Reklam
Bugun...
GERÇEKTEN BEN SİZE NE YAPTIM?


Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

Bir adı Coronavirüs, diğer adı pandemi olan ve benim başından beri inanmayıp, sadece kış aylarında veya soğuk algınlığında ortaya çıkan bir gripal olay olduğunda hala ısrarlı olduğum bu süreçte hepimiz az da olsa kendimizi, yaptıklarımızı ve emeklerimizi yani açıkcası kendi yaşamımızdaki eksiklikleri, fazlaları da beynimizde, Meral Akşener'in önerdiği memleket masası olmasa da masaya yatırdık, kendi kendimize konuşup, yeri geldi gülümsedik, yeri geldi üzüldük ve benim gibi bazen de isyan ettik.
İşte onlardan biri olan bir soruya hepimizin cevap aradığı şu üç aylık dönemde ben de kendimi yoklama imkânı bulurken, benim yaptıklarım ve bana yapılanları da masaya yatırmadım değil..
Ve gerçekten '52 yaşına gelmiş olan benim aklımın kesmesinden bu yana bu yaşıma kadar gerek yaşam bulduğumuz dünya ya, gerekse doğduğum topraklara bugüne kadar ne yaptım? diye bir soru ile kendi kendimi sorgulayıp, cevabını ararken benim yaptıklarımdan çok bana yapılanları hatırlayıp, isyan etmiyor ama anladığımız gibi ve belki şu an bu yazıyı okuyan senin de dahil olduğun birilerinin de içinde olanlara dümdüz gidiyorum..
Çünkü benim yaptıklarım, yaşadıklarım aklıma geldikçe 'Ula ben ne yaptım size ?' derken bu anlaşılamazlığın baş aktörünün de ben olduğumu hatırlıyor, anlıyor kendi kendimi olmazsa da dökülen ve sgk aracılığı ile yaptırdığım suni dişlerimle alt dudağımın etini kemiriyor, sinirimi ağzıma aldığım işaret parmağımı kanatırcasına ısırarak acısını çıkarıyorum..
Ve bana yapılanların baş suçlusu olan yine benim olduğunu anlayıp, iyi niyetle safiyane duygularla herkese kendim gibi bakmam, sevgimle, saygımla ve en önemlisi 'memleket, memleket' derken o memleketin insanının tırnağına sahip çıkma duygusunun  iç güdüsüyle ne kadar alçak, sahtekâr, namussuz,  hatta kuranda geçen "esvele safilin"(yani hayvandan da aşağı derecede) olanlara bile adam diye bakmış, kendim gibi sanmışım salakça..
Ula baba bu kentin İL olması için ortaya atılan ilk fikir babalarından oldum, o dönem yağmur yağdığında damı akan matbaada kurşunla yazılan gazetemde İL, İL yani Vilayet diye diye matbaamdaki harflerin arasında İ harfi kalmadı ve Ardahan diye bir Vilayet oldu, yetmedi bu mücadelenin verdiği enerji ile Ardahan ile birlikte Gürcistan üzerinden tüm Kafkasya'ya açılan iki gümrük kapısı olan Ardahan'ın tam aksine havaalanı olan, nüfusu artan, Nahcivan kapısından onca insanının ithalatçı, ihracatçı olduğu Iğdır gibi birçok kasaba vilayet oldu.. 
Emekli olmuş, kahvede oturanlar ve rütbe almak için bakanlıkta kendi hazırladıkları genelgelerle birçoğu adını bile duymadıkları, görmedikleri bu memlekete gelip vali oldu, valilik rütbesi aldı. Çantasını eline alıp gelen milletvekili, belediye başkanı oldu..


Benim adlarına, 'Miras yediler' dediklerimin şu an bile uzun yıllardır gelmedikleri ama sanalda memleketçi kesilip, oradan, buradan tırtıkladıkları fotoğraflarla 'Memleket sevdalısı' olan ama memleketlerine sıkça gelmeyip, gurbette bekleyerek, bu kent adına mücadele edenlerin çabası ile ağır, aksak gelişen şeherde karılarının korkusuyla evlerine, yanlarına almadıkları atadan, dedelerden kalma kalan ev, arsayı satan miraszadelere oturdukları yerde para, daire kazandırmaktan öte ne yaptım..
Gümrük kapıları açılsın diye mücadele ederken gümrük ne olduğunu bilmeyenlerin bir anda hem de karıları adına karne sahibi olup, para kazanmalarını, sınırı geçip, özel hayatlarına nataşalarla  renk katmalarından öte ne ettim..
Üniversite açılsın derken rektör mü oldum, yoksa karımın adını üniversitenin bir binasına mı yazdırdım?
Ya da Milletvekili, Belediye Başkanı, İl ve Belediye Meclis üyesi, hatta muhtar olmak için genel merkezlerde, parti kapılarını mı aşındırdım?
Onur duyduğum ve beynimle, düşüncelerimle hak ettiğim gazetecilik ödüllerimi alırken Nobel ödülü gibi yanında milyon dolar mı aldım?
Bilemem belki de yıllardır bulundukları batı kentlerinde benim yolunda iki araba mı ve neredeyese canımı vereceğimi düşünmeden her alanda, platformda, sahnede, ikili görüşmede 'güçlü bir lobi' diyerek stk başkanlığını yaptığım süreçte binlercesini tanıştırdım, bazılarının siyasette aktifleşmesini sağlayıp, dünyanın göz diktiği metropollerde 3 değil, 5 yerde belediye başkanı, İl başkanı, İlçe başkanı, parti yöneticisi, hâkim, savcı, komiser amir, iş adamı hatta vali mi oldum?..
Yok canım en büyük hatam, 20 milyonluk kentte başta olmak üzere 'taşı toprağı altın denilen şeherdeyim' deyip, hayatlarında denizi, yandaki ilçeyi, 5 yıldızlı otel görmeyenleri lüks salonlarda toplayıp, 'birbirinize katkı sunun, yardımlaşın, omuzlayın' dedim diye hata ettim..
Bilmem ama 52 yılımı sadece doğduğum toprakların yeşermesine, ülkemin gelişmesine, dünyanın kardeşçe yaşamasına verdiğim mücadeleye pişman mıyım diyen olursa; Hayır ben yaptıklarımla gurur duydum, hep doğru bildiğim yolda yürümeyi tercih ettim..
Ne sarhoş olunca devrimciyim dedim, ne de sağcı, dinci ne de YİBO'da öğrencilere bayat ekmek yedirmedim..
Hele hele ihale almak için gazetecilik yapmadım, ne de genel başkana şirin görüneyim diye yalakalık yaptım, ne de stk'lara, çeper dibindekilerine para verip, 'beni pofpoflayın, memleket sevdalısı diye aday edin' dedim..
Çünkü ben hala adım gibi Fakir olsam da 5 çocuğumu, 6 torunumun yüzünü kızartacak bir namussuzluk yapmadım ve ne çek dolandırıcılığı, ne hemşeriye kullanılmış kapı, pencere satıp iş adamı olmayı, çantayı elime alıp geldiğim memleketimin saf insanını kandırmayı beceremedim..
Bunları yapamadığım gibi beni kesmek, yoluma çıkmak, arkamdan konuşmak, engellemek için mücadele edenlerin kuyruklarına   basmanın acısını o fesatlara yaşatırken kendimi de yordum..
Kentin ilk günlük gazetesini, ilk renkli ve ofset gazetesini, ardından yerinden gündem yaratıp, sorunları haber yolu ile duyurmak için her ilçeye gazeteler kurup, onca insanı gazeteci yaparak, sigortalarını başlatıp, bugün emekli olmalarına katkı sunan beynimle, düşüncemle, yazıp, grafiğini bizzat yaptığım ve basmak için ışınladığım ilaçlı kalıpları yıkadığım ellerimle, kolumun altına koyup, dağıttığım gazetem aracılığı ile anamın ak sütü gibi hak ettiğim resmi ilanları, bu memlekete hizmet etmeye gelen ama beceremeyince benim yazdıklarımdan rahatsız oldukları için  aleyhime tazminat davaları açtılar. Bir veya iki celsede biten davaları halkım adına ödedim..
Ama  benim alın terimle kazanıp, tazminat   olarak ödediğim o paraları hep üst mahkemelerde geri alırken benim paramı alıp sevinenlerin kursağında bıraktığım sevinçlerini onlara zehir zıkkım etmenin bedelini ödedim, ödüyorumda..
Evet ben hala burada, yazmaya anlımın akıyla halkımın sorunlarını dile getirmeye çalışırken dün ve bugün bana namusluluk yapanların birçoğu tarihin çöplüğünde  çoktan  çöp olup, kaybolup gittiler..
Ve benim yaptığım tek şey ben kimseye iyilikten, güzel yüreklilikten, sevgiden öte bir şey yapmadım alçakça benim için "hiçbir şey yapmadı" diyenlerin bile benim sayemde adam olduğu şu dünyada..



Bu yazı 1469 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER

ücretsiz iş ilanları

VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI