Reklam
Bugun...
Dinlemek ve de anlamak istememek..


Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

*Gazetecilik hayatımda yaşadıklarımı yazıya döken yazılarımdan birini yıllar sonra yeniden okuyup, güncelleyip, 'Af çıkacak' diye beklenen gündemde yeniden yayınlamak içindir bu yıllar önce yazdığım yazım..

Çocuktum, ama hatırlıyorum, teknolojinin, basının, medyanın bugünkü gibi gelişmediği o günleri .. Ve; O dönem İlçe olan Ardahan'ın Jandarma Komutanı Kazım Başçavuşunu ve yaptıklarını ..
Köyümüz ve diğer köylere gittiğinde adeta, 'devlet benim ulan' diyerek erkekleri ve kadınları karşı karşıya dizer oradayken sorgulardı, erkeği eşinin yanında, kadını kocasının yanında tokatlardı ..
Ve bir gün duydum ki, ‘Peygamber Kazım’ diye isimlendirilen başçavuş çıktığı tilki avında vurduğu tilkinin ölüp, ölmediğini kontrol ederken, 'Adaletin terazisi, haksızlığın sonucu' misali kendisine güç veren o devletin silahı M 16'nın tetiğine eli dokunduğu için kafasından vurularak öldüğünü ..
Niye mi anlattım bu geçmişte ve halen sürdüğüne inandığım küçük dip notu diye sorarsanız anlatmayacağım, 
Çünkü; Dün yaşadıklarımı okuyup, yukarıda kısaca anlattığım gerçek hikayenin yorumunu sizlere bırakıyorum..
Dün yine davam vardı, polis bir gün önceden matbaanın kapısına dayanmış, periyodik hale gelen davalarımın birisine daha davet ediyor, gelmediğim takdirde zorla getirilme kararını uygulayacağını anlatıyordu ..
Çünkü, meslektaşım Ümit Kılıç beklenmedik anda ölmüş, bende ona karşı son görevimi yerine getirmek için aniden İstanbul'a gitmiş, bir önceki celseye katılamamıştım ..
'Saat 10.00'da Ardahan Adliyesinin şu (sinirden ismini bile unuttuğum) mahkemesinde bulunun' diyen resmi evrakı alıp, gittiğim Adliye kapısının girişinde beni bekleyen polise kimliğimi uzatıp, 'Abi bak zorla değil, kendim geldim' diyerek kendisine nerede yargılanacağımı sordum.
Saat 10.00'da gelin denilen ancak sıramızın gelmesi için akşamın 16.30'unu bulduğunu kuru sandalyelerinde beklediğimiz o yan kapısı kapalı olduğu için çaycının, kâtibinin, evrakçısının çatlak pencereden öte yana atlayıp, gidip geldiği Adliyenin duruşma salonun da çıkan mübaşirin, 'Abi, birazdan sizi alacam' sözleriyle anlıyorum.
'Zaten kimse kalmamıştı, mecburi bizi alacaktılar' diyerek kendi kendime gülerken, benimle birlikte, gazetelerimizin sahibi olduğu için çoğu benim yazdığım yazılar dolaysıyla yargılanan eşim ve kardeşimle birlikte duruşma salonuna geçiyorduk.
Gün boyu ve önemli bir günümü harcayarak beklediğimiz duruşma salonuna girerken, modern ve teknolojinin son ürünleriyle donatılmış bir salon görüyordum, karşımda o çok savunup, erkeklerle aynı şartlarda olması gerektiğini belirttiğimiz güzel bir bayan hakim ve yanında beni dava eden saçları stresten mi yoksa başka dertten mi bilemem ama dökülmüş olan bir savcı ..
Modern bir salona yakışır iki adalet adamı ve güven veren iki yüz olmazsa da sonuçta tüm dünya insanlarının inandığı, güvendiği ve olmazsa olmaz dediği hukuk insanı ..
Önce küçük kardeşim, Son Vilayet Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü Nihat Yılmaz, ardından gözlerime bakarak sanık köşesine geçen eşim, sonra da ben bir ip gibi diziliyoruz, hukuk denen ve her insanın en son ve her zaman güven duyduğu hakimin karşısına ..
Ayaktayız, son model sandalyeler olmasına karşın gerek hakim, ya da savcı veya da mübaşir 'oturun' demediği için ayaktayız, gün boyu duruşmamızı beklemekten yorulan   dizlerimizin üzerinde dik durmaya çalışırken ..
Hakime hanım dosyaları karıştırırken,  o sırada, beni, yani (bir Ardahanlı, bir hemşehri rahatlığıyla tanıdığı için  olacak) güler bir yüzle kimliğimi soruyor katibe hanım, "Fakir bey sabıkanız var mı?' diye ..
Bir an düşünüyorum, 41 yaşıma gelmeme karşın gerçekten sabıkam var mı, yolsuzluk, namussuzluk, şerefsizlik, Ergenekonculuk, dincilik, fetoculuk, teröristlik, banka dolandırıcılığı, vergi kaçakçılığı, eroin, esrar satışı gibi bir şey yaptım mı acaba?' diye ki sabıkam olsun diye ..
Belki de adi suç olarak sayılan, çek dolandırıcılığı, adam öldürme, ya da hırsızlık ..
Yok, böyle bir şey sabıkam da ..
Ama yine de 'sabıkalıyım' diyorum, gazetecilik denen ve Anayasanın ilk maddelerinden olan 'Basın hürdür sansür edilemez' maddesine güvenip, düşündüklerimi yazdığım için.
Çünkü, benim tek suçum ve sabıkam gazetecilik ve bu ulvi görevi yaparken düşündüklerimi yazdığım için sabıkalıyım ..
Kimlik yoklaması ardından gergin olduğunu sıra bana gelince anladığım hakime hanım soruyor, sert bir eda ile eşimin, namusumun yanımda olduğunu düşünmeden ..
-Evet, anlatın, ne diyorsunuz?
-?!. 
Yani anlayamıyorum, neyi anlatmak istediğini anlamadığım hakime hanım ..
Toparlanıp, susmuyorum, anlamaya çalışıyorum neden yargılandığımı sorduğum hâkime hanıma,
Zaten bir hayli gergin olan ve belki de günün yorgunluğuyla hırsını, benden çıkarırcasına, hâkime hanım sinirli bir şekilde sormaya devam ediyor;
'-Ne demek neden yargılanıyorum, bilmiyor musun sen?!..
Nazikçe ve sesimin yükseltmemeye çalışarak,
'Bilmiyorum efendim, neden yargılandığımı anlatırsanız ve hatırlatsanız daha iyi olacak? diyorum ..
Demez olaydım ..
Vay sen misin bu cevabı veren, hukuk adamı, ya da kadını yani herkesin sığındığı hakime hanım birden parlıyor, hem de kendisi gibi bir bayan olan eşimin yanında bana ..
Hem de eşimin yanı sıra küçük kardeşimin de yanımda olduğunu düşünmeyerek ..
Ve devam ediyor sertçe sorularına '-Kardeşim iddianame size gelmedi mi, niye iddianameyi okumadan geliyorsun karşıma?' diye basıyor fırçasını ..
Ben ise;
'-Tamam, hâkime hanım! Belki hata bende ama ben yazdıklarımdan dolayı bir çok kez haklı yada haksız şekilde yargılanıyorum, nerede bileyim, hangisini sıraya koysam ki şimdi ki davanın hangi davanın olduğunu da bileyim' diye söylenmeye kalkıyorum ..
Yok abi hakime hanım bir kez zevk almaya başladı, beni eşim ve kardeşimin yanında ve de benim gibi aleyhime taraf olan savcının gözlerinin önünde ezmeye ..
Devam ediyor o sert ve gergin edasıyla '-Siz nasıl bilmezsiniz neden yargılandığınızı?, Nasıl olur bilmezsiniz, konuşmayın, susun!..' diye bastırıyor ..
Ben ise; 'hakime hanım peki siz beni ne diye yargıladığınızı bilmeden ve neden sizin karşınızda olduğumu okumadan beni nasıl yargılarsınız?' diye soruyorum, hakime hanımın beni konuşturmamasına ve de söylediklerimi kanuni zorunluluk olmasına karşın zapta geçirmemesine rağmen ..
Bilmem ama ne kadar süre geçti, hakim ile benim o beklenmeyen tartışmamız ..
Ama orada, o modern denilen duruşma salonunda ağzıma değmek üzere olan ve orada konuşulanları kayıt etmesi gereken ne mikrofon, ne de salonda bulunan kameranın çalışıp, çalışmadığını bilmiyordum ..
Buda beni dezavantaja düşürüyordu, dudak altında gülüp, benimle hâkimin kavgasının büyüyüp, adeta hâkimin beni hakaretten tutuklamasını bekleyen savcı beyin mutlu yüzünü izlesem de, yanım da bulunan eşimin bana mı, yoksa çok güvendiğimiz hukuka mı bilmem ama acıyıp, üzülüp, ezilmesi karşısında susmayı tercih ettim ..
Hakime hanım anlamıyor, bastırıyordu!..
'-Çıııkkkkkkkkk dava ertelenmiştir, başka bir şey konuşmaaaaa!' diye
Zaten bir şey konuşulup, tartışılmamış, hatta zapta geçirilmemişti ki ..
Hakime hanımın nazik 'çıııık' teklifi üzerine bende öyle yaptım, savunmamı yapmak için girdiğim, ama hiçbir şey söyleyemeden çıktığım duruşma salonundan ..
Şimdi soruyorum, gerek bir hukuk adamına, gerek ise bir hukuk bayanına, ya da bir insana ne kadar haksız, yada yanlış olursa olsun, eşitliğin, hukukun arandığı bir salon da bir insanı eşinin yanın da ezmeye kalkmak ne kadar doğruydu, hem de onca insanın hukuk aradığı bir salonda?!.
Ama beni ya da benden öncekilerini ezdiğini, hatta benden daha iyi hukuku bildiğini düşünenlerin unuttuğu bir şey var ki, 100 yıldır bu ülkede yaşananların ana sorununun insanların bir birini dinlememesi ve de anlamak istememesidir ..
Yada kendisini bir başkasından üstün görmesidir .. Ki; Bu tutum ve davranış değil bir insanı, hayvan olsa da ve bu yanlış tutum, davranış eşinin yanında yapılsa o canlı değil hukuka, adaletin terazisinden de bile şüphe eder ..
Ben yine de şüphe etmeyip, yaşananları günün yorgunluğuna bağışlayıp, hakkım olan 'reddi hakim' demeden, bunlarda gelir geçer, yeter ki, düşündüklerini yazıya döküp, inadına direnip, baskılara karşın güzeli, iyiyi istemek ve tüm bu baskı ve de baskınlara karşın en iyisi düşündüklerini yazmaya devam diyerek ..



Bu yazı 1129 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI