Reklam
Bugun...
UZLAŞTIRMA MI UYUŞTURMA MI?


Alper AKÇAM Doktor'ın Köşesi
alperakcam@gmail.com
 
 

Seçimleri geride bıraktık, HDP’nin barajı atlamasıyla “tek lider, tek otorite” batağından kurtulup nefes alır gibi olduk; koalisyon tartışmalarına daldık.

Derken… Kaşla göz arasında CİA ve MOSSAD’IN Ortadoğu’daki dolaylı kanlı eli olan IŞİD Kobani’ye girdi; kadın çocuk demeden onlarca insanı katletti. Tam da, “Uzlaşma”, “Ortak paydalar,” “Hoşgörü,” teraneleri arasında birileri herkesi uykuya daldırmaya hazırlanırken…

Aynı gün akşam haber bültenlerinde TÜSİAD ve Finans Kapital’in “Batılı” görünen ayağı adına konuşan Güler Sabancı “Büyük bir demokrasi sınavı verdik,” diyordu televizyon ekranlarında.

Hayır hanımefendi, verdiğimiz sınav demokrasinin daha D’si bile değildi.

Suriye’de yaşanan katliamların, toplu kıyımların, kanı akıtılan çocukların, bu ülkeden oradaki savaşa giden silahların, hatta Irak’a, Libya’ya, tüm Müslüman dünyaya lider olacağım derken kışkırtılan savaşların, gizli gizli yetiştirilen militanların, ülkenin içinde ve dışında patlatılan bombaların, bir terör örgütüne dönüştürülen devletin gizli güçlerinin hesabı sorulmayacaksa, demokrasinin ana öğesi olan “kuvvetler ayrılığı”nın hiçe sayılıp basından yargıya her şeyin tek bir merkezden yönetildiği bir sisteme geçilirken yaşanan yasadışılıklar gündeme getirilmeyecekse, hırsızlıklar, yolsuzluklar yapanın yanında kalacaksa, istenen şey “uzlaşma” değil kanıksatma, uyutma ve uyuşturmadan başka bir şey demek olmayacaktır!

Halk çoğunluğu adına hesap sorma ve geleceği onarma çabası, “Çözüm Süreci” de dâhil hiçbir söyleme kurban edilmemelidir… Süreç artık halkların kültürüne işlemiş görünüyor; MHP dışındaki tüm siyasal güçler kendi paylarına düşeni yapmaktan kaçınmayacaklardır.

Bu meclis yapısının oluşmasında bombalanarak öldürülen günahsız insanların, parçalanan katırların, sokak ortalarında eli sopalı katiller tarafından katledilen gencecik canların, Ali İsmaillerin, Berkinlerin de kanı pahasına verilmiş bir mücadelenin yapı taşları vardır…

Bu ülkenin yurttaşlarının çoğunluğu, yolsuzluklara, hırsızlıklara karşı, tek adam diktatörlüğüne yuvarlanan demokrasi oyununa karşı, demokrasinin herkes için söz söyleme hakkı olması, yargının bağımsız yargıya, yasamanın buyrukların değil aklın önde olduğu yasamaya, yürütmenin insana değer veren yürütmeye benzemesi istenciyle, tek adam ve tek parti diktatörlüğüne karşı olma bilinciyle oy verdi.

Düzmece mahkemelerle dağıtılan kurumlar, yıllarca zindanlarda tutulan temiz yürekli insanlar, az buçuk eleştirel aklın kullanıldığı eğitim yerine bir mezhebe ait inanç dizgelemlerinin belletileceği, mankurtlaşmış kuşakların yetiştirilmesine yönelmiş eğitim politikalarının hesabı sorulmayacaksa ve eğitimden kültüre bize ait olmayan bir kara bezirgân kültürün sardığı karmaşa ortamına ışık tutulmayacaksa, aklın yoluna dönülmeye çaba gösterilmeyecekse, verilen oylar da hiçbir işe yaramamış olacaktır…

“Uzlaşma” masallarıyla on üç yıllık bir kara tarihin üstü örtülecek sanki… Bu oyunun baş artistlerinden biri de 2002 yılında da aynı göreve soyunmuş demokrasi oyununa aklında demokrasinin D si bile olmadan giren bir anlayışı “legalize” ederek politika cambazlığındaki ustalığını göstermiş olan Baykal beyefendi oldu… .

Benzer bir oyunda şimdilik başrol oyuncusu gibi… “Eee” si bitmeyen gırtlağının derinliklerinde demokrasi adına katledilmiş insanlık onurunu hiçe sayarak, tarihi olmamış gibi aklayarak yeni bir sayfada yeni politika oyunlarına kapı açmaya, kendine de koltuk kurmaya çalışıyor. Başka bir koltuktan nasıl indirildiğini dahi unutmuş görünürken unutma hastalığını topluma bulaştırmaya çabası içinde…

HDP, AKP ile bir koalisyon içinde olmayacağını yüksek sesle duyurarak seçim öncesi hakkında yapılan dedikoduları boşa çıkardı; dik bir duruş gösterdi. MHP’nin de HDP’yi ve Kürt olgusunu yok sayan tutumu nedeniyle iki seçenek kalıyor geriye. Kurulacak koalisyon hükumetinin ortağı olacak partiler hangi adı taşıyacaksa taşısın, demokrasiyi kendi iktidar ve zenginlik kaynağı olarak kullanmış, insanları birer etkin özne değil, kendi yolunun nesnesi kılmaya çalışmış bir anlayıştan hesap sorulmayacaksa, gelecek adına umut beslemenin de anlamı kalmamış demektir.   

Gerçekten de önemli bir temsil gücünü yansıtan meclisin, geçmişi, bugünü ve geleceği demokratik işleyiş gereği değerlendirip çözümleyip yeniden kuracağı, her milletvekilinin gerçekten millet adına ve kendi başına davranacağı, bir meclis gerekli bu ülkeye. Dört kişilik oy verme hakkı olan kendi ailem bile iradesini iki ayrı partiye dağıtarak görevini yapmaya çalıştı…

Bu meclis gerçekten de halkın meclisi olmak istiyorsa, her türlü paralelden arınmış, emperyalist kanlı oyunlara karşı onurla karşı duracak bir meclis olacaksa, AKP iktidarından bile önce, ta 2000 yılında Washington’da seçenek bir ordu oluşturmak için kurulmuş, YÖK’ün ve ODTÜ’nün de içine bulaştırıldığı Turkish İnstitu for Security and Democracy (TİSD) gibi kurumlara karşı da bağımsız ve özgür bir ülke meclisi gibi durmayı başarmalıdır…

Koalisyon ayakları kim ve ne olursa olsun; meclis çoğunluğu, halk çoğunluğunun iradesini çalışmalarına taşımak, yürütmeye aktarmak zorundadır.

Tek tek yurttaşlar olarak bu bilinçle davranmalı, vekillerimizin yakasından eksik olmamalı, uzlaşma kandırmacalarıyla uyuşturma oyunlarına gelmemeliyiz…



Bu yazı 2206 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI