Bugun...
CEZAEVLERİ KAŞINIYOR...


Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com
 
 

Cumartesi yazımı yazmaya hazırlanırken çoğumuzun unuttuğu Cumartesi Annelerinin eylemlerinden rahatsız olup ama onlardan örnek alarak Diyarbakır'da HDP binasının önünde başlattırılan eylemin gözlenip, izlendiği günlerde başta Ukrayna-Rusya savaşı dolayısıyla birçok sorunun ötelenip, görülmediği ülkemde diğer önemli bir sorun da cezaevi ve o cezaevlerinde bulunan binlerce sorun gelip, önüme düştü.
Katıldığım bir twitter sohbet odasını dinlediğim sırada dikkatimi çeken ve katılıp, içeriğine yakında tanık olduğum bu sorunu dinlerken vücudumun kaşındığını hissederken aslında kaşınanın kader mahkûmları denen mahkûm yakınlarının yürekleri olduğunu geçte olsa anlıyordum.
Çünkü sık sık ele aldığım ve başta Kürt sorunu, ekonomik sorunlar olmak üzere birçok soruna çare olacağına inandığım genel af yazılarımı hatırlatan bu konuya baktığımda insanların yani mahkûm yakınlarının, cezaevlerinin kaşındığını anlattığını ve bu kaşıntının gün geçtikçe büyüdüğünü yani ceza evlerinin uyuz hastalığı ile karşı karşıya olduğunu belirtiyorlardı.
Coronanın yanı sıra bir çok sorunun olduğu cezaevlerinde yaşanan uyuz salgınının anlatılamadığından yakınan mahkûm yakınlarının diğer anlattıkları önemli konu ise mahkûmun birinin corona olması halinde bunu sakladığını, saklamasının nedeninin de 'hastayım' demeleri halinde günlerce hatta aylarca karantina adı altında tek başlarına kapatıldıkları yerlerde kalmak zorunda kaldıklarını ve bulaşma yoluyla daha da artığını anlatıyordu.
Ve yazımı daha çok uzatmadan yine twittırda tanıştığım Av. Dr. Mehmet Bora Kaya adlı bir avukattan bana gelen ve neden bir genel affa ihtiyaç olduğunu anlatan 'Mahkûm yakınları' imzalı hukuki bir yazıya yer verip, yaşananları özetleyen durumu ilgililerin okuyup, ilgilenmesine bırakmak isterim..
İşte o yazı;
GENEL AF NEDEN ÇIKMALI?
Türkiye, adil yargılanma hakkının sağlanması konusunda hiçbir zaman ideal bir konumda olmamıştır. Hatta pek çok dava düşünüldüğünde, bugüne kadar yargının resmî/egemen ideoloji ve iktidardan tamamen bağımsız olduğu savunulamaz. Bu bağlamda yakın tarihimiz “intikam davaları” zihniyetine dayanan bir görüntü çizmektedir.
Ülkenin en üst yargı makamı Anayasa Mahkemesi sayın Zühtü Aslan tarafından çok yeni bir tarihte yapılan açıklama da ; Yüzde 52.1 oranında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini görüyoruz. Bu da adil yargılanmayla ilgili önemli bir mesele olduğunu gösteriyor" seklindeki söylemi ülkemizdeki adil yargılanma hak ihlallerinin ne boyutta olduğunu göstermektedir.
Yapılan son anket çalışmalarında yargıya güven; ordu, emniyet ve hükümetin de gerisine düşmüş olup, yaşanılan bir mağduriyetin yargı yoluyla çözülebileceği fikri düşük yüzdelerde çıkmıştır.
Özellikle son zamanlarda siyasi iktidara yakın kişiler hakkında isnat edilen ve toplumda infial uyandıran isnatlara ilişkin yargı mercilerinin harekete geçmemesi veya bu kişiler hakkında yargı mercilerince hukuk dışına çıkılmak suretiyle verilen tahliye , beraat gibi eşitliğe aykırı kararlar ; ayni durumda olup cezaevinde bulunan mahkûm ve yakınları bakımımdan ağır bir eşitsizlik durumu yaratmaktadır.
Özellikle bu durum ülkede yasayan vatandaşlar arasında kanun önünde ayrımcılık ve sonucunda ağır bir güvensizliğe yol açmaktadır.
Raporda, Türkiye’de hukukun nasıl raydan çıktığı, yapılan düzenlemeler ve hukuksuz KHK’larla yargının bağımsızlığının nasıl ayaklar altına alındığı kronolojik olarak sıralanıyor. Türkiye’de yargı sisteminin, 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’li bakanların isimlerinin geçtiği yolsuzluk soruşturmalarının ortaya çıkmasıyla birlikte ciddi müdahalelere maruz kaldığı aktarılan raporda, yapılan düzenlemelerle mahkemeler ve savcılıkların hükümetin kontrolüne geçtiği kaydediliyor.
Soruşturma dosyasında bulunan teknik takip , dinleme kayıtları, CD kayıtları ile sabit suç üstü yakalama tutanakları vs. Şüpheden uzak kesin delillere rağmen tahkikat dosyası Takipsizlik kararı verilmek suretiyle kapatılmıştır.
Emsal soruşturmalar kapsamında yargılanan birçok kişinin yıllarca özgürlüklerinin kısıtlanıp , çok yüksek cezalar aldığı gerçeği ortadayken, bu kişiler hakkında ceza yargılamasının yapılmaması
AYNI DURUMDA BULUNUP FARKLI HUKUKI MUAMELEYE MARUZ KALMA konusunda adaletsizliğe en büyük örneği teşkil etmektedir. İsledikleri fiili savunmamakla birlikte ; 1 gram uyuşturucu madde satmak iddiası ile TCK 188 madde kapsamında 15 yıl hapis cezasına çarptırılıp torbacı lakabı alan kişiler cezaevlerinde en ağır şartlarda tutulurken, tonlarca uyuşturucu ile yakalanıp , sırf siyasi iktidar çevresi ile samimi ilişkiler içinde bulunan UYUSTURUCU BARONLARI hakkında herhangi bir takibat icrasına başlanmaması eşitlik ilkesine ne kadar uygun düşmektedir?
Yapılan bu eşitsizliklere çok değişik suç tiplerinden de örnekler verilerek çoğaltılabilir. Yargı eliyle Kumpas ve İntikamın en göze batan örneklerinden ERGENEKON VE BALYOZ davalarında birçok masum insanın özgürlüklerine kasteden , cezaevlerinde birçok suçsuz insani TERORIST SIFATI ile yargılayıp mahkûm eden, 15 TEMMUZ DARBESINDEN SONRA İSE FETO TEROR ÖRGÜTÜ iddiasıyla cezalandırılan veya KHK ler ile görevlerinden uzaklaştırılan binlerce Hâkim Savcılarca verilen yargısal kararların HUKUKEN YOK HŰKMŰNDE olması gerekmez mi?
Tüm modern Hukuk sistemlerinde MUTLAK BUTLAN
(Geçersizlik ) olarak değerlendirilen bu kişilerce özellikle 2005 ile 2017 yılları arasında verilen bu mutlak butlanla batıl Kararların akibeti ne olacak?
Bir kısım Ceza Hukuku bilgisinden yoksun siyaset adamının söylemlerinde geçirdiği şekilde YENİDEN YARGILAMA YOLU ile bu ihlallerin önüne geçilmesi mümkün değildir.
TÜRKIYE'DE YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI FİİLEN iMKANSIZDIR. BU KONUDA HAK MAĞDURLARININ ARTIK KANDIRILMAMASI , KESİN VE GERÇEKÇİ ÇŐZŰMLERLE OLAYA MÜDAHALE EDİLMESİ KANAATiNDEYIZ.
15 Temmuz ayaklanması akabinde görevlerinden uzaklaştırılan bu kişilerce tesis edilen hükümler ile cezaevinde bulunan veya sabıkalı duruma düşme dolayısıyla hakları ihlal edilmiş yüzbinlerce yargı mağduru bulunmaktadır.
Bu şekilde mağdur edilen vatandaşlar hakkında, mağduriyetleri gidermekten çok uzak kısmi infaz indirimleri veya denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanması, bu ihlallerden yakınanların büyük kesiminin yarasına merhem olmamıştır.
Özellikle Cumhur İttifakı tarafından 14.04.2020 tarih ve 7242 sayılı yasa gereği Toplumda Yargı organları nezdinde yapılan eşitsizliklerin, hak ihlallerinin ve ötekileştirmenin önüne geçilebilmesi için kader mahkûmlarının durumunun iyileştirilmesi acısından çıkarılan infaz indirimine konu düzenlemede toplum nezdinde adi suç olarak nitelendirilen bir kısım suçların kapsam dışında bırakılması ( TCK 81, 82 , TCK 188 vd. TCK 220 ) bu suçlardan hükümlü veya dosyası derdest birçok mahkûm ve yakınının eşitlik haklarının ihlali niteliğindedir.
Yargının üzerindeki iş yükünün fazla olması ve hâkim ve cumhuriyet savcısı başına düşen dosya sayısının fazla olması, hâkim ve cumhuriyet savcısı sayısının uluslararası kabul gören standartlardan düşük olması, uzun yargılama süreleri, mevzuatta çok sık değişikliğe gidilmesi ve böylece toplum ile yargı mercileri bakımından yerleşmesinin zaman alması adil yargılanma hakkı bakımından ülkemizde önemli sorun teşkil etmektedir.
Yapılan son anket çalışmalarında yargıya güven; ordu, emniyet ve hükümetin de gerisine düşmüş olup, yaşanılan bir mağduriyetin yargı yoluyla çözülebileceği fikri düşük yüzdelerde çıkmıştır. Devam eden davalara ilişkin olarak yürütme ve yasamanın temsilcileri tarafından kamuoyuna yapılan açıklamalar, yargıya açık ya da zımni biçimde talimat verme yargı bağımsızlığına olan güvensizliğin bir diğer nedenini oluşturmaktadır.
CEZA iNFAZ KURUMLARININ DURUMU Ceza İnfaz Kurumları, MAHKUMLARI REHABiLiTE EDİP, ONLARI TEKRARDAN TOPLUMA KAZANDURMA AMACINDAN COK UZAK kurumlar haline dönüşmüştür. Rehabilite edilmesi gereken kişiler aksine maruz bırakıldıkları birtakım eylemler , uygulamalar nedeniyle anti sosyal, agresif ve devlet düşmanı kişiler haline dönüştürülmektedir.
Cezaevindeki şartların oldukça ağır olması, sağlık hizmetlerinin yeterli olmaması , bir çok mahkumun ağır hastalıklara yakalanıp bakımsızlık nedeniyle burada hayatını kaybetmeleri, cezaevi personelinin bir çoğunun psikoloji eğitiminden yoksun agresif tutuma sahip yapıda olmaları, çok sık dile getirilse de ceza infaz kurumunda uygulanan fiziksel veya psikolojik işkenceler hakkında herhangi bir araştırma veya takibat yapılmaması gibi insan hayat ve onuruna önem verilmemesi bu durumun en büyük nedenleridir.
Dolayısıyla burada infazını tamamlayan mahkumlar topluma yeniden ayak uydurmakta zorluk çekmekte , özellikle sabıka sicil ve arşiv kaydı belgelerinde belirtilen suçlar nedeniyle toplum tarafından ötekileştirilmekte, iyiniyetli şekilde hayatını idame ettirebilmek adına başvurduğu iş kapılarından geri çevrilmekte, bu siciller nedeniyle ötekileştirilen ve kendisine ekmek kapısı yolları kapanan bu insanlar yeniden suç islemeye eğilim göstermek zorunda bırakılmaktadırlar.
ADLi SiCiL VE GENEL AF GEREKLiLiĞi 5237 sayılı TCK nun kabülünden bu zamana dek kolluk kuvvetleri, yargı makamları veya çıkarılan KHK'ler ile uygulanan kararlar nedeniyle ortaya çıkan hak ihlalleri ve eşitsizlikler; bölük pörçük infaz indirimi ve yargı reformu değişiklikleri ile giderilmeye çalışılmışsa da bu yapılanlar toplumun tümünün uğramış olduğu zarar ve hak ihlallerinin tazmin edilmesinde yeterli olmamıştır.
Bu nedenle yeni bir sayfa açılması, toplumda kalıcı bir barışın ve her şeyden evvel Yargıya ve yargı mensuplarına olan güvenin yeniden tesis edilebilmesine yönelik olarak SİCİL KAYITLARINI DA KAPSAYAN, toplumsal uzlaşı ile kabul edilen bir GENEL AF düzenlemesinin gerçekleştirilmesi gereklidir.
Hakları ihlal edilen, ayrımcılık ve eşitsizliğe uğradığını düşünen vatandaşların devlete ve özellikle yargı erkine olan inancının başka şekilde tesis edilmesi mümkün değildir.
Yargının üzerindeki iş yükünün fazla olması, hâkim ve cumhuriyet savcısı başına düşen dosya sayısının fazla olması, hâkim ve cumhuriyet savcısı sayısının uluslararası kabul gören standartlardan düşük olması, uzun yargılama süreleri, mevzuatta çok sık değişikliğe gidilmesi ve böylece toplum ile yargı mercileri bakımından yerleşmesinin zaman alması adil yargılanma hakkı bakımından ülkemizde önemli sorun teşkil etmektedir.
Bu bakımdan yürürlüğe konacak bir af yasası bu iş yükünün azalmasına ve cezaevlerinin boşalmasına da imkân sağlayacaktır.
MAHKUM YAKINLARININ SIKINTILARI...
Bizler mahkûm yakınlarıyız . Kimimizin eşi , çocuğu, kardeşi, Ana babası veya uzaktan yakınlarımız o dört duvar arasında tutuklu veya hükümlü. Onlar bu cezayı çekerken bizler de onlarla ceza çekmekteyiz.
Cezaevindeki mahkumların yükü hepimizin omuzlarında maddi ve manevi tüm külfeti tamamen bizim üzerimizde. Bunun yanında bu zor ekonomik bunalım sürecinde hayatta kalabilmek adına evimizin geçimi, çocuklarımızın bakımı ve daha sıralayabileceğimiz birçok ağır sorumluluk.
Tamamına yakını dar gelirli olan mahkûm yakınlarına hiçbir sosyal aile yardımı yapılmadığı gibi cezaevinde bulunan mahkûmların elektrik paralarını dahi bizler ödemekteyiz. Sosyal yardım almak amaçlı gittiğimiz her kurumda her kuruluşta öcü gibi görünmekteyiz. Toplumda , biz de mahkumlarımız gibi suçlu olarak görülmekteyiz.
Cezaevi koşullarını zaten bilmeyenimiz yok. Hükümlü veya tutuklu yakınlarımızla yapmış olduğumuz görüşmeler gün geçtikçe zor koşullara bağlanıyor. Mahkumlara verilen görüntülü görüşme hakkı ücretlendirildiği için birçok aile bundan faydalanamamaktadır.
Örneğin koğuşlarda 30 kişiden 15'i görüntülü görüşürken 15'i maddi sıkıntılar yüzünden görüşememektedir. Birçok aile parasızlık yüzünden aylarca yıllarca cezaevindeki oğlunu eşini çocuğunu sevdiğini gidip görememektedir. Maddi zorluklar dışında cezaevinde aşırı yoğunluk nedeniyle kimi mahkûmların yatak bulamayışı nedeniyle üst üste veya yerlerde yatması , parasızlık nedeniyle kantinden yatak temin edilemeyişi, birçok cezaevinde baş gösteren uyuz salgını gibi bulaşıcı hastalıklar büyük mağduriyetlere yol açmaktadır.
Ölümcül hastalığa sahip mahkûmların sanki insan değil de bir hayvanmış gibi ölüme terk edilmesi ve bu tür haberlerin üzerinin sürekli örtülmesi de insan haklarına aykırı bir başka durumdur.
Görüş günleri mahkumumuzun ziyareti sırasında eğitimsiz veya anlayışsız bir kısım cezaevi görevlilerinin tarafımıza uygulamış oldukları hukuk ve insanlık dışı davranışlardan ziyadesiyle rahatsızlık duymaktayız.
Ceza sorumluluğunun şahsi olduğu gerçeğine rağmen hepimize suçlu gözüyle bakılmakta ve sanki bizler de mahkûmmuşuz gibi davranışlar sergilenmektedir. Kimimizin uzun yıllardır içinde bulunduğu hasret, özlem duygularının vermiş olduğu yalnızlık hissi, mücadele ettiğimiz bu maddi yokluğun verdiği çaresizlik ve toplumda ötekileştirilmenin verdiği acının tarifi mümkün değildir.
Sonuç olarak ; 2005 tarihli 5237 sayılı TCK nun kabulünden bu zamana kadar kolluk, yargı makamları veya çıkarılan KHK ler ile uygulanan kararlar nedeniyle ortaya çıkan hak ihlalleri ve eşitsizlikler bölük pörçük infaz indirimi ve yargı reformu değişiklikleri ile giderilmeye çalışılmışsa da bu yapılanlar toplumun tümünün uğramış olduğu zarar ve hak ihlallerinin tazmin edilmesinde yeterli olmamıştır. Bu nedenle temiz bir sayfa açılması, toplumda kalıcı bir barışın ve her şeyden evvel yargıya ve yargı mensuplarına olan güvenin yeniden tesis edilebilmesine yönelik olarak bir GENEL AF düzenlemesinin gerçekleştirilmesi gereklidir.
Hakları ihlal edilen , ayrımcılık ve eşitsizliğe uğradığını düşünen vatandaşların devlete ve özellikle yargı erkine olan inancının başka şekilde tesis edilmesi mümkün değildir. 25.03.2022 Mahkum YakınlarıCumartesi yazımı yazmaya hazırlanırken çoğumuzun unuttuğu Cumartesi Annelerinin eylemlerinden rahatsız olup ama onlardan örnek alarak Diyarbakır'da HDP binasının önünde başlattırılan eyleminin gözlenip, izlendiği şu günlerde başta Ukrayna-Rusya savaşı dolaysıyla birçok sorunun ötelenip, görülmediği ülkemde diğer önemli bir sorun da cezaevi ve o cezaevlerinde bulunan binlerce sorunları gelip, önüme düştü.
Katıldığım bir twitter sohbet odasını dinlediğim sırada dikkatimi çeken ve katılıp, içeriğine yakında tanık olduğum bu sorunu dinlerken vücudumun kaşındığını his ederken aslında kaşınanın kader mahkûmları denen mahkûm yakınlarının yürekleri olduğunu geçte olsa anlıyordum.
Çünkü sık sık ele aldığım ve başta Kürt sorunu, ekonomik sorunlar olmak üzere birçok soruna çare olacağına inandığım genel af yazılarımı hatırlatan bu konuya baktığımda insanların yani mahkûm yakınlarının cezaevlerinin kaşındığını anlattığını ve bu kaşıntının gün geçtikçe büyüdüğünü yani ceza evlerinin uyuz hastalığı ile karşı karşıya olduğunu belirtiyordular.
Coronanın yanı sıra bir çok sorunun olduğunun cezaevlerinde yaşanan uyuz salgının anlatılamadığından yakınan mahkûm yakınlarının diğer anlattıkları önemli konu ise mahkûmun birinin corona olması halinde bunu sakladığını, saklamasının nedeninin de 'hastayım' demeleri halinde günlerce hatta aylarca karantina adı altında tek başlarına kapatıldıkları yerlerde kalmak zorunda kaldıklarını ve iyileşmekten bulaş yoluyla daha da artığını anlatıyordu.
Ve yazımı daha çok uzatmadan yine twittirda tanıştığım Av. Dr. Mehmet Bora Kaya'nın adlı bir avukattan bana gelen ve neden bir genel affa ihtiyaç olduğunu anlatan 'Mahkûm yakınları' imzalı hukuki bir yazıya yer verip, yaşananları özetleyen durumu ilgililerin okuyup, ilgilenmesine bırakmak isterim..
İşte o yazı;
GENEL AF NEDEN ÇIKMALI?
Türkiye, adil yargılanma hakkının sağlanması konusunda hiçbir zaman ideal bir konumda olmamıştır. Hatta pek çok dava düşünüldüğünde, bugüne kadar yargının resmî/egemen ideoloji ve iktidardan tamamen bağımsız olduğu, savunulamaz. Bu bağlamda yakın tarihimiz “intikam davaları” zihniyetine dayanan bir görüntü çizmektedir.
Ülkenin en üst yargı makamı Anayasa Mahkemesi sayın Zühtü Aslan tarafından çok yeni bir tarihte yapılan açıklama da ; Yüzde 52.1 oranında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini görüyoruz. Bu da adil yargılanmayla ilgili önemli bir mesele olduğunu gösteriyor" seklindeki söylemi ülkemizdeki adil yargılanma hak ihlallerinin ne boyutta olduğunu göstermektedir.
Yapılan son anket çalışmalarında yargıya güven; ordu, emniyet ve hükümetin de gerisine düşmüş olup, yaşanılan bir mağduriyetin yargı yoluyla çözülebileceği fikri düşük yüzdelerde çıkmıştır.
Özellikle son zamanlarda siyasi iktidara yakın kişiler hakkında isnat edilen ve toplumda infial uyandıran isnatlara ilişkin yargı mercilerinin harekete geçmemesi veya bu kişiler hakkında yargı mercilerince hukuk dışına çıkılmak suretiyle verilen tahliye , beraat gibi eşitliğe aykırı kararlar ; ayni durumda olup cezaevinde bulunan mahkûm ve yakınları bakımımdan ağır bir eşitsizlik durumu yaratmaktadır.
Özellikle bu durum ülkede yasayan vatandaşlar arasında kanun önünde ayrımcılık ve sonucunda ağır bir güvensizliğe yol açmaktadır. 17/25 Aralık büyük yolsuzluk soruşturması sonrası AKP rejimin yargıya yönelik operasyonları Advocates of Silence Turkey (AST) tarafından raporlaştırıldı..
Raporda, Türkiye’de hukukun nasıl 17/25 Aralık büyük yolsuzluk soruşturması sonrası AKP rejimin yargıya yönelik operasyonları Advocates of Silenced Turkey (AST) tarafından raporlaştırıldı..
Raporda, Türkiye’de hukukun nasıl raydan çıktığı, yapılan düzenlemeler ve hukuksuz KHK’larla yargının bağımsızlığının nasıl ayaklar altına alındığı kronolojik olarak sıralanıyor. Türkiye’de yargı sisteminin, 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’li bakanların isimlerinin geçtiği yolsuzluk soruşturmalarının ortaya çıkmasıyla birlikte ciddi müdahalelere maruz kaldığı aktarılan raporda, yapılan düzenlemelerle mahkemeler ve savcılıkların hükümetin kontrolüne geçtiği kaydediliyor.
Soruşturma dosyasında bulunan teknik takip , dinleme kayıtları, CD kayıtları ile sabit suç üstü yakalama tutanakları vs. Şüpheden uzak kesin delillere rağmen tahkikat dosyası Takipsizlik kararı verilmek suretiyle kapatılmıştır.
Emsal soruşturmalar kapsamında yargılanan birçok kişinin yıllarca özgürlüklerinin kısıtlanıp , çok yüksek cezalar aldığı gerçeği ortadayken, bu kişiler hakkında ceza yargılamasının yapılmaması
AYNI DURUMDA BULUNUP FARKLI HUKUKI MUAMELEYE MARUZ KALMA konusunda adaletsizliğe en büyük örneği teşkil etmektedir. İsledikleri fiili savunmamakla birlikte ; 1 gram uyuşturucu madde satmak iddiası ile TCK 188 madde kapsamında 15 yıl hapis cezasına çarptırılıp torbacı lakabı alan kişiler cezaevlerinde en ağır şartlarda tutulurken, tonlarca uyuşturucu ile yakalanıp , sırf siyasi iktidar çevresi ile samimi ilişkiler içinde bulunan UYUSTURUCU BARONLARI hakkında herhangi bir takibat icrasına başlanmaması eşitlik ilkesine ne kadar uygun düşmektedir?
Yapılan bu eşitsizliklere çok değişik suç tiplerinden de örnekler verilerek çoğaltılabilir. Yargı eliyle Kumpas ve İntikamın en göze batan örneklerinden ERGENEKON VE BALYOZ davalarında birçok masum insanın özgürlüklerine kasteden , cezaevlerinde birçok suçsuz insani TERORIST SIFATI ile yargılayıp mahkûm eden, 15 TEMMUZ DARBESINDEN SONRA ISE FETO TEROR ORGUTU iddiasıyla cezalandırılan veya KHK ler ile görevlerinden uzaklaştırılan binlerce Hâkim Savcılarca verilen yargısal kararların HUKUKEN YOK HŰKMŰNDE olması gerekmez mi?
Tüm modern Hukuk sistemlerinde MUTLAK BUTLAN
(Geçersizlik ) olarak değerlendirilen bu kişilerce özellikle 2005 ile 2017 yılları arasında verilen bu mutlak butlanla batıl Kararların akıbeti ne olacak?
Bir kısım Ceza Hukuku bilgisinden yoksun siyaset adamının söylemlerinde geçirdiği şekilde YENİDEN YARGILAMA YOLU ile bu ihlallerin önüne geçilmesi mümkün değildir.
TÜRKIYE'DE YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI FİİLEN IMKANSIZDIR. BU KONUDA HAK MAGDURLARININ ARTIK KANDIRILMAMASI , KESİN VE GERCEKCI ÇŐZŰMLERLE OLAYA MUDAHALE EDİLMESİ KANAATINDEYIZ.
15 Temmuz ayaklanması akabinde görevlerinden uzaklaştırılan bu kişilerce tesis edilen hükümler ile cezaevinde bulunan veya sabıkalı duruma düşmüş dolayısıyla hakları ihlal edilmiş yüzbinlerce yargı mağduru bulunmaktadır.
Bu şekilde mağdur edilen vatandaşlar hakkında, mağduriyetleri gidermekten çok uzak kısmi infaz indirimleri veya denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanması, bu ihlallerden yakınanların büyük kesiminin yarasına merhem olmamıştır.
Özellikle Cumhur İttifakı tarafından 14.04.2020 tarih ve 7242 sayılı yasa gereği Toplumda Yargı organları nezdinde yapılan eşitsizliklerin, hak ihlallerinin ve ötekileştirmenin önüne geçilebilmesi için kader mahkûmlarının durumun iyileştirilmesi acısından çıkarılan infaz indirimine konu düzenlemede toplum nezdinde adi suç olarak nitelendirilen bir kısım suçların kapsam dışında bırakılması ( TCK 81, 82 , TCK 188 vd. TCK 220 ) bu suçlardan hükümlü veya dosyası derdest birçok mahkûm ve yakınının eşitlik haklarının ihlali niteliğindedir.
Yargının üzerindeki iş yükünün fazla olması ve hâkim ve cumhuriyet savcısı başına düşen dosya sayısının fazla olması, hâkim ve cumhuriyet savcısı sayısının uluslararası kabul gören standartlardan düşük olması, uzun yargılama süreleri, mevzuatta çok sık değişikliğe gidilmesi ve böylece toplum ile yargı mercileri bakımından yerleşmesinin zaman alması adil yargılanma hakkı bakımından ülkemizde önemli sorun teşkil etmektedir.
Yapılan son anket çalışmalarında yargıya güven; ordu, emniyet ve hükümetin de gerisine düşmüş olup, yaşanılan bir mağduriyetin yargı yoluyla çözülebileceği fikri düşük yüzdelerde çıkmıştır. Devam eden davalara ilişkin olarak yürütme ve yasamanın temsilcileri tarafından kamuoyuna yapılan açıklamalar, yargıya açık ya da zımni biçimde talimat verme yargı bağımsızlığına olan güvensizliğin bir diğer nedenini oluşturmaktadır.
CEZA INFAZ KURUMLARININ DURUMU Ceza İnfaz Kurumları, MAHKUMLARI REHABILITE EDİP, ONLARI TEKRARDAN TOPLUMA KAZANDURMA AMACINDAN COK UZAK kurumlar haline dönüşmüştür. Rehabilite edilmesi gereken kişiler aksine maruz bırakıldıkları birtakım eylemler , uygulamalar nedeniyle anti sosyal, agresif ve devlet düşmanı kişiler haline dönüştürülmektedir.
Cezaevindeki şartların oldukça ağır olması, sağlık hizmetlerinin yeterli olmaması , bir çok mahkumun ağır hastalıklara yakalanıp bakımsızlık nedeniyle burada hayatını kaybetmeleri, cezaevi personelinin bir çoğunun psikoloji eğitiminden yoksun agresif tutuma sahip yapıda olmaları, çok sik dile getirilse de ceza infaz kurumunda uygulanan fiziksel veya psikolojik işkenceler hakkında herhangi bir araştırma veya takibat yapılmaması gibi insan hayat ve onuruna önem verilmemesi bu durumun en büyük nedenleridir.
Dolayısıyla burada infazını tamamlayan mahkumlar topluma yeniden ayak uydurmakta zorluk çekmekte , özellikle sabıka sicil ve arşiv kaydı belgelerinde belirtilen suçlar nedeniyle toplum tarafından ötekileştirilmekte, iyiniyetli şekilde hayatını idame ettirebilmek adına başvurduğu is kapılarından geri çevrilmekte, bu siciller nedeniyle ötekileştirilen ve kendisine ekmek kapısı yolları kapanan bu insanlar yeniden suç islemeye eğilim göstermek zorunda bırakılmaktadırlar.
ADLI SICIL VE GENEL AF GEREKLILIGI 5237 sayılı TCK nun kabulünden bu zamana dek kolluk kuvvetleri, yargı makamları veya çıkarılan KHK'ler ile uygulanan kararlar nedeniyle ortaya çıkan hak ihlalleri ve eşitsizlikler; bölük pürçük infaz indirimi ve yargı reformu değişiklikleri ile giderilmeye çalışılmışsa da bu yapılanlar toplumun tümünün uğramış olduğu zarar ve hak ihlallerinin tazmin edilmesinde yeterli olmamıştır.
Bu nedenle yeni bir sayfa açılması, toplumda kalıcı bir barışın ve her şeyden evvel Yargıya ve yargı mensuplarına olan güvenin yeniden tesis edilebilmesine yönelik olarak SİCİL KAYITLARINI DA KAPSAYAN, toplumsal uzlaşı ile kabul edilen bir GENEL AF düzenlemesinin gerçekleştirilmesi gereklidir.
Hakları ihlal edilen, ayrımcılık ve eşitsizliğe uğradığını düşünen vatandaşların devlete ve özellikle yargı erkine olan inancının başka şekilde tesis edilmesi mümkün değildir.
Yargının üzerindeki iş yükünün fazla olması ve hâkim ve cumhuriyet savcısı başına düşen dosya sayısının fazla olması, hâkim ve cumhuriyet savcısı sayısının uluslararası kabul gören standartlardan düşük olması, uzun yargılama süreleri, mevzuatta çok sık değişikliğe gidilmesi ve böylece toplum ile yargı mercileri bakımından yerleşmesinin zaman alması adil yargılanma hakkı bakımından ülkemizde önemli sorun teşkil etmektedir.
Bu bakımdan yürürlüğe konacak bir af yasası bu is yükünün azalmasına ve cezaevlerinin boşalmasına da imkân sağlayacaktır.
MAHKûM YAKINLARININ SIKINTILARI...
Bizler mahkûm yakınlarıyız . Kimimizin eşi , çocuğu, kardeşi, Ana babası veya uzaktan yakınlarımız o dört duvar arasında tutuklu veya hükümlü. Onlar bu cezayı çekerken bizler de onlarla ceza çekmekteyiz.
Cezaevindeki mahkumların yükü hepimizin omuzlarında maddi ve manevi tüm külfeti tamamen bizim üzerimizde. Bunun yanında bu zor ekonomik bunalım sürecinde hayatta kalabilmek adına evimizin geçimi, çocuklarımızın bakımı ve daha sıralayabileceğimiz birçok ağır sorumluluk.
Tamamına yakını dar gelirli olan mahkûm yakınlarına hiçbir sosyal aile yardımı yapılmadığı gibi cezaevinde bulunan mahkûmların elektrik paralarını dahi bizler ödemekteyiz. Sosyal yardım almak amaçlı gittiğimiz her kurumda her kuruluşta öcü gibi görünmekteyiz. Toplumda , biz de mahkumlarımız gibi suçlu olarak görülmekteyiz.
Cezaevi koşullarını zaten bilmeyenimiz yok. Hükümlü veya tutuklu yakınlarımızla yapmış olduğumuz görüşmeler gün geçtikçe zor koşullara bağlanıyor. Mahkumlara verilen görüntülü görüşme hakkı ücretlendirildiği için birçok aile bundan faydalanamamaktadır.
Örneğin koğuşlarda 30 kişiden 15'i görüntülü görüşürken 15'i maddi sıkıntılar yüzünden görüşememektedir. Birçok aile parasızlık yüzünden aylarca yıllarca cezaevindeki oğlunu eşini çocuğunu sevdiğini gidip görememektedir. Maddi zorluklar dışında cezaevinde aşırı yoğunluk nedeniyle kimi mahkûmların yatak bulamayışı nedeniyle üst üste veya yerlerde yatması , parasızlık nedeniyle kantinden yatak temin edilemeyişi, birçok cezaevinde baş gösteren uyuz salgını gibi bulaşıcı hastalıklar büyük mağduriyetlere yol açmaktadır.
Ölümcül hastalığa sahip mahkûmların sanki insan değil de bir hayvanmış gibi ölüme terk edilmesi ve bu tur haberlerin üzerinin sürekli örtülmesi de insan haklarına aykırı bir başka durumdur.
Görüş günleri mahkumumuzun ziyareti sırasında eğitimsiz veya anlayışsız bir kısım cezaevi görevlilerinin tarafımıza uygulamış oldukları hukuk ve insanlık dışı davranışlardan ziyadesiyle rahatsızlık duymaktayız.
Ceza sorumluluğunun şahsi olduğu gerçeğine rağmen hepimize suçlu gözüyle bakılmakta ve sanki bizler de mahkûmmuşuz gibi davranışlar sergilenmektedir. Kimimizin uzun yıllardır içinde bulunduğu hasret, özlem duygularının vermiş olduğu yalnızlık hissi, mücadele ettiğimiz bu maddi yokluğun verdiği çaresizlik ve toplumda ötekileştirilmenin verdiği acının tarifi mümkün değildir.
Sonuç olarak ; 2005 tarihli 5237 sayılı TCK nun kabulünden bu zamana kadar kolluk, yargı makamları veya çıkarılan KHK ler ile uygulanan kararlar nedeniyle ortaya çıkan hak ihlalleri ve eşitsizlikler bölük pürçük infaz indirimi ve yargı reformu değişiklikleri ile giderilmeye çalışılmışsa da bu yapılanlar toplumun tümünün uğramış olduğu zarar ve hak ihlallerinin tazmin edilmesinde yeterli olmamıştır. Bu nedenle temiz bir sayfa açılması, toplumda kalıcı bir barısın ve her şeyden evvel Yargıya ve yargı mensuplarına olan güvenin yeniden tesis edilebilmesine yönelik olarak bir GENEL AF düzenlemesinin gerçekleştirilmesi gereklidir.
Hakları ihlal edilen , ayrımcılık ve eşitsizliğe uğradığını düşünen vatandaşların devlete ve özellikle yargı erkine olan inancının başka şekilde tesis edilmesi mümkün değildir.
25.03.2022 Mahkum Yakınları


Bu yazı 1280 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI