezunu işsiz genç zaten var.

Türk dili ile ilgili çok sayıda araştırması ve yayımlanmış eseri bulunan Prof. Dr. Mustafa Argunşah’ın önerdiği gibi, o işsiz mezunlara kadro açılması suretiyle “kültürel birikimimizin” herkesin ortalama anlayabileceği sadelikte Türkçe’ye çevrilmesi, daha fazla kişinin birikimden faydalanmasını sağlayacaktır.

Bu tür tartışmaların siyasi emellerle ortaya atılmış olduğunu bildiğim ve o siyasi emellere alet olmak istemediğim için, gazeteci olarak içerisinde yer almayı uygun bulmamakla birlikte, oldukça açık istatistiklerle kanıtlanabilir bu konuya değinmeden geçemedim.

SİHA’larımız ile övündüğümüz, İngilizce eğitimini ilkokul 3’e kadar indirdiğimiz, kız ve erkek çocuklarda okullaşma oranlarını yüzde 90’ların üzerine çıkardığımız bu zaman diliminde, zannımca daha dişe dokunur tartışmalara enerji harcamak “kültürel birikimimiz” için daha faydalı olacaktır.  

*Kitap, İZDÜŞÜ Anadolu Belge ve Kültürel Çalışmalar Derneği tarafından Türkçe'ye transkribe edilmiş olup, arzu edenler derneğin 'İzdüşü Anadolu' sosyal medya hesaplarından ulaşıp ücretsiz temin edebilir.



Bu yazı 1112 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI