Reklam
Bugun...
ARTIK YETER


Osman Kamacı Çizgi
osmankamaci@hotmail.com
 
 

             Yine ateşler kor gibi yüreklere düştü ve yine acıların en büyüğü kadersiz anaların üzerine kâbus gibi serpilmeye başlandı.   Üç yıl devam eden çatışmazlık sürecinde parmaklar karşılıklı olarak tetiklerden çekilmiş, en ufak bir olay yaşanmamıştı. Silahların sustuğu o zaman diliminde halklar arasında iyimserlik rüzgârları esmeye başlamış, Barış'a olan inanç daha da güçlenmişti. Her şeyden önemlisi artık şehit haberleri gelmiyor, analar huzur içinde evlatlarını kışlalara yolcu etmeye başlamıştı. Hal böyle olunca ülke olarak her şeyin iyi gittiğine kanaat getirmiş, galiba bu defa Barış'ı yakaladık sarhoşluğuna kapılmıştık.

 Ancak olmadı...

                 Güzel şeylerin olmasına ramak kala, ülkemin dağına, taşına, köyüne, kasabasına, çarşısına ve pazarına yayılan o umut kırıntıları hiç olmadık bir anda hortlayan ölüm lanetiyle birleşerek yerini hayal kırıklığı ve korku nöbetlerine terk etti.  Hayali bile olağanüstü keyif veren o BARIŞ rüzgârlarının sessizliğe bürünmesiyle, gencecik fidanlarımız daha hayatlarının baharında ve olgunlaşmaya başlayan birer başak gibi yeniden koparıldılar. Anaların ağlamaması için sesimizi en yüksek perdeden vurarak duyurmaya gayret göstererek artık silahlar sussun, insanlarımız ölmesin diye haykırsak ta, ne sesimizi duyan oldu, ne de anaların gözyaşlarını görebildiler. On binlerce insanımızın hayatına mal olan bu anlamsız ve hiç bir kazananının olmadığı, bundan sonra da olmayacağı ortada olan bu kirli savaşa ARTIK YETER dedik, EDİ BESE dedik, dikkatte alan olmadı. Ölenler bizim çocuklarımız ve evine ateş düşen bizleriz... Türkü, Kürdü fark etmiyor... Acının dili ve rengi birdir ve farklı ara tonda bir yer bulma şansımız da yoktur. Ardahan'daki bir Kürt ana ağıt yakarken, can evinde vurulan bir Edirneli ananın farklı bir ruh hali yaşadığını düşünmenin mümkünü var mıdır? Veya Hakkâri'deki bir ananın evine düşen ateş, Yozgatlı anayı yakıp kavurmadığının imkânı olabilir mi? Hayır dediğinizi duyar gibiyim... Elbette bu mümkün değildir... Çünkü böyle bir duygu karmaşası insanın doğasına aykırıdır. Tabi ki Kürt ve Türk anaların yüreklerine düşen kor ateşlerin yakıcılığı aynı oranda tesirini göstermekte ve her ikisini de aynı derecede yiyip bitirmektedir.

             30 yıldır bu ülkede Anaların kanlı gözyaşları hiç dinmedi ve bir türlü dindirilemiyor. Artık ağlamasın dediğimiz o kadersiz analar gözpınarlarında tükenen yaşların yerine kan akıtarak haykırmaya başladılar. O elleri öpülesi anaların yürek parçalayan ağıtları gök kubbede duyulurken, yanı başında duran kimi zevatlar bunu duymaz, seyri âleme dalmış haldeler.   Duymadım, görmedim ve söylemedim noktasında durmuş, adeta üç maymunu oynuyorlar. Yangın yerine dönen ülkemin bu durumuna karşı bana neci tavır takınarak, hiçbir şey olmamış gibi Polyanna varı bir ruh halini ortaya koyuyorlar. Neden mi? Çünkü gelen ölüm haberlerinden nasıl nemalanır, bunu nasıl siyasi ranta çevirebilirim hesabı ile yanıp tutuşan, bencil, sağduyudan uzak ve at gözlüğüyle dolaşmayı tercih eden bu ahlak yoksunları bağnazlıklarını ancak ve ancak böyle koruyabileceklerine inanıyorlar.

           Geçtiğimiz günlerde son 30 yılı kapsayan zaman dilimiyle ilgili bir çalışma yapılmış, genel bilançosu yazılı ve görsel basın aracılığıyla kamuoyuna duyurulmuştu. 1985'te başlayan ilk çatışma ile 2015 yılında yaşanan son çatışmaların sonuçlarıyla ilgili çarpıcı ve ağır bir tespitti. 40 bin insanımızın hayatına mal olan bu anlamsız ve bir o kadar acı tablonun toplum üzerinde baskıladığı şiddet paranoyasını düşünmek bile cesaret gerektiriyor. Türk, Kürt, bütün analar aynı travmayı yaşamış, aynı acıyı yüreklerinin en derin noktalarında yaşadılar. Ve 30 yıl geçmesine rağmen hala aynı acıyı yaşamaya devam ediyor, aynı ateşlerin sarmalında kavruluyorlar. Hayatını kaybeden 40 bin insanımız, bu ülke üzerinde kirli hesapları olan güçlerin kahpece hazırlayarak hayata geçirmeye çalıştıkları ihanet planının ne ilki, ne de sonudur. Bugün ülkem kan gölüne çevrilmişken, kirli hesaplar peşinde olan o kahpeler bir kenarda ellerini ovuşturarak, akan kandan nasıl keyif aldıklarıyla mest oluyorlar. Bu kalleş provokatörler toplumsal barışımızı dinamitlemek ve Halkları infiale sürüklemek için her türlü yol ve yöntemi devreye sokmaya çalışıyorlar. Yine halklar arasında nefreti körükleyerek, tehlikeli gerginlikler yaratmak için daha neler yapabilirimin hesabını tutmanın derdindeler. Aman, aman... Acılar bu kadar sıcak, sinirler bu kadar gevşemişken bu tuzağa düşmeyelim ve sağduyuyla soğukkanlılığımızı koruyalım. Aksi halde o kahpelerin oyununa gelir, telafisi mümkün olmayan bir noktaya gelebiliriz ki, bu bizden uzak olsun... Özellikle dört siyasi parti temsilcimizin sağduyulu ve sorumlu söylemlerini yedi boğumdan geçirdikten sonra ifadeye dökerek sokağın yükselen tansiyonunu düşürmeye çalışması önemle gereklidir. Asırlarca birlikte ve huzur içinde yaşayan ve tabiri yerindeyse etle, tırnak olmuş Türk ve Kürt halkının buna karşı uyanık ve tahriklere kapılmaması önemlidir.  Sanırım sadece Amerikalı ve Yahudi asıllı bankacı işadamı David Rockefeller'in ''Türkiye'yi bölmek ve İslam'ı yok etmek için Kürt - Türk savaşı çıkarmalıyız. Böylece kazanan İsrail olacaktır,,  sözü bile neden tahriklere kapılmamamız gerektiğini iyi anlatıyordur. Acilen ve hemen şimdi, Toplumsal barışa çok ama çok ihtiyacımız var. Ancak barışı sağlamanın yolu asla silah seçeneğine endeksli olmadığı çok iyi okunmalıdır. İzlenecek tek yol, Demokratik siyaset zemininde geniş katılımlı bir Parlamentonun sağlıklı çalışmasıyla elde edeceği uzlaşıyı ortaya koyarak, istenen kardeş kavgasının fitilini ateşlemeye çalışanların amaçlarını boşa çıkarmasıdır. Burada dört siyasi Parti liderine çok büyük görevler düşmektedir. Hiç zaman kaybetmeden bir araya gelerek 78 milyon'un kendilerinden beklediği erdemli tutumu ortaya koymalıdırlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, yeter ki silahların susmasını sağlasınlar ve şehit tabutlarının bir daha anaların önüne gelmemesi için somut çözüm üretsinler.

                 Burada Martin Luther King'in '' Ya birlikte kardeş gibi yaşamayı öğreneceğiz, ya da aptallar gibi hep beraber yok olacağız,, sözünü hatırlarken içim acıyor, dilimin söylemeye varmadığını hissediyorum... 



Bu yazı 2150 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI