Reklam
Bugun...
Osmanlı'yı yıkan kadın!..


Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

Adeta nefesimi tutarak izlediğim Selçuklu Devletinin kuruluşu ve yıkılışı ile ilgili belgeseli izlerken çoğu padişahın anası ya da eşinin yabancı kadınlardan oluşan Osmanlı padişahlarının yönettiği o büyük imparatorluğun niye yıkıldığını merak edip, kendimce bir araştırmaya girdim.

Ve bir zamanlar hüküm sürdüğü şu dünyada nasıl olup yok olduğunu araştırdığımda denizcilerin 'uğursuz' deyip, gemilere almadıkları kadının önemine ve birçok kadın cinayetine neden olan olayların derinliğine daldım.
Okumayı pek sevmeyen bir toplumun ferdi olarak okuduğum kitaplar arasında bulunan '
Ve 'Orospu Kırmızı' adlı kitabın kapağını bana 'Kırmızı oruspu' diye yaşatan, yazdıran bu konuya bakışımı bir kez daha teyit eden bir yazıya rastlayınca bir çoğumuzu anlatan ama Selçuklu, Osmanlı, Atatürk ya da 50 bin dolarlık sürece leke getirmemek için direnenlerin 'Ajan' diyerek geçiştirdikleri kadının insan yaşamında, ülke yönetiminde etkisi ya da tam tersi erkeklerin kurduğu onca imparatorlukları bitirişini anlatan bir yazıya daha rastlayıp, önce okuyup, sonra da siz kadın, erkek okurlarımın yorumuna bıraktım, 'İşte Osmanlı'yı yıkan kadın!' başlıklı ama içinde kadının en büyük silahı olan erotizmi, aşkı, bakışını ve diğer icatlarını saklayan aşağıdaki yazıyı..
 
**'İşte Osmanlı'yı yıkan kadın!'
 
Pratik zekâsı ve güçlü hafızasına, zamanını ve geçmişi anlama becerisi de eklenince İngiltere'de çok tanınan Ortadoğu uzmanlarından biri haline geldi. Birinci Dünya Savaşı yaklaşırken İngiliz hükümeti, bilgilerinden faydalanmak için onu İngiliz istihbarat Servisi'ne davet etti. Bell, bugün yeniden olduğu gibi o gün İngilizler'in Irak'ı işgalinde ve yerel halkın onlarla birlik olmasında kilit rol oynadı. Hizmetleri ülkesinde o kadar takdir edildi ki Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek için Churchill tarafından 1921'de düzenlenen Kahire Konferansı'na katılan tek kadın oydu.
 
Doğu'ya ilk seyahat
Gertrude Bell, 1868'de Durham'da zengin ve soylu bir ailede dünyaya geldi. 15 yaşına kadar eğitimine ailesinin yaşadığı büyük bir şatoda özel öğretmenlerle devam etti. O tarihlerde hemen hemen tüm soylu genç kızların yaptığı gibi iyi bir koca bulma yarışına girmedi. Ailesinin, özellikle de üvey annesinin teşvikiyle 18 yaşında Oxford Üniversitesi tarih bölümüne kaydoldu. Okulu birincilikle bitirdi. Arkeoloji ve eski medeniyetlere olan merakı nedeniyle her zaman hayalini kurduğu yolculuğa çıkma zamanı gelmişti. İlk yolculuğu İstanbul'a oldu. Daha sonraki durak Tahran'dı. Önemli bir aileden geldiği için Tahran'da bir prenses gibi karşılandı. Büyükelçilik rezidansını bir "ana kamp" gibi kullanarak oradan Mısır'a, Ürdün'e, Suriye'ye geziler yaptı. Hem dilini geliştirdi hem de arkeolojik yerlerin bulunmasında ve korunmasında yerel yönetimlere büyük yardımı dokundu. Gittiği yerlerde gördüklerini günlüklerine yazıyor ve çizdiği haritaları İngiliz Kraliyet Coğrafya Merkezi'ne (yani MİT diye baktığımız İngiliz istihbaratı) gönderiyordu. 1913'te İngiltere'ye döndüğünde artık herkes Gertrude Bell'i bir Ortadoğu uzmanı olarak görüyordu.
 
M15'e katılma
Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına aylar kala Osmanlı İmparatorluğu dağılma sinyalleri verirken, İngiltere de diğer tüm Avrupa ülkeleri gibi Ortadoğu'nun değerini anlamıştı. İngiliz Hükümeti, Ortadoğu hakkında sayısız konferanslar veren, kitaplar yazan Bell'in yardımını istedi. Bölgeyi çok iyi tanıyor, yerel yöneticilerle çok iyi anlaşıyor ve halkı çok iyi anlıyordu. 1915'in Kasım ayında Gertrude Bell, İngiliz İstihbaratına katıldı. Ortadoğu bölümünde çalışmaya başlayan Bell için en büyük mutluluk nihayet uzun zamandır hayalini kurduğu Ortadoğu'ya geri dönecek olmasıydı. Londra'dan kalkan gemiyle Kahire'ye geldi. Teşkilatta artık "Queen of Desert (Çöl Kraliçesi)" olarak tanınıyordu. Orada 1911 yılında Marakeş'te birkaç gün bir araya geldiği genç bir arkeologla tanıştı. T.E Lawrence adındaki genç arkeolog, daha sonraları Arabistanlı Lawrence olarak anılacak ve Ortadoğu'daki tüm dengelerini Osmanlı aleyhine bozacaktı.
 
Irak'ın işgalinde baş roldeydi..
Bell, Kahire'de bir ofiste tüm gün çalışıyordu. Bölgeyi o kadar iyi tanıyordu ki, çizdiği haritalar, merkeze gönderdiği istihbarat bilgileri İngilizler Irak'ı işgal ederken kilit rol oynadı. İşgal, Bell'in çizdiği haritalara ve su kuyularını tek tek gösterdiği planlara bakarak gerçekleştirildi. İngilizler' in Basra'yı işgalinden sonra Bell, orada bir ofise yerleşti. 1917'de de Bağdat İngilizlerin eline düşünce, İngiliz İstihbaratının Ortadoğu sorumlusu oldu. Savaş sona erdiğinde, Bell'in İngiltere için önemi daha da arttı. Yeni Irak'ın sınırlarının çizilmesinde en büyük söz sahibi oldu. Çoğu günler kendini odasına kapatıp, haritaların başında saatler geçiriyordu. 1919'da Paris'te düzenlenen konferansta Bell'in ve birlikte çalıştığı Arabistanlı Lawrence'ın fikirleri dikkate alındı. Yeni sınırları çizilmiş Irak'ın ileri gelenleri tarafından "El Hatun" olarak tanınıyordu. Barıştan sonra tüm günü ülkenin ileri gelenlerini, şeyhleri dinlemek ve fikirlerini paylaşmaktı. Irak'ın gölgedeki lideri o olmuştu. Osmanlı himayesinde yüzlerce yıl yaşadıktan sonra İngiltere'nin himayesine giren Iraklıklar, El Hatun'a kendi kendilerini yönetme zamanı geldiğini söyleyince Irak'a bir lider arayışına girildi.
 
First Leydi El Hatun
Nasıl, Irak'ı Osmanlıar'dan alan Bell olduysa, Irak yöneticisi de onun işiydi. Arabistanlı Lawrence'la bir araya gelerek en iyi seçimin 1919'da Paris konferansında tanıştığı Emir Faysal olduğu kararına vardılar. 1921'deki Kahire Konferansı'ndaa Churchill'i de ikna ettiler. Ve Faysal, 23 Ağustos 1921'deİngiltere'ninn himayesinde Irak Kralı olarak taç giydi. Sıcak bir ağustos ayında yapılan törende baş konuk, Paris'teki lüks bir butikten alınan beyaz bir kıyafet giymiş olan El Hatun'du. Bando, İngiliz marşı olan "Tanrı Kraliçe'yi korusun" marşını çalıyordu. Modayı yakından takip eden ve güzel kıyafetleriyle sarayda dolaşan Bell, Faysal'ın en büyük danışmanı olmuştu. Öyle ki bazı davetlerde, Faysal'ın karısı ve çocukları Mekke'de yaşadığından Irak'ın First Leydisi olarak tanıtılıyordu. Geceleri Faysal ve Bell, uzun yürüyüşlere çıkıyor ve birlikte çok zaman geçiriyordu. Bunlarda haklarında aşk dedikoduları çıkmasına neden oldu. Faysal, Iraklılar arasında güç kazandığında Bell için de gitme zamanı gelmişti. Osmanlı'nın çöküşünde ,İngilizlerin Ortadoğu egemenliğinde söz sahibi olmasında en büyük payı olan insanlardan biri, 1926 yılında bir avuç dolusu uyku hapı içerek intihar etti. Neden intihar ettiği ise hala büyük bir sır..

Yani Osmanlıyı ve bugüne dek sonlanan birçok insan ve kadın için THE END!..



Bu yazı 1499 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI