Bugun...
HAKİM CIRCIR OLMUŞ!


Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

Adaletin 'Tuz koktu' denerek ​tartışma konusu olduğu ülke de 61, 62, 64 ve 65. Hükümetlerde ve son olarak yeniden Adalet Bakanlığına getirilen Bekir Bozdağ'ın bu göreve gelir gelmez ilk uygulamalarından birisi milletin vekili olan milletvekillerine başta olmak üzere milletle ilgilenmeyen tüm çalışanlarını hemen görevden alacağını söylemesiydi.
Evet bu çıkış doğru ve olması gereken bir hareketti. Onaylıyorum eski ve yeni Adalet bakanımızı.
Ama yeniden başına geçtiği tartışmalı sistemin ana sorununun sadece bu olmadığını da belirtmek isterim.
Çünkü saray adı verilen devasa adliyeler ile diğer irili, ufaklı adliyelerde çalışanlarının çalışıp, çalışmadığına da bakacak mı bilmem ama asıl diğer bir sorunun hantal ve yürümeyen sistemin başını çeken Adliye çalışanlarında olduğunu da kabul etmemiz gerekir.
Bunun en son örneğini bizzat yaşamış yani bir davası için koşturmaca içinde gittiğim kemerime kadar soyunup, güvenlikten geçtiğim adliyede doğru dürüst gelmeyen asansörler yüzünden 7 katı merdivenle çıkıp son dakikada kapısına dayandığım mahkeme salonunun giriş kapısına asılan 'Mazeret var, hâkim raporlu' yani 'saat 09.40'da ve şu saatte adliyeye, mahkemeye, davaya gelin, gelmezseniz ya polis zoru ile ya da hakkınızdaki dava aleyhinize sonuçlanır' denen davanın hâkim hastalandığı için ertelendiği duyurusu gibi..
Evet, bu durumu yıllar önce yine yaşamış ve herkese yapılan mahkeme davetinde, 'Saat 10.00'da Adliyeye Gelin' denen ama saat 10.00'da davet edilenin, saat 16.55'te mahkeme salonuna ancak alabilen anlayışla mücadele etmiş, yazmış şikayetçi olmuş, hakimle tartışıp, reddi hâkimde bulunmuş ve bunu bir nebze olsun değiştirtmiş biri olarak bugün beni şok eden diğer bir sorunla karşılaştım o devasa, içine girilmekten, kaybolmaktan korkulan Adliye Saraylarından birinde.
Ama o günkü mücadelemde sadece bana özel değil, tüm ülkede bir anlayışı değiştirtmiş yani herkese saat 10.00 gelin deyip, hem adliyeyi boğan hem de insanların saatlerce wc'leri kapalı ya da 'Burası Hâkim, Savcı ve Adliye çalışanlarına aittir' denen adliye salonunda saatlerce bekletilmenin önüne geçen ve o tartışmam, mücadelem sonucu artık 09.40, 11.55, 14.15, gibi davetler çıkarttıran biri olarak bu durum karşısında da bir kez daha şok olmuştum.
Bu şokla sıraya girmiş ve katibin kendisinin bozuk el yazısıyla yazıp, emrinde çalıştığı için hakimin hasta olduğunu belirtip, Sayınla başlayan bir dilekçeyi yani 'Mahkeme Hakiminin raporlu olması sebebiyle mazeretli sayılmasına karar verilmesini arz ederim...' diye yazılan, okunmayan dilekçeyi imzalamak için sıraya girmiş Avukatların bu duruma itiraz etmemeleri ve katibin benim gibi bozuk kelimelerle yazdığı dilekçeyi imzalama sırasına girmeleri diğer bir şoktu...
Evet bu durum karşısında şok olmuş biri olarak adalet sistemindeki asıl önemli diğer bir sorun ise yaşanan bir olay ardından olay yerinde bizzat olması gereken, beklenen savcının kanunen kendisinin görevi olan bu görevi kolluk görevlerine yani asıl işi güvenlik olan polise yaptırmasıdır. Bu yetmezmiş gibi olaya muhatap olanları saatlerce, hatta bazen de günlerce karakollarda bekletip, kendisinin müsait olduğu zaman kadar tutturmasıdır..
Burayı da es geçtik, 'haydi canım o kadar yoğunlukta bunlar olur..' derken bu kez çokta eleştirilmeye gelemeyen ve bulundukları makamın hassasiyeti ile dokunulmayan hakimlerin onca dosya arasında sıkışıp, kalmaları yetmezmiş gibi 'reddi hâkim' e kadar giden tutum/davranışları ile ortaya koydukları tavırlarıdır.
Ve bu sorunun, adalet sisteminin diğer en önemli bir konusu da gelişen teknolojiye rağmen milyonlar harcanan bu sistemin kurulan ve onca çalışanı olan bilişim odası, sistemine rağmen yeterli hızda, zamanda çalıştırılamamasıdır.
Yani hakim bey ya da hakime hanım rahatsızlanmış, ishal olmuş olabilir. Sonuçta oda insan...
Ama benim gibi onca insanın bir o kadar hengamenin içinde olması yetmez, İstanbul trafiği ya da Ardahan'ın Posof ilçesinin ve Gebze'nin dağ köyünden gelip, kemerini çıkarıp, güç bela içine girdiği yani davasına yetiştiği devasa adliye sarayının mahkeme salonunun kapısına asılmış 'Mazeret var' levhasını okumak zorunda bırakılmazsa da ve hakimin mazeretli sayılması için kendisinden hazır dilekçeyi imzalatmazsa da parasını vergimizle ödediğimiz bir iki kontörün gideceği 'Gelmeyin mazeret var' diye mesaj atılsa olmaz mı?
Veya muhalefetin merdiven altı diye eleştirdiği ama bana göre olması gereken dediğim onca Hukuk Fakültesinde yetişmiş hakimlerimizden birini 'yedek, acil durumlarda nöbetçi hakim' olarak görevlendirmek çok mu zor?!.
Bilmem ama benim bugün yaşadığımı her gün yaşadıklarını belirtip, bu durumu ve diğer onca sorunu baroları aracılığıyla bakanlığa bildirmeyen avukatlar mı suçlu yoksa sistemin başında olan Adalet Bakanı mı diye sormaktansa benim gibi onca toplumsal sorunlarda olduğu gibi bu durumları bizzat yaşayan Avukatların sessizliği, baroların itirazı ve de şikayetçi olmamaları veya biz, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenlerin 'böyle gelmiş, böyle gider' diyerek kulak ardı etmeleridir bizi olduğu gibi sistemi cırcır eden asıl sorun..


Bu yazı 1140 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI