Reklam
Bugun...
Sezgin Baran Korkmaz Kimdir? . 2. UZAN OLAYI SEZGİN BARAN KORKMAZ!


Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

Ardahan Üniversitesine yaptırdığı öğrenci yurdunu yarı bıraktığı zaman tanıdığım Sezgin Baran Korkmaz Digorludur..

Kendisi İstanbul Kars diasporasının için de olan bir olarakta yakinen tanımadığım ama Ardahanlı dostlarımızla da yakın temasta ve korumada (!) olduğunu iyi bildiğim Korkmaz’ın bir anda ABD-Türkiye arasında kriz haline gelen rahip Brunson ile de ilişkide olduğu yönünde ki iddiaları da öğrenince vay anasını dedim..

‘Vay anasını’ dememin nedeni ise bu kişinin benim karşı olduğum, içinde Ardahanlı ve Iğdırlının yok denecek kadar az olmasına karşın kendilerini 3 ilin temsilcisi diye yutturan Kars-Ardahan-Iğdır Vakfının yani KAI denen İstanbul’da ki vakfın içine girdikten sonra ve bu vakfın kurucularından biri olan Karslı eğitimci bayanın arkadaşı olan ve ana dediği Yahudi kadınla tanıştıktan sonra çok kısa sür'atle zenginleşen biri olarak bilirim.

En son İstanbul’da bir pazara gidip, bedava yiyecek dağıtımı yaparak gündeme gelen bu şahısın bugünlerde başta papaz Brunson ile ilgili olmak üzere bir çok konuda gündeme gelmesi ve başta havuz medyası olmak üzere iktidar yanlısı gazetecilerin hedefi olması aklıma başka şeyler getirmekte..

Oda Mafya gruplarının yanı sıra ABD ile Türkiye’nin karşı karşıya gelmesinin altında yatanın paranın ve karanlık ilişkilerin bölüşememesi olarak aklıma geliyor.
Yani Ahmet Hakan’ın benzetme yaparak bu şahsın yani Digorlu Kürt Sezgin Baran Korkmaz’ın bir Reza olayının ikinci aktörü mü diyebilir miyiz?

Bilmem o kadar da günahına girmem..

Bilemiyorum ama MHP’nin hapiste çıkması için af istediği ileri sürülen mafya kanadının Korkmaz’ı koruduğunu düşündüğüm karşı tarafla yani Ardahan camiasının da yakından tanıdığı gruplarla olan savaşın bugün bir anda Türkiye-ABD ilişkilerine kadar gittiğini de görmekteyim.

Evet, Sezgin Baran Korkmaz ile bir araya gelmeyen ama gerek soy ismi soydaşı olan Rektörün zamanında Ardahan Üniversitesine yaptırdığı öğrenci yurdunu yarı bırakması gerekse ona ve bana yakın olan dostlar ve ona yakın olanların aracılığı ile yakinen tanıdığım bir kişinin bu kadar olayın içine girmesi bana da ilginç bir durum olarak gelirken Başkan Erdoğan’ın da yakın takibinde olduğunu düşündüğüm bu gelişlerin bugün yada yarın yeni bir Reza olayının ortaya saçılacağından da şüphem var gibi..

Neyse benim de bildiklerim ‘şimdilik’ bende kalsın diyerek, bekleyelim, görelim Sezgin Baran Korkmaz daha ne kadar gündem de kalacak?

Ha unutmadan birileri çıkıp bana ‘Filler sevişirken yada dövüşürken çimler ezilir’ de demesin..

Çünkü bende iyi bilirim ki o filler sevişirken, dövüşürken ezdikleri çimler ezilse de fillerin gittiği ve bittiği an yeniden yeşerdiğini de iyi bilirim..

sanki bugün 05/10/2018 tarihli yorum 

2. UZAN OLAYI SEZGİN BARAN KORKMAZ!

Kendisini, annesinin de üyesi ve üst yönetiminde bulunduğu Türkiye Yardım Severler Derneğinde ve Ardahan Üniversitesinin kuruluşunun ilk yıllarında tanıdım...
Kars Digorlu olduğunu öğrendiğimde ve Ardahan Üniversitesine Kız Öğrenci Yurdu yaptıracağını belirttiğinde benim de aralarında olduğum birçok gazeteci bu yönde 'İş adamından kız üniversite öğrencilerine yurt' başlıkları ile haberler yapmış, kendisinin ismini o dönem ilk gündeme taşımıştık.
Daha sonra ismini sık sık basın ve medyada duyup, kendisine ulaşmakta bir hayli zorlandığımız günlerde aynı kişinin yıllar önce Ardahan Üniversitesine verdiği öğrenci yurdu sözünü de yerine getirmediğini öğreniyor, o dönemin Rektörü Prof. Dr. Ramazan Korkmaz'ın yanı sıra zamanın valisi ve biz gazetecilerin kamuoyu önünde bir hayli zorda kaldığını zaman zaman ele aldığım yazı ve haberlerle gündeme getirmiştim.
Ve İstanbul'a geldiğimde aynı ismin yine bir Ardahanlı olan ve bana sorulduğun da mafya babası değil, iş adamı, bir yazar-çizerden daha bilgili, kendisini kendi imkanları ile yetiştirmiş olan kişiliği ve insanlığı ile başta bölge insanlarına olmak üzere herkese el atan karınca, kararınca yardım eden ve şu an hakkında öne sürülen suçlar konusunda daha hazırlanmayan iddianamesi dolayısıyla neden tutuklandığı ve niye hala hâkim karşısına çıkarılmadığını sorduğum Yakup Süt'ün adının yanında duymaya başladım.
Ve aynı ismin Darıca'da bir pazarda, vatandaşlara bedava meyve, sebze dağıttığını bu yetmez gibi benim başında bulunduğum stk'nın üniversite öğrencilerine yönelik düzenlediği burs gecesini sulandırma, bölme, engelleme operasyonu olarak algılayıp, not ettiğim sözde vakıf gecesinde ortaya çıkan ve yine aynı konuşmalarla kendisini alkışlattıran bu isim yani mal varlığına el konulduğu son dakika haberleri ile gündeme düşen Sezgin Baran Korkmaz'ın becerilerini sadece Türkiye'de, hemşerileri arasında, sıkıştığında yanına koştuğu Yakup Süt ile değil yurt dışında hem de okyanus ötesinde ortaya koyduğunu öğreniyoruz.
BU durumun ne kadar doğru olduğunu önümüzdeki günlerde daha net göreceğimizi beklerken Sezgin Baran Korkmaz olayının adeta 2. Cem Uzan vakası olduğunu da anlayabiliriz.
Çünkü Yakup Süt'ün tutuklanması ve Süt ile başlayan sürecin hızla dosyalara kaydığını ve bu dosyalarda uzan örneği bir davanın karşımıza çıktığını görüyor, olayın sadece iç bir sorun olmadığını, uluslararası hatta okyanus ötesi olaylar zinciri olduğunu savcılığın ve hâkimin aldığı mal varlığına el koyulması kararı ile daha iyi anlıyor ve izliyoruz.
Uzan'da öyle olmamış mıydı?!.
Ha bu arada Feto gibi adı unutulan Zarraf olayı, Papaz'ın iadesi, Halk Bank Müdürünün olayını da Korkmaz'ın 2 inci mi, 3 ün mü, 4. Uzan olayı mı onu da siz düşünün..
sanki bugün 10/10/2020 tarihli yorumum

**Gazetecilik ne durumda?
Tirajlarına baktığınız da değil artış, her geçen gün eriyen satış oranları ile kağıt alamayacak, bulmayacak durumda olan gazeteciliğin her geçen gün resmileştiği ülkede kolay yolu bulan okur da başlıklara bakıp geçtiği bir dönem yaşıyor.
Gazete bayisine gidip, günlük bir gazete almayıp, ^'Satılık' basın diye bağıran bir okur kitlesinin olduğu ülkede kolay yolu bulan gazetecilerde valilik, belediyelerden gelen hazır bültenlerle 'En çok okunan site' havasını attırmakta..
Gazeteciliğin iktidara yaranma manşetleri ile ayakta kalmaya çalıştığı şu günlerde başta yerel basın olmak üzere muhalif basında neredeyse bitmiş bir süreci yaşarken bu ülkede muhalefetin sessizliği ve güçsüzlüğü de basının bu hale düşmesine ve iktidara yaranma hesapları yaparak ayakta kalmaya zorlamakta.
Ulusal basının televizyonlarda okunan başlıklarla hatırlandığı, medya denen tvlerin hemen hepsinin iktidar yanlısı haberler ve programlarla zaman doldurması zaten zorda olan gerçek gazetecilerin de sesini kesmiş durumda.
Peki bu durum en çok kime yarıyor?
Onca sorun ve sıkıntının yaşandığı, gündeme getirilmediği ülkede her şeyin toz pembe olduğunu gösteren basın ve medyanın bu tutumu iş beklenen, demokrasinin önünü açması istenen iktidara mı yarıyor sanıyorsunuz?
Tam tersi bana sorarsanız bu durum iktidara yarıyor sananlar yanılıyorlar.
Çünkü toplumu olduğu gibi iktidarı da aldatan toz pembe haberler bu ülkenin çözüm bekleyen sorunlarının azalmasını değil çoğalmasını sağlamakta ve bu durum karşısında en çokta iktidar olumsuz olarak etkilenmekte.
Çünkü toplum gözü, kulağı, ağzı olan ve varsa demokrasilerde 4. kuvvet olan basın, medya, gazeteciliğin bittiği yerde tuz bile kokar..
Ve bu kokuyu alamayan iktidardakiler gün gelir biter ve o bitişi de yine bugün değer verilmeyen gazeteciler ilan eder.

**MHP’nin AK Partili Olma Sevdası..

Yerel seçimler öncesi iyiden iyiye hareketlenen siyaset alanın ön planında yer almak isteyenlerde bugünden itibaren partiler başvuru yapmaya başlayacaklar.

Gözlerin kimin kimle ittifak yapacağının üzerinde olduğu şu günlerde tek başına bir parti olan ama tek başına seçimlere girmekten korkan Milliyetçi Hareket Partisinin art arda yaptığı açıklamalarda seçmenin en çok takip ettiği konuların başında gelmekte.

MHP’li seçmenin kızdığını gördüğüm bu açıklamaların başında gelen ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ısrarla AK Parti ile ittifak yapma sevdası gelmektedir.

Başkan Erdoğan’ın çokta sıcak bakmadığı ama Başkanlık seçimlerinde yanında yer alan Bahçeli’yi de kırmamak için bir formül aradığını görmekteyiz.

Çünkü Başkan Erdoğan’ın MHP’nin AK Partili olma sevdasından artık bıktığını ve yerelde hiçbir ittifaka gerek görmediğini ama dışarıdan gelecek oylara da yok demek istemediğini tüm 16 yl boyunca yapılan tüm seçimlere baktığımızda rahatça görebiliyoruz.

Bir dönem cemaat, bir dönem barı süreci adı altında Kürtlerin, bir dönem Baloz ve diğer operasyonlardan gelen oylar ve son olarak ta başkanlık seçiminde hep bu yolu izleyen AK Parti’nin bu seçimlerde MHP’de çok orta oyları yani çok milliyetçi, muhafazakâr olmayan CHP, HDP ve İYİ partiden umut kesenlerin oylaına talip olduğunu anlıyor gibiyim.

Tabanın çok sıcak bakmadığı ama Bahçeli’nin ısrarla AK Partili olma sevdasının devam ettiği yerel seçimler öncesi CHP, İYİ Parti ve HDP’nin nasıl bir yol izleyeceği de seçmen ve AK Parti ve MHP tarafından takip edilirken AK Parti’nin MHP olmazsa da tek başına da kalsa bu üç parti birleşmezse yereldeki iktidarına devam edeceğini de unutmak gerekir.



Bu yazı 1244 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI