Reklam
Bugun...
BİR KAHRAMAN ARANIYOR


Osman Kamacı Çizgi
osmankamaci@hotmail.com
 
 

       Ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesi sanki bir lanetin labirentler içerisinde dolaşarak gelip patladığı son noktadır. Tüm köşe başları tutulmuş, parmaklar tetiklerde ve alçakça pusuların kurulduğu kör bir karanlık. 
Kimse cesaret edip gerçekleri söyleyemese de, Silopi, Sur, Cizre ve Nusaybin'de bir iç savaşın provaları sahneleniyor, kan kırmızısı ve puslu ışıklar altında. Çünkü bu yerleşim yerlerinde devam eden yüksek gerilim bir türlü dinmiyor ve kazılan hendeklere yenileri eklenerek etki alanı daha da genişliyor.  
             Bölgede yaşayan insanlar sitem dolu ve yorgun. Çaresizlik pençesinde kıvranan insanlar güçler dengesi arasında sıkışmış, bezgin ve yürekleri acılar sarmalında yangın yeri. PKK'nın Özyönetim modeli kaynaklı isteği ile başlayan direnişin bugün geldiği nokta tek kelimeyle felaketin öncü sarsıntılarını resmediyor. Bir yandan mahalle mahalle, sokak sokak kazılan hendekler, diğer yandan bu hendekleri ortadan kaldırmak ve hayatın yeniden normale evrilmesi için Devlet güvenlik güçlerinin en ağır silahlarla kentsel yerleşim yerlerini savaş alanına çevirerek gerçekleştirdiği operasyonlar... Tanklar durmadan ateş açıyor ve insanlar kaçacak yer bulmakta zorlanıyor. Mesken ve işyerleri harabe halde ve neredeyse sağlam bir tek yapı kalmamış. Sokağa çıkma yasağının haftalardır sürdüğü bu yerleşim yerlerinde hayat belirtileri tamamen ortadan kalkmış, köşe başları keskin nişancıların ablukasına teslim olmuş durumda. Onlarca çocuk, genç, kadın ve yaşlı insan çatışan güçler arasında sıkışarak kim vurdu ya gitti... Gitmeye de devam ediyor. Hamile kadınlar evin kapısında kahpe kurşunlara hedef olurken, Seyhanlı asker annesi içler parçalayan ağıtlar yakarak, dayanılması güç acılarını haykırıyor. 
                 Binlerce insan yastığını, yorganını yüklenmiş, evini ocağını geride bırakarak, daha güvenli diye iç bölgelere göç ediyor durumda. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle evini terk edemeyenlerin durumu daha da vahim ve içinden çıkılmaz halde. Evinden dışarı çıkamayan halk haftalardır aç, susuz, perişan ve kaderine terk edilmiş durumda. Elektrik yok, su yok, Ekmek yok, sağlık hizmeti yok... Yok, yok, yok... Bırakın ekmeği, suyu, elektriği, sokaklarda oluşturulan barikatların arkasındaki PKK'lılar ile karşılarında mevzilenen güvenlik güçleri dışında yaşama dair belirti yok. Eğitim öğretim konusu ise içler acısı... Hatırlanacağı üzere bu konuyla ilgili haftalar önce bölgede görev yapan bütün öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığının bir talimatıyla geri çekilmiş ve böylece eğitim, öğretime ara verilmişti. Sözüm ona huzur ortamı sağlanınca öğrenciler derslere kaldıkları yerden ve hızlandırılmış bir sistemle devem edeceklermiş. Peki, bu nasıl olacak, bari biri çıksın konuyu anlatsın ki, kamuoyu ikna olsun. 
Çünkü ortada eğitim verecek kritere sahip tek kalmamış, bütün altyapıları tahrip olmuş durumdadır. Mevcut olan bu eksikliklerle nasıl bir hızlandırılmış eğitimle soruna çözüm getirecekler, çok merak ediyorum.
                   Haftalardır devam eden çatışmalar sonucunda harabeye dönen kentler adeta Irak ve Suriye'de yaşanan trajedilerin tekrarını andırıyor. Resim aynı resim... Patlayan bombalar... Yükselen toz bulutları... Ve yükselen toz bulutlarıyla eş zamanlı olarak kulakları tırmalayan feryatlarla cansız ve parçalanmış bedenleri kucaklayan çaresiz insanlar. Bölge ateş içinde ve bölge tutuşmuş yanıyor, kimse kılını kıpırdatmıyor.  
Kameraların karşısına geçerek kahramanlık edebiyatı yapmak çok kolaydır. Aslolan çıkıp hepimizi cayır cayır yakacak olan bu lanet yangına müdahale etmek ve ülkeyi bu felaketten kurtarmaktır. Yüreğiniz yetiyorsa çıkın bunu yapın ve bu halk'ta sizin heykelinizi diksin. Merak etmeyin, siz bunu başardığınız an kendinizi bu kadim halklar tarafından kahraman ilan edilmiş bulacaksınız. Bu ülkede halklar üzerinde eğemem kılınmak istenen baskı ve zulme ve yine bu ülkede yaratılmak istenen kaotik ortama her kim sebep oluyorsa, dayanağı ve bahanelerine bakılmaksızın binlerce kez lanetler olsun. Devlet ve PKK arasında devam eden güçler çatışmasında yaşamlar onlarca başak tanesine atılan keskin bir orak gibi yere serilmekte. Serilen o yemyeşil başaklar düştükleri yerlerde altın sarısından, gülkurusuna keserken, sallanan yeni orak darbeleriyle taptaze ve henüz çimlenme aşamasına gelmiş körpe başaklar da düşmekte. Tıpkı dedesinin kucağında öldürülen 3 aylık Miray bebek gibi... Başakların özgürce ve rüzgâr eşliğinde ve ahenkle seslendirdiği hışırtılı şarkılar bu bereketli topraklarda susmuş, şehirler ölü evi gibi hüzün kokuyor. Nekrofili düşkünlerinin hayalini kurduğu gibi, her taraf kan ve barut kokusu istilasında... 
                 Sokak ortasında öldürülmüş bir kadının cesedi günlerce ortada kaldı. Kör bir kurşunun hedefi olan ve günlerce sokakta bekleyen kadının cesedini oradan kaldırmak için kimse cesaret edip, başını kaldıramadı. Çünkü başını duvarın gerisinden gösterdiği an keskin nişancıların hedefi olunacağı biliniyor. Bundan dolayı hiç kimse böyle bir riski göze alma cesaretini gösteremedi ve sokaktaki kadın cesedi çürümeye başladı. Manzara karşısında dilimiz lal, gözlerimiz kör, kulaklarımız sağır olmuş durumdadır. Sanki o alan Suriye de enkaza dönen sokaklardan ve sanki her gün İsrail'in katliamlarına şahit olduğumuz Gazze ve Filistin sokakları... 
               Korku, terör, baskı ve zulüm bir sis perdesi gibi halkımızın üzerine çökmüş, göz gözü görmüyor. Daha ne kadar boyun eğecek ve hiç bir şey olmamış gibi günü kurtarmaya çalışacağız? Barış ve kardeşlik ruhunun bu işin panzehiri olduğunu ne zaman fark edeceğiz?

 



Bu yazı 3105 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI