Reklam
Bugun...
KİRLi GÖMLEKLERİ DEĞİŞTİRMENİN ZAMANIDIR


Osman Kamacı Çizgi
osmankamaci@hotmail.com
 
 

    Ülkenizde İç Barışı geliştirerek, toplumsal ayrışmayı engellemek istiyorsanız, öncelikle Demokratik Hukuk Devleti olma aygıtını çok iyi çalıştırmak zorundasınız. İnsanlar etnik, siyasi ve inanç gibi kutsiyet arz eden değerler üzerinden sorgulanmamalı ve aidiyet duygusundan yoksun bırakılmamalıdırlar. Aksi halde Hukuk tartışılır hale gelir ki, o safhadan sonra ne aidiyet duygusu kalır, ne de birlik ve beraberlik ruhu... Ne acıdır ki, bugün içinde bulunduğumuz gerilimli atmosfer insanlarımızı ayrıştırarak, aidiyet duygusundan mahrum etme noktasına getirmiştir. Sürüklendiğimiz bu vahim tabloyu daha iyi okumak için Fransa'nın teröre karşı nasıl tek ses olduğu örneğine bakmakta fayda vardır. 
    Fransa 7 Ocak 2015 tarihinde Hiciv Dergisi Charlie Hebdo'nın Paris'teki ofisine Said ve Cherif Couachi kardeşlerin ateş gücü yüksek silahlarla gerçekleştirdikleri kanlı terör saldırısına hazırlıksız yakalanmıştı. Güpegündüz ve Paris'in orta yerinde gerçekleşen Terör saldırısında ikisi güvenlik görevlisi olmak üzere, toplam 12 kişi hayatını kaybetmiş, 11 kişi de yaralanmıştı. Bu saldırıda iki güvenlik görevlisi dışında ölenlerin hepsi dergi çalışanları ve aynı zamanda üst düzey sanatçılarıydı. Saldırıdan sonra yapılan araştırmalarda dergide yayınlanan Hz. Muhammed karikatürlerinin İslami kesimlerin tepkisine yol açtığı ve bu durum dinci terör örgütü El Kaide'nin Fransa'da ki uyuyan hücrelerini harekete geçirdiği sonucuna varılmıştı. Paris'te gerçekleştirilen bu kanlı terör saldırısının hemen sonrasında milyonlarca Fransız el ele vermiş, hep bir ağızdan teröre lanetler yağdırarak,  Başkent Paris'te ki Cumhuriyet yürüyüşünde bir araya geldiler. Bütün siyasi parti temsilcileri yürüyüş alanındaydı ve ortak bir bildiriyle ülkelerinin içinde bulunduğu durumun önemine vurgu yaparak,  üzerlerindeki siyasi gömlekleri bir kenara fırlattılar. Fransız Halkının teröre karşı sergilediği bu kararlı çıkış, bir ülkenin zor koşullarda nasıl bir dayanışma ruhu içerisinde olunması gerektiğini ortaya koyarken, terörle mücadele eden diğer Ülkelere de ders verir niteliğindeydi. Cumhuriyet Yürüyüşüne milyonlarca halkın katılmasına Dünya da sessiz kalmamış ve 50'ye yakın Devlet ve Hükümet başkanı onlarla beraber en ön saflarda yer alarak kol kola, teröre karşı ortak bir duruş sergilediler. Hiç bir siyasi parti kırmızıçizgilerimiz var diyerek, kendi egosunu Ülke menfaati üzerinde tatmin etme gayreti içerisine girmedi ve suçu bir başkasının üzerine havale etmeye kalkışmadı. Hep bir ağızdan ve büyük bir olgunlukla haykırarak her şey bizim için, her şey Fransa için dediler. Hiç bir taşkınlık olmadı, cam çerçeve inmedi. Görsel ve yazılı basınıyla söz birliği etmişçesine Cumhuriyet Yürüyüşünde tek yürek oldular, bir oldular ve terörü lanetleyerek yeri göğü inlettiler.
Gelelim kendi gerçeklerimize...
Fransa örneğini detaylarıyla hatırladık,  ancak ülkemizdeki toplumsal ayrışmanın nereye varacağını kestirmek gerçekten çok zor. Çünkü Ülkemde her gün insanlar ölüyor ve akan kanın durdurulması için toplum yararına elle tutulur politikalar geliştirilemediği gibi, kin ve nefret dili kullanılarak sorunun boyutu daha da derinleştirilmeye çalışılıyor. Buna en yakın örnek,  Ankara'nın göbeğinde çeşitli STK ve Siyasi partilerin ortaklaşa düzenledikleri Barış Mitinginin başına gelenler ve sonrasıdır. 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilmek istenen Barış Mitingi daha başlamadan IŞİT terör örgütüne mensup iki canlı bomba tarafında sabote edildi. Bu korkunç saldırı sonucunda 102 insanımız hayatını kaybederken, yüzlerce insanımız yaralı kurtuldu. Canlı bombacıların cehennem yerine çevirdikleri alana insanların kopmuş haldeki kol ve bacakları dağılmış, yaralılar bağırışlarıyla feryat, figan seslerini duyurmaya çalışıyordu. Bütün yaşanan kargaşaya birde Toma'lardan tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz sıkılması facianın boyutunu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. İnsanların üst üste düştükleri o sırada ambulanslar beklenirken, sıkılan su ve göz yaşartıcı gazlar inanılır gibi değildi. 
    Dinci terör örgütü IŞİT tarafından gerçekleştirilen bu vahşet karşısında toplumun tek bir beklentisi vardı... Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Laik, muhafazakâr, sağcı solcu ayırımı yapılmadan, ortak bir tavırla Paris'te terör saldırısını protesto için kararlı bir refleks geliştiren Fransız halkı gibi, milyonlarca insanımızın katılımıyla gerçekleşen ve Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelecek olan devlet ve hükümet başkanlarıyla aynı safta ve kol kola bir dayanışma ruhunun geliştirilmesiydi. Bırakın çeşitli ülkelerin Devlet ve Hükümet başkanlarını... Türkiye halkları olarak bile böyle bir refleksi ortaya koymadık ve her zaman yaptığımız gibi aramızda suçlu bulmak için hafiyecilik oynamaya başladık. Siyasi parti temsilcilerimiz mi? Onlar da her zaman olduğu gibi, yine uzlaşmacı tutumdan uzak ve yine nefret sözcükleri kullanmaktan geri kalmadılar. Toplumu ayrıştıran ne kadar provoke edici cümle varsa, sorumlu siyasetçi kimliklerinden uzak bir şekilde orta yere boca ettiler. Ankara'nın göbeğinde ve 102 iki insanımızın hayatına mal olan bir terör saldırısı gerçekleşmiş, onlar bu kanlı olayın seçim anketlerinde partilerine ne kadar katkı sağlayacağının matematiği içineydiler. Sorumsuzca devam eden bu siyasi çelişki dayanışma gücümüzü bir kez daha sekteye uğratırken, bundan nemalananlar için büyük bir fırsatın doğmasına da ortam hazırlıyordu. Onlar da zaman kaybetmediler ve bu fırsatı avantaja dönüştürmenin ilk hamlesini Konya'da oynanan Türküye - İzlanda milli maçında gerçekleştirdiler. Yaptıkları çirkin tezahüratlarla Fransız ve Türkiye halkları arasındaki Vatanseverlik farkının ne durumda olduğunu ortaya koydular. 
                 Bu iç karartan tablo daha nereye kadar böyle sürecek bilemiyorum. Birilerinin bizi koyun gibi ve istediği yere sürüklemesine daha ne kadar göz yumacağız. Neden Ülke menfaatinin Siyasi ve kişisel çıkarımızdan daha önemli olduğu gerçeğini kabul etmiyor ve gözlerimize bağlanan siyah bantlarla dolaşmaya devam ediyoruz? Ve yine neden üzerimize yapışan o kirli gömlekleri bir çırpıda söküp atmak varken, üzerine sıkı giysiler giyerek daha da kirlenme gereği duyarız?  Gözlerimize çekilen o siyah bantlar ve katman katman kir bağlamış o gömlekleri sıyırıp kor ateşlere fırlatmanın zamanı gelmedi mi?   

 



Bu yazı 2870 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI