Reklam
Bugun...
Köroğlu Destanı Kars, Göle Anlatımı...


Orhan Bahçıvan Bahçıvan'ın Toplayıp, Arşivledikleri..
nazlicanylmqzz@gmail.com
 
 

Murat Beyliyem
 
Aras Paşa sana bele söyleyim
Yerim haber alsan Murat Beyliyem
Zalim düşman ile kavga başlarsa
Dava salam kırgın tufan eyliyem
 
Bağ besleyip kızıl gülü dermesem
Derip derip yar göksüne sermesem
Mesneve gelmişem mesnev vermesem
Misri kılınç elde gerek neyliyem
 
Yiğit olan yiğit korkmaz ölümden
Misri kılınç ferman ister elimden
Mesneve gelmişem mesnev dilimden
Hele dinle birkaç kelam söyleyem
 
Çenlibel'den bu diyara gelmişem
Ne devlete ne de vara gelmişem
Köroğlu'yam nazlı yara gelmişem
Erzurum da mesken salan deliyem
 
Bugün ki Göle Ovası'nın o zamanlar Erzurum Beyliği'ne bağlı olduğunu sanıyorum. Üstünde yaşadığımız koca ovanın sulu ve yeşil bir alan olması, dönemin at tacirlerinden Murat Bey'li Deli Yusuf'un gelip yerleştiği bir yöredir. Bugün Yiğit Konağı da denilen ve yöre halkı tarafından da böyle adlandırılan yer Kür Irmağı'nın beş kolunun birleştiği bir yerdir.
 
Bu bölgede at yılkıları besleyip beyliklere at ticareti yapan Deli Yusuf'un hikayesi dilden dile söylenerek günümüze ulaşmıştır. Ben bu hikayeyi kısaca burada anlatmak istiyorum.
 
O zamanlar beyler vardı. Beylerin emrinde ordular vardı. Her bey kendi başına bir eyaletin hakimi idi, böylece bir eyaletler sisteminin parçalarıydılar. Tüm beyliklerle ticari ilişkiler kuran Deli Yusuf, Köroğlu'nun babasıdır. Köroğlu'yla savaşan ve Yusuf'un gözlerine mil çeken bey ise Hınıs beylerinin önde gelen isimlerinden biri olan Palu Bey'dir.
 
Palu Beyi Bingöl varyantı içinde ağırlık kazanmaktadır.
 
Destanın Dağıstan varyantı içinde ise bu beyin adı Boylu Beyi'dir. Kars-Göle varyantı ve dahası, Ayıntap varyantı da Beylik konusunda Bingöl varyantıyla birleşirler. Ufak bir anımsatmayla söze devam edelim. Köroğlu destanlarında "DONA ÇAYI" diye bir isim geçer. Bazı araştırmacılar bu ismi Tuna adıyla birleştirirler. Tuna Irmak olarak bilinir. "DONA ÇAYI" ise Fırat suyudur. Bu ismi Erzincan Seferinde net bir şekilde görüyoruz. Gelelim hikayenin devamına...
 
Aslında Bir Türkmen beyi olan Deli Yusuf'un Palu Beyi ile olan kavgasının, çok öncelere dayandığını söyleyenler de vardır. Kavganın nedeni hakkında kaynaklarda açık ve yeterli bilgi bulmak mümkün olmadı. Deli Yusuf aslında Murat Beyli imiş der kaynaklar. Murat dolaylarına yerleşen, Murat beyi olarak tanınan Kara Murat denilen Hınıs beylerinin en güçlüsüyle giriştiği bir çatışma sonucu sürgün edilmiş. Sonra gelip bu yöreye yerleşmiş.
 
Kars ile Göle arasında bulunan çam ormanlarının içinde yaylalar vardır. Bu yaylaların adlarını yazmayı gerek görmüyorum. Söylentilere göre bir Türkmen beyi olan Deli Yusuf, otu ve suyu bol olan bu yaylalarda at sürüleri yetiştirir ve bu işin ticaretini yapardı. Deli, deli olduğu kadar da yiğit bir insandı. Bu yüzden kendisine güzel bir konak yaptırdı. Ve konağın adını da Yiğit Konağı olarak adlandırdı. Şimdi bile, bu yöre Yiğit Konağı diye anılıyor.
 
Bir gece Deli Yusuf bir rüya görür. Rüyasında yine Kars ile Göle arasında kalan küçük bir göl vardır, adına Aygır Gölü derler. Kayıtlarda da böyle yazılıdır. İşte bu gölden bir beyaz aygır çıkar, Deli Yusuf'un at sürülerinin içinde bir hayli dolaşır. Sonra bir kısrağı alarak gerisin geri gölün içine gider.
 
Deli Yusuf uyanınca rüyasını karısına anlatır. Karısı ise, kırk yılda bir kez bu gölün içinden su aygırının »su atının« çıktığını, gölün de adını bu aygırdan aldığını anlatır. Bu aygırdan dalaba gelen kısrağın kulunlayınca dünyaya gelen tayın yani atın eşi menendi görülmemiş bir at olduğunu söyler. Deli Yusuf'un karısı daha sonra yeryüzünde gelmiş geçmiş ünlü atları sayarak bu atların bu aygırdan olduğunu anlatır.
 
Halk söylencelerinde bu hep böyle olmuştur. Nerde güzel, nerde iyi var ise hepsi, söylencenin geçtiği yere aittir. Bu dünyanın her yerinde böyledir.
 
Deli Yusuf o günden sonra yaylım alanını değiştirip adı geçen gölün yöresini mesken tutar. Günlerden bir gün sabah namazı vaktinde rüyası gerçekleşir. Gölden çıkan beyaz aygır at sürüsünün içinde hayli bir dolaştıktan sonra beyaz bir kısrağı bularak dalaba getirir. Bu olaydan sonra, aygır gerisin geri gölün sularına karışarak gider. İşte destanlaşan Kır-At böylece dünyaya gelir.
 
Bu anlatım bana Vahş Irmağı'nın söylencelerini anımsatıyor. Asya da bulunan Vahş havzasında Vahş Irmağı'ndan çıkan derya atlarıyla dalaba gelen kısrakların taylarına o yörenin Türkleri Tulbar adını verirlerdi. Bu anlatı dünyaca ünlü seyyahların yazılarında vardır. Tulbar atları bugünkü Arap ve İngiliz atlarının atalarıdır. Yine bunu da seyyahların seyahatnamelerinden öğreniyoruz.
 
Daha sonra kır kısrak kulun verir; dünyaya böylelikle o ünlü Kır-At gelmiş olur. Kır-At dünyaya gelmeden evvel, ünü dört bir yana yayılır. Hele hele dünyaya geldikten sonra, tümden yer yerinden oynar. Herkes, bu tayı görmek için yaylalara akın eder. Yörenin en büyük beyi olan Palu Beyi de bu olayı duyar. Bu tayı Deli Yusuf'tan satın almak ister. Askerlerine emir verir. "Gidin o tayı derhal bana getirin. Paraysa para, malsa mal, topraksa toprak... Deli Yusuf ne isterse verin o tayı bana getirin. Ünüme layık bir ata binmek istiyorum." der.
 
Askerler çala-kamçı yaylalara gelirler. Deli Yusuf'a Palu Beyi'nin isteğini iletirler. Askerleri dinleyen Deli Yusuf, önceleri olmayacağını söyler, askerler ısrar edince, gelen askerleri bir güzel kovar. Bu arada tayı gören askerler, taya hayran kalırlar. Gidip Palu Beyi'ne olanları bir güzel anlatırlar.
 
Palu Beyi bir başka yol denemek ister. Deli Yusuf'u konağına çağırtır. Konuk eyler. Tatlı diller dökerek taya sahip olmak ister. Buna rıza göstermeyen Deli Yusuf'a zorla alacağını söyler. Deli Yusuf buna da boyun eğmeyince, Palu Beyi hiddetlenir. Askerlerine emir verir. "Mil çekin bu adamın gözlerine. Öldürmeyin, yaşasın, yaşasın ama ömrü boyunca da o kır tayı bir daha göremesin!"
 
Palu Beyi'nin bu emriyle Deli Yusuf'un gözlerine mil çekilir. Atına bindirilerek askerler tarafından yaylalığa kadar getirilir. Bu olayı gören herkes şaşkındır. Bu olayla birlikte tayın ünü daha da yaygınlaşmıştır. Deli Yusuf, daha on yaşlarında olan oğlu Ali ile yaylalarda aygırdan olma tayı büyütmeye başlar.
 
Bütün bilgilerini ve bütün hünerlerini bu tayın yetişmesinde uygulayan Deli Yusuf kör olduğu için kendisini karanlığın tutsağı diye adlandırır. Bu yüzden de oğlu Ali'ye ise, gözleri gördüğü için "Hürsün oğul!" diye seslenir. Bu yüzden oğlunun adını Hür-Şen Ali diye değiştirir. Bu ad değişimi yöre halkı tarafından da benimsenir: Lakabı ise çoktan körün oğlu manasına Köroğlu şeklinde yerleşmeye başlar...
 
Söylenceler böyle veriyor ama yöre halkı çok eski bir destan kahramanı olan KÜROĞLU'nun adını bu çocuğa verenlerin umudu boşa çıkmayacaktır. Günler gelip günler geçtikten sonra, Hür Şen Ali on beş yaşına tay ise beş yaşına girmişti ki, Deli Yusuf bir gece yeniden bir rüya görür. Gördüğü bu rüyada Köroğlu dediğimiz yiğidin doğuşu kendisine malum olur. Kısaca görülen rüya şöyledir:
 
Yaylaların güneyinde bir yerlerde akan bir ırmağın kıyısında oturan Deli Yusuf, bir piri yanında görür ve yanına gelen Pir ile konuşmaya başlar. Pir, Deli Yusuf'a seslenir:
 
"Bu ırmağın adı Aras Irmağı'dır. Bu ırmak kutsal ırmaktır. Bu ırmaktan gelen üç sihirli köpüğü içersen senin gözlerin açılır ve o zalim Palu Beyi'nden intikamını alırsın. Çok sevdiğin Kır-Atı da görürsün." der ve ortadan kaybolur.
 
Deli Yusuf uyanınca karısına ve oğluna bu rüyayı anlatır. Karısı da gönül rızalığıyla kalkıp gitmesini söyler. Bunun üzerine Deli Yusuf yanına Hür-Şen Ali'sini de alarak at sırtında Aras Irmağı'nın yolunu tutar. Günlerce yol aldıktan sonra, rüyasında gördüğü yere gelir. Bu yer zaten pir tarafından kendisine söylenmiştir. Oturup beklemeye başlarlar. Sabah namazı yaklaşınca Deli Yusuf olduğu yerde iki rekat namaz kılar.
 
Tam ezan vakti olduğu an üç sihirli köpük gelmeye başlar. Hür-Şen Ali babasına söylemeden üç köpüğü de içer. Bu sihirli köpüklerden biri yiğitlik, ikincisi ise ozanlık, üçüncü köpük ise ölümsüzlük bağışlar.
 
Bu arada Deli Yusuf oğlu Hür-Şen Ali'ye seslenir: »Vakit geçiyor oğul, uyuyup kalmayasın. Köpükleri gözden kaçırmayasın«.
 
Hür-Şen Ali babasına yavaş bir sesle yanıt verir: »Köpükler geldi ve gelen köpükleri ben içtim. Çünkü sen bu yaşınla at koşturamazsın. Babaya yapılan böylesi zulmün hesabını oğul sorar. Dolayısıyla senin öcünü ben alacağım.«
 
Çaresiz kalan Deli Yusuf olayı sakin bir tavırla kabullenir. Sonra oğluna seslenir: »Kısmet seninmiş oğul. Benim değilmiş. Yazı böyle yazıldıysa Koca Yusuf neylesin«.
 
Daha sonra baba-oğul gerisin geri yollara düşerler. Yaylaya tezden dönerler.
 
Çenli (sisli) ormanların puslu ovasına yorgun argın yetişirler. Yol boyunca Deli Yusuf ne yapacağını ve nasıl bir yol izleyeceğini düşünür. Önce üç sihirli köpüğü içen Hür-Şen Ali yetişmeli. Ok atmada, kılıç çalmada, kalkan tutmada, at binmede ustalaşmalı. Bu çocuğu yetiştiren biri olmalı. Derken, yol boyunca düşünceleri arasında oğluna hocalık yapacak şahsı da bulur. Bu zat, Deli Yusuf'un eski silah arkadaşı Koca Bey'den başkası değildir. Bir bahaneyle çocuğu Koca Bey'e gönderir.
 
Koca Bey bu çocuğu tam üç yıl boyunca akla gelecek her alanda eğitir. Sonra Deli Yusuf'a salar. Bu üç yıl boyunca Deli Yusuf tüm planları kurmuş, nerde oturup nerde kalkacaklarını ve nerelerden giderek kimi, nerede vuracağını dört dörtlük hesaplamıştır. İlk önceleri Yiğit Konağı denilen yeri terk ederler. Yüksek tepelerin en yüksek tepesine çekilirler. İşte bu bölge bugün bile, Köroğlu Bölgesi olarak tüm haritalarda kayıtlıdır.
 
Köroğlu Bölgesi diye anılan ve geçmişte de Yiğit Konağı namıyla maruf bu bölge orman bölgesidir. Tam bu bölgenin karşısında bir bölge daha vardır ki buranın da adı Şişek Gölleri'dir. Bu Şişek Gölleri'ni niçin yazıyorum. Çünkü: Koca Yusuf kır atın hızını ölçmek için bir bataklık oluşturduğunu yazanlara diyorum ki, bu bataklık bu bölgede zaten vardır. Gidip görmek bu sayılan yerleri yerinde tespit etmek mümkündür.
 
Şişek Gölleri'nde Kır-At'ın hızını deneyen Koca Yusuf'un oturduğu yer, Hür-Şen Ali'nin at sürdüğü yer, iz olarak bellidir. İlk kurdukları ilkel kaleye ev sahipliği yapan dağın tepesindeki ağaçların kesilmesi nedeniyle bu dağın adı Kabak Tepe Dağı'dır. Yüksekliği 3.050 metredir. Eteğindeki ağaçları değil de tepesindeki ağaçları kesmenin amacı ise, çıplak alanda gelebilecek her türlü tehlikeyi kontrol etmektir. Bu arada Kır-At büyümüş, binilecek çağa erişmiştir. Küçük Hür-Şen Ali de büyümüş yiğit bir delikanlı olmuştur. Yörede Deli Yusuf'un adı Kör Yusuf, yöre diliyle »Körüsüf« olarak kalmıştır. Oğlu Hür-Şen Ali'nin adı ise unutulmuştur. Körüsüf'ün oğlu olarak anılmaya ve söylenmeye başlanmıştır. Daha sonra, körün oğlu sözcükleri birleştirilerek nam-ı diğer KÖROĞLU adı yerleşmiştir.
 
Anadolu içinde ve dışındaki, tüm varyantlarda anlatılan olaylar zinciri hemen hemen aynıdır. Köroğlu hikayesinin ya da destanın aynı formatlarla yoğrulması, bana tüm bu varyantların tek kaynaktan çıktığını düşündürüyor. Tek kaynaktan çıkan öykü ya da destanların halk ozanları dilinde değişimlere uğradığını kabul ediyorum. Köroğlu Seferleri başlığı altında topladığım anlatılar zaman dilimleri bakımından çeşitli çağları içeriyor. Yani bir sefer Aşık Cünun adına anlatılıyor. Bir başka sefer Aşık Elesker adına anlatılıyor. Dahası, bir başka sefere de Aşık Ali diye birinin adına kaydediliyor. Bu aşıklar bildiğim kadarıyla aynı çağın aşıkları değildir. En azından Aşık Cünun'un yaşadığı çağı tam olarak bilmesem de Elesker adlı aşık daha dünkü aşık. Bunları yazarken, şunu demek istiyorum. Tek hikaye üstüne kurgulanmış yüzlerce anlatı. Bu anlatılar çağlara göre de kendini yenilemesini bilmiştir. Ama en önemlisi ise, yukarıda da değindiğim gibi bu tür söylenceler sadece ad üstüne üretilmiş bir olgu gibi ele alınabilir.
 
Bu yörede daha önce yetişmiş ve KÜROĞLU adıyla destan kahramanı olarak halk içinde nam salmış bir isimle özdeşleştiği kanımca daha doğru olabilir. İnsanın insanı sömürmeye başladığı her yerde, her dönemde baskı ve zulüm eksik olmamıştır. Zulme karşı direniş eylemleri de her yerde her dönemde gündeme gelmiştir. İşkence çağlar boyunca sürerek sanki bir gelenek haline dönüşmüştür. Yüz yıllardır, bin yıllardır değişik biçimlerde insan vücuduna uygulanan işkencelerden birisi de işkence gören kişinin gözünün kör edilmesidir. İnsan gözünün kör edilmesi olaylarına değinen en eski yazılı kaynak olarak Homeros destanlarını göstermek olasıdır. İskitler'de rastlanan insanların gözlerini kör etme eylemi, kör edilenlerin çocuklarının intikam eylemleri ve eylem olayları, başka uluslarda da zaman zaman kendisini gösterir.
 
Eski Azerbaycan ile İranlıların arasında da bu tür olayların olduğu bilinmektedir. Eski Türk kültüründe de rastlanan bu tür kör etme işkenceleri en canlı biçimi ve çok varyantlı gelişimi Köroğlu destanlarında karşımıza çıkmaktadır. Köroğlu adına söylenen bunca çeşitleme ve bunca değişik destanların özü de yukarıya aldığım konuyu içeriyor. Aslında bu yörede anlatılan en az sekiz tane çocuğun hikayesi vardır. Bunların hemen hemen hepsi de kör olan bir babanın intikamı üstüne kurgulanmış olaylar zinciriyle anlatılır. İşte bizim adını andığımız Koç Köroğlu bu şartlar içinde var olmuştur. Sonra yüzlerce kola ayrılarak halk içinde destanlaşıp büyümüştür.
 
Bütün verilere bakıldığında Köroğlu bir destan kahramanı olarak görünüyor. İlk bakışta bu doğrudur. Detaya indiğimiz zaman, destan kahramanı Köroğlu'ndan önce Küroğlu adını buluyoruz. Küroğlu ile Köroğlu'nun benzer yanlarına gelince, isim benzerliği ön saflara taşınıyor. Köroğlu'nun adı Hür-Şen Ali...
 
Küroğlu'nun adı ise, Kuşan Ali'dir.
Köroğlu'nun baba adı Deli Yusuf,
Küroğlu'nunki ise bir silah ustasıdır ve adı da Deli Yusuf'tur. Köroğlu'nun silah ustası Koca Bey'dir.
Küroğlu'nun dedesinin adı ise, Dede Sultan'dır.
 
Dönelim şu bizim Koç Köroğlu öyküsüne. Köroğlu'nun önce anası, sonra da babası ölür. Uca dağların başında sazıyla sözüyle ve kırk delisiyle baş başa kalır. Anadolu içinde ve Anadolu dışındaki tüm anlatılar, gelişim itibarıyla hemen hemen aynı çerçeve içindedir. Sonuç ise yine aynı nedenlere bağlanıyor. Kimisine göre böyle, kimisine göre şöyle. Aslında nasıl olursa olsun sonuç olarak, işkence görmüş bir babanın intikamı ve kırklara karışma. Yani Köroğlu ölmüyor kırklara karışıyor. Kır-At ise sır olup gidiyor.
 
Kır-At üstüne de anlatılan bir sürü söylence bulunuyor. Kimilerine göre, her kırk yılda bir Halep pazarında satılıyor. Kimilerine göre ise Kırşehir pazarında satılıyor. Kimilerine göre de Göle ormanlarında yüzyıllardır yitirdiği sahibini arıyor. Köroğlu'nun etrafında toplanan deliler de anlatılarda önemli yer tutar. Bu insanların da adları kendileri gibi oldukça ilginçtir. Delilerin adlarını da yazalım:
 
Han Ayvaz, Köroğlu'nun üvey oğludur. Bazı kaynaklarda İvaz olarak geçer. Iğdır yöresi Üreğir Türkmenlerinin hanı olduğu söyleniliyor. Bazılarına göre de Erzurumlu Kasapbaşı'nın oğludur. Kanımca ilk söylenen daha bir gerçeğe yakındır. Çünkü tüm anlatılarda Ayvaz'ın adı, Han Ayvaz olarak veriliyor.
Dağdeviren: Bu deli hakkında fazlaca bilgim yok.
Zincirkıran
Kabresığmaz
Yolkesen
Yelkesen, bu iki delinin de kardeş olduğunu yine söylencelerden anlıyoruz.
 
Zor Bezirgan: Köroğlu destanlarında önce Köroğlu'na düşman olduğu görülüyor. Sonra nasılsa adı delilerin içinde geçiyor.
Köse Kenan: Köroğlu'nun amcası olduğunu belirten söylenceler de vardır. Ben kesin bilmiyorum.
 
Cıdalı Kenan: Aslında bu iki Kenan'ın da bir kişi olduğunu veren söylenceler de vardır. Ayrı ayrı insanlar olduğunu veren söylenceler de vardır. Hangisi doğrudur bilemiyorum.
 
Deli Hasan: Bu kişi de Köroğlu destanlarında bu adla geçer. Zaman zaman Köroğlu'nun tüm işlerine karışır. Bunun da Köroğlu'nun amcası olduğu söylencelerde vardır.
Koca Arap
Bıyıklı Yusuf
Kiziroğlu Mustafa Bey
Güzel İsa Palı, ya da İsa Balı
Celali Bey
Ağalar ağası
Demircioğlu
İsfahanlı Koca Bey: Köroğlu'nun silah ustası.
Hoylu Bey
Tülek Terlen
Acemoğlu
Mirzalı Bey
Köse Sefer
Benli Ahmet
Arslan Bey: Köroğlu'nun öz oğludur. Çok ilginç bir hikayesi vardır. Kısaca şöyle: Köroğlu Azerbaycan dolaylarına bir sefere gider orda bir kadınla az da olsa birlikte olur. Daha sonra kadını bırakır gelir. Bu kadının Köroğlu'dan bir oğlu olur. İşte bu Arslan Bey dedikleri çocuk budur, diyorlar. Aynı hikaye Acemoğlu ve Dağıstanlı Hasan için de anlatılır.
Güdümen: Çenlibel'in at bakıcısı, seyis. Bu ismi daha sonra Benli Döne ile birlikte görüyoruz. Bu kişinin olayına az sonra değineceğim.
Hanlar Hanı
Selam Vermez
Allahsız- Tanrı Tanımaz
Tekeli Beyi
Deli Balta
Deli Teber
Eceli Anan
Demir Kıran
Polatoğlu
Okçuoğlu
Depe Delen
Yanık Hasan
Dellek Hasan
Darıdeğmez
Halden Bilmez
Dağıstanlı Hasan: Köroğlu'nun ikinci bir oğludur. Dağıstan seferinde ön saflara taşınır. İkinci Çin seferinde Çin askerleri tarafından öldürülür. Köroğlu oğlu Hasan için, yüzlerce ağıt söylemiştir.
 
Görüldüğü gibi kırk sayısını geçiyor. Ben daha önce bu isimlerin yirmi dört tanesini yazmıştım. Daha sonra kırk sayısına ulaşan isimleri yazdım. Çünkü Köroğlu her nedense kırk sayısıyla hep özdeşleştirilir. Köroğlu aynı zamanda bir ozandır. Ozanların piri sayılır. Kendi adına kırk makamı vardır. En son makamı ise kırklar makamıdır. Söylenceleri söyleyenler derler ki, Köroğlu ölmemiş kırklara karışmış. İşte bu kırklara karışma anında bir türkü çalar ve söyler, daha sonra kırklara karışarak gider. Bu en son söylediği makam ise kırklar makamıdır. Yazının son bölümüne bildiğim Köroğlu makamlarını yazacağım.
 
Köroğlu Koç Kır-At'a binince, bunca gözü kanlı deliyi de yanına toplayınca, halkın istediği ölçüde bir yiğit olmuştur artık. Her seferinde babasının öcünü almak için, Palu Beyi'ne saldırmaya ve her alanda bu beyliğe zarar vermeye başlamıştır. Bu topraklar üstünde ipek yolu adıyla bilinen bir yol vardır. Tüm ticaret kervanları bu yol üstünde geçer. Geçen her kervandan baç alan Köroğlu, gücüne güç, servetine servet katmıştır. Bu servet öyle bir hal alır ki, bir koçaklamasında şöyle seslenir:
 
Ayırın sürünün bin erkeğini
Kırdırın beylerim ha ben gelince
 
İnsan bu sözler karşısında şöyle düşünmeden kendisini alamıyor. Sözü edilen sürüden bin erkek ayrılınca geriye kaç tane kalıyor. Bir başka dörtlükte ise şöyle sesleniyor:
 
Yüz batman pirinci küçük kazana
Doldurun beylerim ha ben gelince
 
Ben bu sözün karşısında, şunu yazıyorum. Yani bu adamın küçük kazanı yüz batman pirinç alıyorsa ki, kendisi böyle söylüyor, ya büyük kazanı kaç batman pirinç alıyor? Buna benzer soruların yanıtını aramak için çok uzaklara gitmemek gerekir. Kuzeydoğu Anadolu yöresi ozanlarının ne denli üretken ve ne denli geniş bir hayal gücüne sahip olduklarını anlıyorum.
 
Köroğlu kendisini beylikten hanlığa taşıması için Koca Bey'in önderliği ile İsfahan'dan Niğar Han'ı getirerek onunla evlenip Han'lığı alır. Böylece Han'ların başına geçmek için Han Köroğlu unvanını alır. Daha sonra, Iğdır kalasının paşası olan Aras Paşa'nın kızı Döne Sultanı (Benli Döne) alarak kendisini Sultanlık konumuna getirir.
 
Köroğlu'nun Doğuya yaptığı üç Çin seferinden söz ediliyor. Ama izniniz olursa Çin seferlerini ve evlatlarını yitirmesini bundan sonraki buluşmamızda anlatayım...
 
Köroğlu'nun Doğu'ya yaptığı üç Çin seferinden söz edildiğini belirtmiştik. Bu seferlerin ilkinde Zor Bezirgân'ı, ikincisinde Dağıstanlı Hasan'ı kaybettiği aktarılır. Köroğlu, intikam için üçüncü sefere hazırlanır. Ancak Zor Bezirgân'ı Köroğlu'nun kendisinin öldürdüğünü Hoylu Bey öğrenir. Bu durum karşısında Hoylu Bey, Köroğlu'na "kahpelik yaptın" diye türküler söyler.
 
Köroğlu, bu olaydan sonra Kiziroğlu, Hoylu Bey ve Demircoğlu'nun yoldaşlığından ayrılmasına engel olamaz. Güç yitirip zayıflayan Köroğlu kendini çok iyi koruyacağı bir bölgeye göç eder. Bu bölge ise, Iğdır Kalası'dır. Iğdır Kalası'na yerleştikten bir zaman sonra, kayınbabası Aras Paşa ile arası açılır. Bir söylenceye göre Köroğlu Aras Paşa'yı öldürüp Kala'nın tüm hükmünü eline geçirir. Bir başka söylenceye göre de Aras Paşa vadesi yettiğini, öleceğini anlayınca ki bu bana daha doğru geliyor, Kala'nın kumandanlığını Köroğlu'na bırakır.
 
Her ne şekilde olursa olsun. Biz Köroğlu'nu Iğdır dolaylarında görüyoruz. Hem de Kala kumandanı olarak. Üçüncü Çin seferini düzenledikten sonra, İpek Yolu üstünde Çin dolaylarına mal götüren tüm kervanları iğneden ipliğe varana kadar soyar. Maksat oğlunun öcünü almaktır. En son bir Asyalı kervancının soyulması üzerine, Çin orduları bu kaleye sefer ederler, Iğdır kalesinin dört kapısını kırarak, Köroğlu dahil tüm Delileri anında asarlar. Kale kumandanlığına ise Döne Sultan'ı getirirler. Döne Sultan baba tahtına oturduktan sonra Çin beylerine her yıl vergi vermekle cezalandırılır.
 
İşte Güdümen de burada söylencenin içine ikinci bir şahıs olarak girer. Daha sonra Güdümen'i Bozoğlan olarak orta Azerbaycan'da anlatılan söylencelerin içinde görüyoruz.
 
Köroğlu'nun sonunu anlatan bazı koçaklamaları burada size hatırlatacağız. Ancak tamamına yerimiz yetmeyebilir, bu yüzden şimdilik ilk iki koçaklamayı paylaşalım, devamını gelecek seferde...
 
Koçaklama 1:
 
Koymazam
Yığılsa mahlukat mahşer gurulsa
İsrafil surunu çala koymazam
Çekerem kılıcı kavga kurulsa
Uçurduram burda kala koymazam
 
Haber olsun Beyazid'in iline
İl düşmesin ben delinin eline
Hoy deyip binerem kır-At beline
Bu meydanı Rüstem Zal'a koymazam
 
Bir yiğit ki atasından var ola
Tülek Terlan gurbet elde sar ola
Beyazid'de neçe güzel var ola
Getirirsem birin bile koymazam
 
Badeler içmişem hele sarhoşam
Kork o günümde ki kaynayam coşam
Tülekler saldırtan bir terlan kuşam
Dönüp konsun diye dala koymazam
 
Kırarım kayaları yıkarım dağı
Hanlar zehir içer sultanlar ağı
Çenlibel'dir Koç Köroğlu otağı
Şah da gelse Çenlibele koymazam
 
***
 
Köroğlu'nun sonunu anlatan bir başka koçaklama ise Bezirgân ile Döne Sultan arasında geçiyor. Şimdi o koçaklamayı yazalım:
 
Koçaklama 2:
 
Söyleşi
Aldı Şirin Döne:
Çin eline gidip geri döndünüz
Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan
Bezirgan Doğru gelip Çenlibel'e indiniz
Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan
 
Aldı Usta Firenk:
Bu yollarda baç verip baç almadım
Yiğit isen elle yüklleri şimdi
Nice yollar geçtim hasmım bulmadım
Yiğitisen elle yükleri şimdi
 
Aldı Şirin Döne:
Çenlibel'in sahibiyim gördünüz
Eğlendiniz bu ellerde durdunuz
Güdümen'e birkaç kamçı vurdunuz
Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan
 
Aldı Usta Firenk:
Ömrümde ben baç vermeyi görmedim
Hiçbir yerde eğlenip de durmadım
Uşağını döğdüm baçın vermedim
Yiğit isen elle yükleri şimdi
 
Aldı Şirin Döne:
Belimde kılıncım sade cevahir
Vallahi dünyanı ederem zehir
Kelleni keserim hey Firenk Kafir
Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan
 
Aldı Usta Bezirgan:
Aklı noksan karıların zatından
Sallasam kargıyı düşen atından
Belin sıksam canın çıkar götünden
Yiğit isen elle yükleri şimdi
 
Aldı Şirin Döne:
Hele gelsin yiğitlerin dizilsin
Kılınçlar kınından çıkıp çözülsün
Yazı neyse alnımıza yazılsın
Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan
 
Aldı Usta Firenk:
Duydum Çenlibel'in suyu akmıyor
Güzelleri yaylalara çıkmıyor
Yiğitleri gayrı canlar yakmıyor
Yiğit isen elle yükleri şimdi
 
Aldı Şirin Döne:
Çenlibel'den beri sefer eyledim
Güzelleri yaylalarda yayladım
Kırk yiğide geldiğimi söyledim
Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan
 
Aldı Usta Firenk:
Hey n'olanda cazu kadın n'olanda
Dert insanı bölük bölük bölende
Serdarlarım sana karşı gelende
Yiğit isen elle yükleri şimdi
 
Aldı Şirin Döne:
Şirin Döne derler benim zatıma
Hiçbir yiğit çıkamadı katıma
Döner seni çiğretirim atıma
Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan
 
Aldı Usta Firenk:
Usta Firenk ölür vermez bu baçı
Böyle şeyler bana zehirden acı
Ömrümde duymadım bu baç ne baçı
Yiğit isen elle şimdi yükleri
 
:::::::::::
Not: Çin seferi olarak geçen bu seferler özünde "Arçin seferi olarak bilinmelidir. Arçinler hakkında Azerbaycan Tarihine bakılmalıdır.
 
 Köroğlu Hikayesi'nin Kars - Göle Anlatımı - 4
 
 
Koçaklama 3
 
Söyleşi:
 
Aldı Şirin Döne:
Sana derim hey Bezirgan
Niye dövdün Güdümen'i
Baç vermeden geçmez kervan
Niye dövdün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
Bezirgan yolunu seçmiş
Diye dövdüm Güdümen'i
Baç almanın çağı geçmiş
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Aldı Şirin Döne:
Atı sürdüm tozum kaldı
Sana bir çift sözüm kaldı
Paylaşacak kozum kaldı
Niye dövdün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
At sürersen tozun kalır
Sen gidersen sözün kalır
Paylaşacak kozun kalır
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Aldı Şirin Döne:
Ne kaçarsın varın kaldı
Denk üstünde karın kaldı
Yerde ah-u zarın kaldı
Niye dövdün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
Ben kaçmadım yanlış gördün
Yanlış yerden haber sordun
Sen kavgadan uzun durdun
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Aldı Şirin Döne:
Sür atın meydana çıksın
Kılınç değsin kanlar aksın
Güdümen'in hayfı çıksın
Niye dövdün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
Yaylada yayık yayarlar
Yağ bal ile yiyerler
Hanım sana kim diyerler
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Aldı Şirin Döne:
Çenlibel'in binasıyam
Güzellerin sonasıyam
Köroğlu'nun Döne'siyem
Niye dövrün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
Sarı at biner gelirsin
Gelme ki pişman olursun
Bir çift buse baç verirsin
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Aldı Şirin Döne:
Yaylalarda karım çoktur
Namusum var arım çoktur
Bileğimde zorum çoktur
Niye dövdün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
Yayla karı kar sayılmaz
Namus dersin ar sayılmaz
Kadın gücü zor sayılmaz
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Aldı Şirin Döne:
Sen baçı kardan saymazsın
Nice sesimi duymazsın
Nefsin şeytana uymasın
Niye dövdün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
Bu yollar ipek yoludur
Bu yollar kervan doludur
Uşağın kimin kuludur
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Aldı Şirin Döne:
Sözü uzatıp nidersin
Baç vermeden mi gidersin
Sen kervana kast edersin
Niye dövdün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
Çin Beyleri al kan saçtı
Baç almanız suya düştü
Köroğlu'nun vakti geçti
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Aldı Şirin Döne:
Şirin Döne der bismillah
Misri kılınca maşallah
Canına kıyarım billah
Niye dövdün Güdümen'i
 
Aldı Bezirgan:
Adım Vızvız ilim Firenk
İçerimde çatal yürek
Baç sözünden geri dönek
Diye dövdüm Güdümen'i
 
Koçaklama 4
Söyleşi
Aldı Köroğlu:
Dönüp çevreyi dolandın
Han Ayvaz'ım dur hele dur
Nice kanlara bulandın
Han Ayvaz'ım dur hele dur
 
Aldı Ayvaz Han:
Beyim çevre dolu düşman
Ne durursun vur hele vur
Duran sonra olur pişman
Ne durursun vur hele vur
 
Aldı Köroğlu:
Bindiğin at Kara Kaytaz
Bağırırım avaz avaz
Baba sözü dinle Ayvaz
Han Ayvaz'ım dur hele dur
 
Aldı Ayvaz Han:
Bindiğim at Kara Kaytaz
Yiğitlere yakışmaz naz
Baba sözü dinler Ayvaz
Ne durursun vur hele vur
 
Aldı Köroğlu:
Köroğlu der bir duralım
Meydanı açık görelim
Bir duralım bin vuralım
Han Ayvaz'ım dur hele dur
 
Aldı Ayvaz Han:
Han Ayvaz'ın sözü tamdır
Üstü başı kızıl kandır
Karşımızda Firenk Han'dır
Ne durursun vur hele vur
 
Köroğlu Güzellemesi:5
 
Aşkolsun
 
Çenlibel de bir su gibi
Akan dilbere aşkolsun
Yaz baharda çiğdem gibi
Çıkan dilbere aşkolsun
 
Sürmeler çekmiş kaşına
Benziyor huma kuşuna
Yavru turna tel başına
Takan dilbere aşkolsun
 
Aldanma dünya varına
Düşme zulmetin darına
Yiğitliğin didarına
Bakan dilbere aşkolsun
 
Hubluğun tariften öte
Hiç hile katılmaz süte
Gönül yana yana tüte
Kokan dilbere aşkolsun
 
Köroğlu bir miskin geda
Dosta canın eder feda
Gönül düştü aşktan od'a
Yakan dilbere aşkolsun
 
Gelelim Köroğlu makam ve havalarına:
 
1.         Acem Köroğlu.
2.         Ahani Havası
3.         Arabî Köroğlu.
4.         At oynatma Havası
5.         At üstü Köroğlu.
6.         Atalar Ahengi
7.         Atlı Köroğlu
8.         Ayvaz Bu Gelen Bu Gelen
9.         Ayvaz Gelir Otağından
10.      Ayvaz Geliyor.
11.      Ayvaz Güzellemesi.
12.      Ayvaz Peşrovu.
13.      Ayvaza İmdat Gidelim.
14.      Ayvazı Köroğlu.
15.      Ayvazı Peşrev.
16.      Ben Bir Köroğlu’yum.
17.      Bizim Ellerin Beyleri (1)
18.      Bizim Ellerin Beyleri (2)
19.      Bozgun Köroğlu
20.      Bozkaşı Havası
21.      Bozlu Köroğlu.
22.      Bozuğu Köroğlu.
23.      Bozuk Köroğlu Makamı "Bozuk Düzen"
24.      Can Köroğlu.
25.      Cengi Köroğlu/koşma.
26.      Cengi makamı
27.      Cirit Havası
28.      Ciritleme Köroğlu.
29.      Çanoyu Köroğlu
30.      Çardak Halayı (Köroğlu Halayı)
31.      Çortoyu Köroğlu.
32.      Deli Köroğlu/koşma.
33.      Demircioğlu’na Toy Tutma
34.      Devir Değişti Köroğlu.
35.      Döşeme Köroğlu/koşma.
36.      El Kaytağı Köroğlu.
37.      Erzurum Köroğlu.
38.      Gitme Köroğlu.
39.      Göroğlu Destanı
40.      Kırat Semahı (Kırklar Semahı)
 
Benim defterime yazdığım Köroğlu makamları bu kadardır.
Sözünü daha önce de etmiştim; kırk makamı olduğunu söylüyorlar. 40 makam not etmişim. Ancak bunların ne kadarı doğrudur ne kadarı yanlıştır, henüz bilmiyorum. İlk etapta yazdıklarımı, Köroğlu anlatımının sonuna ekledim. Böylece Köroğlu efsanesinin Kars Göle anlatımının sonuna geldik. Yeni, farklı bilgiler edindikçe, sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim.

Göyde Uçan
 
Köroğlu Erzurum Seferi
Göyde uçan Huma Kuşu
Ne bilir dalın kıymetin
Kara saza el sürmeyen
Ne bilir telin kıymetin

Kel koşup kotan ekmeyen
Sofraya ekmek dökmeyen
Arının kahrın çekmeyen
Ne bilir balın kıymetin

Sağa sola laf atanlar
Gerçeğe yalan katanlar
Sonra beyliğe yetenler
Ne bilir ilin kıymetin

Köroğlu der hay olanda
Dereler aslan dolanda
Kara zağ bülbül olanda
Ne bilir gülün kıymetin


 
Erzenimdir (Yakarış)
Köroğlu Erzurum Seferi
 
Canım Kırat gözüm Kırat
Çenli beller erzenimdir
Seni minen alar murad
Uzun yollar erzenimdir
 
Kıratı minerem körpe
Haykıranda çıxar serpe
Her dönede on tas arpa
İpek tüller erzenimdir
 
Çağrışır dağların gurdu
Çenlibeldir gönül yurdu
Nerde yiğitlerin merdi
Şeyda diller erzenimdir
 
Köroğlu’yam oxlarınan
Döyüş etdim çoxlarınan
Başı polad mıxlarınan
Gümüş nallar erzenimdir
 
Deyil mi[1]
 
Köroğlu Erzurum Seferi
 
Mene kara diyen dilber
Kaşların kara deyil mi
O dal gerdanına saldığın
Saçların kara deyil mi

Açılıp hakkın eşeği
Aleme düşüp ışığı
Hesen Hüseyin beşiği
Örtüsü kara değil mi

Kalkıpdı hakkın alemi
Yere indirdi selamı
Kuran da Allah kelamı
Yazısı kara değil mi

Çenlibelde kurdum bina
Benziyersin aya güne
Ağ yüzünde tane tane
Halların kara değil mi

Köroğlu mayıldı size
Sen kulak as saza söze
Siyah sürme ala göze
Çekibsen kara değil mi

 
 Köroğlu İle Nigar Elyazması 722 Ferman Baba, (Döner ayak / Redif ayaklı )
 


Bu yazı 4544 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI