Reklam
Bugun...
YAŞAMADA UNUTUKLARIMIZI HATIRLATMAK İÇİN


Aysel Guven
ayselguven@hotmail.com
 
 

10-16 Mayıs tarihleri anneleri, engelliyi anlama ve anlatma günleri.

Şüphesiz annelik bütün dünyanın kabul ettiği sayılı ortak değerlerden biridir. Kadının hayatını değiştiren, onu şefkat, merhamet ve fedakârlık abidesi haline getiren bir olgudur annelik. Beşikten mezara kadar elinden tuttuğu yavrusunun varlığını hiçbir mutluluğa, sevgiye, huzura değişmeyen bir anne için hayat, bebeğini kucağına aldığı andan itibaren bir başka anlam kazanır. Onunla yatar, onunla kalkar; onunla yer, onunla içer… "Annelik zor zanaat" diye boşuna dememişler. Annelik fiziksel ve ruhsal sağlığı yerinde bir anne için meşakkatli, zor bir süreçtir.

Ya engelli anneler için!

Onlar; işitme, görme ve bedensel engelli; ama hepsi birer anne…
Çocukları da kendilerinin aksine sağlıklı. Hiç merak ettiniz mi bir engelli anne bebeğini nasıl büyütür, hayata nasıl hazırlar? Onlar, engellerine rağmen engelleri aşan eli öpülesi anneler. Bir anne düşünün ki gözleri görmüyor. Bir başkası duymuyor diğeri, tekerlekli sandalyesinde yavrusunun isteklerine cevap vermeye çalışıyor. Hayatta "ben de varım" diyen bu insanlar da anne; ve çocuklarının geleceği için onlar da pembe hayaller kuruyor... Hem de hayatın önlerine çıkardığı bütün engellere inatla…Örneğin, işitme engelli annelerin en büyük sorunu, bebeklerinin ağlamasını duyamamaları. Bu durum ilk etapta zihinlerde duygusal çağrışımlar yapsa da aslında işitme engelli ebeveynler için ciddi bir problem. Çünkü gece karnı acıkıp anne kokusunu özlediğinde ağlayan bebek, çığlıklarına muhatap bulamıyor. Ya da yaramazlık yaparken eli kapıya sıkışsa, başından aşağıya kaynar su dökülse annesinin haberi olmuyor.

Anneler fedakar ve cefakar anneler!

Onlar kendilerince buna formül bulmuşlar. Bebeklerini sürekli kollarında uyutma formülü. En ufak bir kıpırdama süt vaktinin geldiğini ya da altını ıslattığının işaretidir. Bu anne çocuğunu büyütürken bir gece olsun derin ve aralıksız uyumaz. Kolları hareketsizlikten karıncalanıncaya kadar kıpırdamadan saatlerce bekler bekler. Ya da yanı başındaki beşiğe bağlı ipin hareketine bağlıdır gece uykusu. Bebeklerini her kucaklarına alışlarında başlarını göğüslerine  dayayıp, 'Yavrum, annen seni çok seviyor ama;  diye boğazına düğümlenen birkaç sözle rahatlamaya çalışan anneler..

 Hep anne-babanın çocukları için yaptığı fedakârlıklar anlatılsa da engelli anne-babası için fedakârlıkta bulunan çocuklar da yok değil.

Bu insanlar ki hayatın her döneminde yaşam mücadelesi vermiş ve bu mücadele esnasında da hep tıkanmış, engellenmiş, itilmiş. Ateşin sadece düştüğü yeri yaktığını bu insanlarla bir aradayken görmek mümkün. O ya da bu nedenle engelli durumunda olan bizim insanımıza bu denli ilgisizliği insanlık ayıbı olarak görüyorum.

Ananın annelik değerlerini anneler gününde, babanın değerlerini babalar gününde, kadının toplumsal yerini kadınlar gününde, bizleri bugünlere getirmek için gayret göstererek yaşlanan büyüklerimizi yaşlılar haftasında, çocukların ve gençlerin geleceğin kurucuları olduğunu çocuk ve gençlik bayramlarında ve engellilerin ihtiyaçlarını sadece engelliler gününde anımsamak ne acı ve vahim bir tablo.

Hepimizin düşünmesi gerekir ki her an potansiyel bir engeli olabilme riski ile karşı karşıyayız. Her an bilemediğimiz bir hastalıkla, doktor hatasıyla, bir kazayla, vatanı, milleti korurken ya da balkonumuzda otururken dışarıdan bir magandanın kurşunuyla ya da yolda giderken bir arabanın çarpmasıyla engelli durumuna gelebiliriz.

Özürlüler Kanun Tasarısı'na baktığımızda Türkiye'de Özürlüler Kanunu konusunda sağlıklı bir alt yapı olmadığını görüyoruz. Bu konuda engelliler sivil toplum örgütlerinin samimi faaliyetleri ile biraz ayakta durabilmekte. Bir çok gönüllü sivil toplum kuruluşları  bu insanımıza kol kanat germe adına adeta çırpınıyor. Peki ya siz!

Siz hiç ağzından salyalar akıtan, her kaşığında etrafa yemek saçan bir engelli ile bir öğününüzü geçirdiniz mi?.

Siz hiç boyunuzda birini sırtlayarak tuvalet ihtiyacını karşılayıp kilometrelerce uzaktaki okula taşıdınız mı?

Siz hiç görmeyen birine kitap okudunuz mu?

Siz hiç duymayan biriyle  bir günü paylaştınız mı?

Siz hiç konuşmayan birinin karşısında saatlerce durup ne istediğini anlamaya çalıştınız mı?

Siz hiç yürümeyen kolsuz kanatsız biri ile ilkbaharın yeşil çimenlerinde uçurtma uçurdunuz mu?

Siz  hiç bütün bunları yıllarca yapan ana ve babanın dramını dinlediniz mi?

Hayır diyorsanız bu günden itibaren yaşam faaliyetlerini bir gözden geçirin ve bugünden tezi yok hiç olmazsa bunlardan sadece birini deneyin ve anlayın ve buna göre harekete geçin. Engelsiz bir yaşam dileğiyle.

E-mail. ayselguven@hotmail.com Dr.Aysel GÜVEN



Bu yazı 1912 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI