Reklam
Bugun...
Olanla yetinmemek..


Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

Savaştan, işgalden yeni çıkmış ve kendi kendisine yetecek toprakların sahibi olduğunu anlamayan bizleri görüp yani bu ülkeyi oluşturan toplumu dilenciliğe alıştırmak için ne yapıldığına bir bakalım mı?

Bu savaştan  yeni çıkmış olan Avrupayı kalkındırma planıydı aslında. Amerika Dışişleri Bakanı George Marshall, 5 Haziran 1947'de yardım planının ilk işaretini verdi. 12 Temmuz 1947 de Paris'te ilk toplantı yapıldı. Sovyetler toplantıyı terk etti.
Türkiye ekonomik kalkınma programını gerçekleştirebilmek için ABD'den 615 Milyon dolar yardım yapılmasını isteyince  bunu reddettiler. Bunun üzerine Türkiye doğrudan doğruya kendisinin de Marshall planına dahil edilmesini istedi. 4 Temmuz 1948'de anlaşma imzalandı. Ve bu şekilde 35 sene vadeyle %2,5 faizle 72 Milyon dolar yardım almıştır.
Bu sayede Avrupanın esiri olmuştuk adeta.
Bu toplumu kendisine muhtaç etmek isteyen anlayışın önce sütün boşa akan sular kadar bol olduğu ülkemizdeki insanlara yardım adı altında  ilk okul çocuklarına Amerikan Marshall yardımı adı altında Süt tozu ve balık yağı dağıtmaları aslında boşuna bir plan değildi. 
O güne kadar Türkiye'de hiç görülmemiş olan çocuk felci vakaları bu yolla masum çocuklarımıza bulaştırıldı ve arkasından da milyonlarca dolarlık çocuk felci aşısı almak zorunda kaldık. Durum zamanla öyle bir hal aldı ki ekip biçtiğimize bile karışmaya başladılar. Ülkemizde 1933 yılına kadar haşhaş ekimi, afyon üretimi ve ticareti serbest olarak yapılırken, 1933 yılında Uyuşturucu Maddeler İnhisar İdaresi kurularak kontrollü haşhaş ekimi ve üretimine geçilmiş daha sonra 1938 yılında Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) kurulmasıyla uyuşturucu maddelerin tekeli TMO'ya verilerken buradaki amacın ilacın ham maddesi olan bir çok ürünün zararlı adı altında ekimine, yetiştirilmesine ve diğer bir çok alanda olduğu gibi tarımda da dışa bağımlı olmamız sağlandı.. 
Bugün İsrail tohumlarına, Hollanda gübresine mahkum kaldığımız gibi.. 
Ve sonra birilerinin, 'tarımı destekliyoruz' deyip hayat veren toprakların ekilip, biçilmesine gerek yok dercesine önüne getirdikleri bin bir yasak, engel, zorlukla ve hala devam eden göç furyasıyla boşalan köylerde kalanlara traktör, mazot sonra da açılımı ve kendisi nedir diye bilinmeyen Fig desteği adı altında destekler sunduklarını ilan ettiler..
Bu durum bu günde devam etmektedir. Yani kısacası bu sayede önde Avrupa'nın, ardından bugün ekonomik, teknolojik, tarımsal gibi bir çok konuda hala esiri olduğumuz ABD'ye mahkum olmuştuk..
Ve önce biz insanlar 'Daha iyi bir yaşam umuduyla'büyük şehirlere şehirlere yerleştiler, burada zor şartlar altında kalan bizleri bankalara yönlendirip, haciz  boyunduruğu altına alanlar, bunlarla yetinmeyip, 'Fakirlik ve partiye üye olma şartıyla 'kömür, makarna ile devam ettikleri sözde yardımlara oy alarak oynanan demokrasi oyunu adıyla hep iktidarda kalmayı başardılar..
Tam bunlara kızıp, baş kaldırılacak anda bu kez muhalefet, iş adamı, dernek diye bilinenlerde ellerine aldıkları ve içinde bir adet vita ya da sana yağı, bir paket un veya makarna, bilemediniz bir paket ithal pirinç paketi ile hem bizi evlere kapatıp ardından sosyal hayattan uzaklaştırarak, sanal ortama sokan Coronaya çare, hem ramazan ayının kutsallığı ile günahlarını affettirmeye çalıştıklarına şahit olduk..
Ve ilk kuruluş yıllarında uçak bile yapan ülkelerden olan bizler tarımdan olduğu gibi bir çok alandan uzaklaşıp, alın teri dökmektense beleşçiliği seçip, balık tutmaktansa, 'Bal tutan parmağını yalar' diyen atalarının birer ferdi olarak hazıra alışmış , beleş balığı yemeyi tercih eden toplumun fertleri olan bizlerde, 'Allah razı olsun, buna da şükür' dedik..

Sanki bunu yapanların onca günahlarını Allah katında af ettirecekmişiz gibi bu tür sahte iyilik meleklerini bizlerden 10 alıp, bir vermelerini teşvik etmeye devam ederken aslında birer dilenci haline sokulduğumuzu da fark etmeyip, yaşadığımız yoksulluğa, fukaralığa neden düştüğümüzü sorgularken de 'Beleşten yediğim burnumdan gelsin, Allah beni kahretsin! demektense, 'Keşke elim kırılsaydı, oy vermeseydim' deyip asıl suçlu olan kendimizi kolaylıkla bunca yaşanan olumsuzluklardan kurtardığımızı sanırız, elinde olanla yetinmesini bilmeyen ve bizim olmayanlarla çare arayan biz insanlar..



Bu yazı 1339 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER

ücretsiz iş ilanları

VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI