Reklam
Bugun...
BÖYLE GİDERSE DOKSANLI YILLARI MUMLA ARARIZ


Osman Kamacı Çizgi
osmankamaci@hotmail.com
 
 

Zamanın Demokrasi Partisi (DEP)1991 yılında Sosyal Demokrat Halkçı Partinin (SHP) listelerinde seçimlere katılmış ve bu seçim sonuçlarına göre Leyla Zana, Mahmut Alınak ve Selim Sadak gösterildikleri bölgelerde milletvekili seçilerek Mecliste temsil yetkisine kavuşmuşlardı.

         O yıllarda Ülkede olağanüstü bir durum söz konusuydu.  PKK'nın silahlı faaliyetleri bir türlü durmazken, neredeyse her gün karakollar basılıyor ve şehit haberleri hiç eksik olmuyordu. Dönemin bu kadar hassas olduğu bir süreçte Leyla Zana'nın Milletvekili yemin töreni için başında Kürtlerin ve özellikle PKK'nın sembolleştirdiği sarı, kırmızı ve yeşil renklerden oluşan bir bandanayla kürsüye çıkmış olması, zaten gerilimli olan meclisin tansiyonunu daha da yükseltmişti. Hele hele meclis sandalyelerinde kendisini protesto eden seslerin yükseldiği bir sırada kürsüde Milletvekili yeminini Kürtçe tamamlaması, iplerin tamamen kopmasına neden olmuştu. Meclis kürsüsünde Kürtçe yemin etmiş olması Leyla Zana hakkında soruşturma açılması için yeterli bir neden olarak kabul edildi ve hiç zaman kaybedilmeden gerekli hukuki süreç işletilmeye başlandı. 4 Mart 1994 yılında PKK örgütüyle bağlantıları olduğu iddiaları da ortaya atılınca dokunulmazlıklar kaldırıldı ve böylece Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Ahmet Türk, Selim Sadak ve Sırrı Sakık Meclise giren polislerin yakışık olmayan bir yöntemle tutuklanmasıyla son buldu.

              Sözüm ona örgütün meclisteki uzantılarına yapılan bu antidemokratik uygulamayla işi hal yoluna koyacak, böylece terörün belini bir kez daha kırmış olacaktık. Oysa öyle olmadı. Kürt siyasi hareketine yapılan bu imha hamlesi geri tepti ve bugün Kürt siyasi hareketinin fersah fersah gelişerek geldiği noktanın temel harcını oluşturdu. Hani zaman zaman endişelerimizi dile getirmek için 90'lı yıllara geri mi dönüyoruz diye hep tedirginlik yaşarız ya, işte tam burada DEP Milletvekillerinin meclise giren sivil kıyafetli polisler tarafından birer kedi yavrusu gibi enselerinden tutularak cezaevlerine götürülürken, kızılca kıyametler koptu ve yasadışı oluşumlar türemeye başladı. Öyle sanıldı ki, PKK örgütünün Meclisteki legal uzantılarını kontrol altına alırsak sorunlar bıçak gibi kesilecek ve bir daha kimse böyle bir hadsizliğe cesaret edemeyecek... Aynı yıllarda her türlü hukuksuzluk devreye girdi ve şiddettin dozu artarak, faili meçhuller olağan bir durummuş gibi algılanmaya başlandı. Binlerce köy yakılıp, yıkıldı, on binin üzerinde insan failleri meçhul olarak kaldı ve insanlık dışı yöntemlerle ( dışkı yedirmek gibi) devletin kudreti kanıtlanmaya çalışıldı. İzlenen bu sakat politikalar, Demokrasiden ve evrensel insan haklarından sapmanın en dramatik dönemlerini manşete koyuyordu. Peki, Kürtler üzerinde buram buram şiddet kokan bu yöntemler sorunu çözüm noktasına taşıyarak, Kürt halkının Devletiyle barışık bir şekilde yaşamasını sağlayabildi mi?

       Elbette ki hayır...

         90'lı yılların yanlış uygulamaları ülkemizin bugün içine düştüğü çıkmazın tek ve ana nedenidir. Şiddet şiddeti doğurdu. Dün kan ve gözyaşı vardı, bugün kan ve gözyaşı içinde boğuluyoruz. Dün PKK'yı bitirme savıyla Kuzey Irak'ın dağları bombalanıyordu, bugün Cizre, İdil, Silopi, Sur gibi Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerleşim yerleri bombalanıyor.  Kısacası Güneydoğu ve Kürt politikası cephesinde değişen hiç bir şey yok ve iflasın arz merkezine oturmuş durumdadır. Değişen tek şey; Başbakanın dediği gibi, fezlekeler kaldırıldıktan sonra 6 HDP'li milletvekilin 90'lı yıllarda kedi yavrusu misali enselerinden tutularak Toros'lara tıkılmayacağıdır. 90'lı yıllara bakınca bunun bile çok büyük bir gelişme olduğunu söylemeye çalışan Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu dinlerken üzülmemek elde değil. Başbakan'ın bu söylemini dinlerken aslında aradan 22 yıl geçmesine rağmen, Kürt meselesinde bir arpa boyu yol almadığımızı daha net görebiliyoruz.

       HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın yanı sıra, 4 milletvekilinin daha fezlekesi Bütçe görüşmelerinden hemen sonra meclisin gündemine gelecek. Meclise gelen fezlekeler büyük bir olasılıkla MHP ve AKP'nin ortak kararıyla geçecek ve söz konusu HDP milletvekillerin dokunulmazlıkları kaldırılacaktır. Bunun akabinde savcının gözaltı kararını açıklamasıyla birlikte mahkeme tutuklanmalarına hükmedecektir. Çok fazla beyin fırtınası yapmaya gerek yok. Üç aşağı, beş yukarı durum bu temelde gelişecek ve işte o zaman buyurun hep birlikte 90'lı yılları mumla arayalım... Çünkü bugün durum dünden çok farklıdır. Ne Kürt siyasi hareketi dün olduğu kadar pasif, ne de insanların bilinç düzeyleri tartışılır durumdadır. Değil 6 milletvekilini, onları meclise yollayan 6 milyon seçmeni de tutuklasanız, macun artık tüpten çıkmıştır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın bu nafiledir ve macunu tekrar tüpe doldurmanız mümkün değildir.

          Söylemesi hiç kolay değil ancak, realist olmak gerekir ki, önümüzde göz ardı edemeyeceğimiz büyük bir sorunumuz var. Eğer Ülkemizin kanayan bir yarası olarak devam eden Kürt sorununa kısa vade de kesin ve kalıcı bir çözüm getiremezsek, hiç arzulamadığımız durumlarla karşı karşıya kalabilir ve daha da içinden çıkılmaz bir hale sokabiliriz.



Bu yazı 2780 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI