Reklam
Bugun...
KIRMIZI ELMA


Şakir Çakmakçı Darıca'dan
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

1983 Sivas/Koyulhisar/Kurşunlu Köyü
Ocak ayının ikinci haftası. Akşam olmadan, keskin baltamı elime aldım. Lojmanın kapısında ki odun kütüklerinden birini soba ayarında doğramaya başladım. İki günlük odunu özveriyle doğradıktan sonra, teneke sobamızı doldurup, çırayla tutuşurdum. Sıra su getirmeye geldi. İki plastik bidon ile okulun yüz metre uzağında ki beşoluk çeşmesinde suyu doldurduktan sonra lojmana geldim. Gaz tenekesin den 14 numara lambanın gaz küpünü doldurdum ve camını temizledim. Böylelikle akşam hazırlığını yapmış oldum. Alimünyum güğüme su doldurup, sobanın üzerine bıraktım. Akşam yemeği, çay faslı derken uyku zamanı geldi. O arada üç yaşında ki kızım ve iki yaşında ki oğlum ağız birliği yapmışçasına, baba sana bir şey söyleyebilir miyiz? Merak ettim ne söyleyeceklerini. Hadi söyleyin dedim. Baba, canımız çok elma istiyor, bize elma alır mısın? Üç beş saniye düşündükten sonra, neden olmasın alırım dedim. Demesine dedim de, elma alabilmek için, on bir kilometre uzaklıkta ki Ortakent ( sisorta) nahiyesine gitmem gerekli. Eşim çocuklara havanın soğuk, bu kış kıyamette babanız gidemez dese de, çocuklarımın boyunlarını bükerek sessiz kalmaları beni hüzünlendirdi. Sabah saat şekizde kalktım. Sıkı bir şekilde giyindim. İki metrelik kızılcık değeneğimi elime alıp, ver elin bana SİSORTA. O arada kızım, baba bize kırmızı elmalarda al dediğini duydum.
Köyün altında ki maden ocağına vardığımda sabah vardiyasında çalışan işçiler, galeriden çıkmak üzereydiler. Hayrola hoca yolculuk nereye? Sisorta'ya gideceğimi söyledim. Benden sigara getirmemi istediler. Tamam deyip vadide ilerlemeye başladım. Belki, yolda bir yol arkadaşına rastlarız umuduyla bir saatlik yolculuktan sonra SAYDERESİ rampasına yaklaştım. Dere ıssız, bir Allah'ın kulu yok. Dik rampayı çıkmam için, biraz dinlenmem gerek. Beş dakikalık bir soluklanmadan sonra yola devam ettim. Normalde bir metreye yakın kar var. Fakat, civar köylerin sisortaya gidip gelmeleri sonucu iyi kötü bir yaya yolu oluşmuş. Nihayet üç buçuk saat sonra nahiyeye vardım. Bir kahvede mola verdim. İki bardak çay içtikten sonra, jandarma karakoluna vardım. Karakol komutanı Ömer Bey, hocam hoş geldiniz dedi. Hayırdı bu hava koşullarında nereye? Çocukların meyve istediklerini, onun için geldiğimi söyledim. Onbeş dakikalık bir sohbet ve çay ikramından sonra Ömer Bey' den müsade istedim. Bakkala girdim 5 kg elma, 2 kg mandalina ve 3 kg portakal aldım. Kendimle beraber götürdüğüm bez torbanın içine koydum. Urganla kollarıma geçecek şekilde güzel bir sırt çantası haline getirdim. Günler kısa olduğu için, geri dönüş şart. Yarım saatlik bir dinlenmeden sonra, tekrar yola koyuldum. Bir saat yürüyüşten sonra ormanlık alana girdim. Hava ayaz, fakat berrak. Rüzgar ve fırtına yok. Patika yolda normal adımlarla yola devam ediyorum. Bir anda yüzüme kar esintisi vurdu. Hayret, esinti yok bu neyin nesi? Başımı bir sağa, bir sola çevirdiğimde hem sağda, hem solda iki kurt. Kar savurma makinesi gibi bana 20 metre uzaklıkta hiç durmadan kuyruklarıyl bana doğru kar savuruyorlar. Durum çok kötü. Kurtların niyeti belli, beni parçalamak. Hemen sırtımı bir çam ağacına dayadım ve durakladım. Kurtlarda 50 metre mesafeden bana bakıyorlar. Sırtımda ki yükü indirdikten sonra, paltomu çıkardım. Biraz ip kestikten sonra, paltonun boyun kısmında ki askılık bölümüne bağladım. Tekrar yükümü sırtıma aldım. Yola koyuldum ve paltomu peşimden bağlı iple sürüklemeye çalıştım. Hızla yola koyuldum. Paltonun kar üstünde sürüklenmesi, kurtların dengesini bozdu. Sanki bir tehlike varmış gibi, mesafeli bir şekilde beni takip ettiler. Saydere yol ayırımında ki yaylalara vardım. Kurtlar halen beni takip ediyorlar. Sırtımda ki yük bana yorgunluk vermeye başladı. Tamamı odun ve ahşaptan yapılmış bu yaylalardan birine girmem şart. Yoksa kurtların yakamı bırakacağı yok. Kapısında az kar yığını olan bir yaylanın telle bağlı olan kapısını açtım ve yaylanın içine girdim. Önce üstümde ki ceket, kazak ve gömleği çıkardıktan sonra, beyaz fanilâmı çıkarıp, yere koyduktan sonra tekrar elbiselerimi giyindim. Yayla ahşap olduğu için, elimle biraz tahta koparmaya çalıştım. Çakmağı çaktım fanilayı tutuşurdum. Daha sonra hazırladığım odunları tutuşan fanilâmın üstüne koydum. Artık ısınabilecek bir ateşim oldu. Tekrar yayla kapısına yöneldim. Sağa sola baktıktan sonra iki kurdun tepede beklediklerini gördüm. Derede geçen katırcılar, yaylada ki dumanı görmüşler. Dahası mı tepedeki iki kurduda görmüşler. O arada ıslık sesleri geldi. Bu ıslık sesleri benim kurtuluşumdu. Hemen yayladan dışarı çıktım. Katırcılar bana doğru geliyorlar. O arada kurtlar bölgeyi terk ettiler. Katırcılar yanıma yaklaştılar. Hayırdır hoca sen buralar, ne işin var bura da? Durumu izah ettim. Yükümü aldılar, derede bekleyen odun yüklü katırların yanına vardık. İki saat sonra maden ocağına ulaştık. Beni maden şantiyesine bırakıp, gidecekleri yöne hareket ettiler. Kendilerine teşekkür ettim. Madencilerin sipariş ettikleri sigaraları bıraktıktan sonra yirmi dakika sonra evime vardım. Artık çocuklarım kırmızı elmaya kavuştular. Ne yorgunluk, ne de kurt tehlikesi umurumda değil. Çocuklarımın mutluluğu bana her şeyi unutturdu.


Bu yazı 1172 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI