Reklam
Bugun...
135 yıl sonra Bitlis ve kuduz...


SELMA KARA Bülten..
haber@bultentv.com
 
 

Yıl 2022, Türkiye’de kuduz konuşuyoruz.

Bitlis Adilcevaz’da geçen günlerde meydana gelen olayda, sahipsiz köpek tarafından ısırılan bir çocuğun kuduz olduğu ortaya çıktı.

Ardından yapılan incelemelerde, iddiaya göre söz konusu köpeğin daha önce 36 kişiyi daha ısırdığı söylendi.

Adilcevazlılar da, sahipsiz köpeklerin toplatılmasını istedi.

Sosyal medya birkaç gündür bu olayla çalkalanıyor. Sahipsiz köpekleri katil, köpekleri besleyenlere de katillere yardım yataklık isnat eden bazı gruplar var.

O gruplardan biri köpek haritası yapmıştı hatırlayacaksınız. Sonra o siteye kapatma kararı geldi.

Söz konusu gruplar sahipsiz köpeklerin tamamen sokaklardan çekilmesini savunuyor, hayvanseverler ise kısıtlama olmaksızın sokaklarda olmalarından yana.

Bu tür münferit olaylar meydana gelince de, iş tarafların çatışmasına sürükleniyor.

Bu çatışma karşısında, tepki alacaklarını düşünen yerel yönetimlerin tavrı da net olamıyor.

OSMANLI’DA İKİ KÖPEK SÜRGÜNÜ

Adilcevaz’da yaşanan bu ve benzeri olaylar ile bu olaylara gösterilen tepkilerin benzerleri tarihte de görülmüş.

Örneğin, Osmanlı’da köpekler iki kez sürgün ediliyor: ilki 1865’de 2. Mahmut döneminde, ikincisi 1910’da Sultan Reşad döneminde.

Her ikisinde de köpekler, bugün Sivri Ada denilen, o zamanın Hayırsız Ada’sına gönderiliyor. İlk sürgünden sonra, büyük İstanbul yangını çıkınca halk, yangını köpeklerin adaya sürgün edilmesine bağlıyor. Tepkiler üzerine köpekler geri getiriliyor.

İkincisinde geri getirilmiyor ama hayvanseverler, kayıklarla köpeklere yiyecek gönderiyor.

Bir zamanlar Osmanlı’nın neredeyse simgesi olan köpeklerin en rahat dönemi de 2. Abdülhamit dönemi. İkinci sürgün de zaten 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinin ardından gerçekleşiyor.

2. Abdülhamit döneminde sokak köpekleri ile ilgili kuduz vakalarının yaygınlaşmasının ardından, Fransa’ya Pasteur Enstitüsü’ne heyet gönderiliyor, yüklü de bir bağış yapılıyor. Ardından İstanbul’a bir Kuduz Enstitüsü kuruluyor ki, burası yaptığı çalışmalarla dünyanın üçüncü büyük kuduz enstitüsü haline geliyor. Artık kuduz vakaları görülmüyor, çünkü sokak köpeklerinin serbestçe çiftleşmesinin kuduz aşısı yerine geçtiği tespit ediliyor.

135 YIL ÖNCE DÜNYANIN ÜÇÜNCÜ KUDUZ ENSTİTÜSÜ’NE SAHİP İKEN…

Ve yıl 2022, 135 yıl önce dünyanın üçüncü kuduz enstitüsüne sahip iken, şimdi kuduz sorununu konuşuyoruz. Üstelik de Bitlis'in konuşulacak bir sürü tarihi ve doğal güzelliği varken...

Ve, şimdi de benzer manzaralar yaşıyoruz. Artık sahipsiz diye adlandırdığımız sokak köpekleri ile ilgili Osmanlı’da da olduğu gibi iki farklı görüş var.

Biri; sokak köpeklerinin tamamen sokaklardan çekilmesini –aynen bir zamanlar köpekleri sürgün edenler gibi-, diğeri ise buna daha insani çözüm bulunması gerektiğini savunuyor.

Sonuçta çözüm bulunmadığı için elimizde havada dönen bir tartışma kalıyor.

Peki, ne yapılmalı?

  1. İlki, tarihten ders alınmalı.
  2. İnsan, bir yönüyle egosantrik bir varlık. Yani, akıl sahibi olduğu için yaşam hakkının diğer canlıların önünde olduğunu düşünüyor.

Ancak dünyada başka canlıların olduğu da bir gerçek ve egosantrik insan onlarla yaşamak zorunda. Hatta hayatını devam ettirmesi için yer yer diğer canlılara da ihtiyacı var; en basitinden bağırsaklarındaki parazitlere. Dolayısıyla başka canlılarla bir arada yaşaması gerektiğini fark etmeli, toplum düzeni içerisinde yasalar buna göre şekillenmeli. Bunu yaparken denge gözetmeli. Ne hayvanseverlerin savunduğu gibi insanların yaşam alanı ve güvenliği kısıtlanmalı ne de sokak köpeklerine katil muamelesi yapanların ifade ettiği gibi, köpeklere sürgünün yolu gösterilmemeli.

  1. Abdülhamit döneminde kurulan Kuduz Enstitüsü’ndeki uygulamada görüldüğü üzere, hayvanlar kısırlaştırılmadan (ki kısırlaştırma başka canlıya istemediği bir şeyi uygulamaktır), doğal çiftleşme yolu ile kuduzdan uzak tutulmuş. Şimdi de bu tür bilimsel çalışmalara yatırım yapılmalı.

Sokaklarında insanlar kadar, bilumum canlısının da mutlu olduğu bir Türkiye; hem ‘Türkiye Yüzyılı’ adıyla ortaya konan yeni perspektife hem de ‘kökü mazide olan atîyi’ ifade eden ‘muhafazakâr devrimci’ tavra yakışacaktır.



Bu yazı 1181 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

ARDAHANLI GAZETECİLER SEÇİM ÖNCESİ BAŞARILMIYDI?


YUKARI