Reklam
Bugun...
PANDEMİ YASAKLARI VE İNSAN HAKLARI


Ayşe Hazal Beytaş Hazal”ın Objektifinden
 
 

Anayasamızın ilgili maddesi.
MADDE 10- Herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 12/9/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. (Ek fıkra: 12/9/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. (koyulaştırmalar bize ait)
Anayasanın insan hakları ilgili hükmü böyle. Koyulaştırılmış ifadede ise Çocuklar, yaşlılar, özürlüler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olmadığı dile getiriliyor. Yani burada bahsedilen çocuklar ve yaşlılar lehine olan tedbirlerdir. Yani toplumun diğer fertlerine göre kamu kaynaklarından daha fazla pay almaları anlamına gelen tedbirler. Oysa bugünkü uygulamada ise 65 yaş üstü insanlar için alınan tedbirler bu insanlar için ödül değil bir tür ceza olmuştur.
Bilim kurulu bugün 4 ayı aşmış bulunan yaşlılar ve çocuklar için aldıkları kısıtlama kararını onların lehine bir karar gibi yorumlamış olmalı. Bu yorum gerçekte tam ters yönde bir tutumu gösteriyor. Aslında olan; yaşlılar ve çocukların toplum adına salgının tüm yükünü üstlenmiş olduğu gerçeğidir. 65 yaş üstü insanlar ne zaman biteceği bilinmeyen bir tür tutukluluğa mahkum edilmişlerdir. Hal böyle olduğu halde, ekonominin gerekleri diyerek salgınla ilgili önlemleri gerektiği gibi alamayan ya da alsa bile bunu nihai karar vericilere kabul ettiremeyen Bilim Kurulu , her defasında “sevgili büyüklerimiz” diyerek güya bu gruptaki insanlara empatilerini göstermektedirler. Onların evlerinde hapsolmaları ise, haklarında hiçbir kısıtlama olmayanların önlemlere uymaması sonucunda fazla işe yaramamaktadır. Evlerinde hapsolan yaşlı insanlar kendilerinden genç yakınlarının duyarsızlıkları sonucunda her geçen gün daha fazla Covid19 tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar. Yani uyarıları dikkate alınmayan Bilim Kurulu’nun gücü sadece 65 yaşı üstü insanlara yetmektedir. Bilim Kurulu salgınla ilgili sayıları ayrıntılı bir şekilde vermediği için halkın bilgiye ulaşma hakkını da kısıtlamaktadır ve bu nedenle alınan önlemlerin ne kadar etkin olduğu anlaşılamamaktadır. Kanımızca, 65 yaş üstü kısıtlamalar hiçbir işe yaramamaktadır.
İşin diğer bir yanı, azımsanamayacak sayıdaki 65 yaş üstü insan hala ailelerinin geçimini sağlamaktadır ve bu kısıtlamalar yüzünden büyük bir ekonomik çöküntüye uğramış durumdalar.  Kayıt dışı çalışma ne yazık ki ülkemizin bir gerçeğidir ve asgari ücret seviyesindeki ücretlerle geçinemedikleri için bu insanların çoğu ek iş olarak kayıt dışı işlerde çalışmaktadırlar. 65 yaş üstü insanların aylarca evlerinde kalmaları ancak üzerlerindeki ekonomik yüklerin kamu kaynaklarıyla hafifletilmesiyle mümkün olabilir. Ne yazık ki, bu insanlar devletin sosyal yüzüyle değil, ceberrut yüzüyle karşılaşıyor.Bu insanları evlerine hapseden zihniyet bahsedilen sıkıntıları hafifletmek yönünde hiçbir şey yapmadığı halde, koyduğu akıl dışı yasaklara uymayanlara büyük cezalar uygulamaktadır.
Ama hepsinden önemlisi bu yasakların uzaması toplumsal eşitliğe aykırı olarak bu insanların yaşam kalitesini ve yaşama sevincini olumsuz yönde etkilemektedir. Sormak isteriz, bu kısıtlama kararlarını alanların kendileri son günlerini evlerinde hapsedilmiş olarak ve seyahat etme özgürlükleri tamamen kısıtlanmış olarak geçirmek isterler mi?
Kamusal sorumluluk alınan her kararın anayasanın eşitlikle ilgili 10. Maddesini göz önüne almayı gerektirir. Eşitsizlik çok uzun sürelere yayıldığında toplumsal vicdanda açmış olduğu yara telafisi mümkün olmayan büyüklükte olacaktır. Kaldı ki, eğer salgınla mücadelede bir başarı söz konusuysa bunun onuru kendilerinden ölçüsüz bir fedakârlık beklenen bu insanlara ait olmalıdır. O nedenle sayın cumhurbaşkanı ve bilim kurulu bu fedakârlığın karşılıksız kalmamasını boş sözlerle değil bu insanların ekonomik olarak rahatlamalarını sağlayarak gerçekleştirmelidirler.  
Devletin tepesindeki kişilerin toplumsal eşitliği sağlamasının yolu öncelikle kendi yanlış politikaları sonucunda vatandaşlarının bu zor anlarında devleti yanlarında bulamayışlarının yükünü toplumun en çok korunması ve kollanması gereken kesiminin üzerine yıkmaktan derhal vazgeçmesini gerektirir. Eğer bugüne kadarki uygulamalarında zenginliği toplumun fertleri arasında eşitlik duygusuyla yapmayı başaramadılarsa o zaman bari bugün fedakârlıkları başta kendileri ve bütün kamu kadrolarını doldurdukları yandaşları olmak üzere herkese eşit bir şekilde dağıtmalıdırlar.
Eğer kısıtlama yapılacaksa bu herkese eşit bir şekilde yapılmalıdır. Bu ülkenin nimetlerinden eşit olarak yararlanmaktan geçtik, hiç olmazsa külfetine eşit şekilde katlanalım.
Aksi takdirde Ayasofya’yı ibadete açmaları uhrevi dünyalarında bile kendilerini kurtarmaya yetmeyecektir.



Bu yazı 25424 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YouTube ArdahanTV Kanalımızı İzliyor musunuz?


YUKARI