Reklam
Bugun...
TÜRKİYE NEREYE?


Alper AKÇAM Doktor'ın Köşesi
alperakcam@gmail.com
 
 

AKP eski MKYK üyesi ve Sivil Alan Platformu Başkanı Ayhan Oğan’ın konuşmaları bir itiraftan öte bir pervasızlığın manifestosuydu! Oğan, atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini, geri dönüşü olmayan bir yola girildiğini de ilan etmiş olmaktaydı. Her sıkıştığında iktidara payanda olan Devlet Bahçeli istediği kadar yırtınsın, iktidar yetkilileri istediği kadar bizi bağlamaz desin…
“Biz yeni bir devlet kuruyoruz. Beğenin beğenmeyin, bu devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır. Yapılan Yüksek Askeri Şura yeni bir TSK’nın inşasıdır,” demişti Oğan…
Devletin adı elbette ki değişmeyecektir; o bir dış bir görüntü olarak kalmış olacaktır. Ama artık eğitimi başkadır, dış politikası başkadır, kadınların yaşam koşulları başkalaşmaktadır, iç politikada kin ve nefret üzerine kurulu başka bir Deccal kılıcı parlamaktadır… Dağıyla, taşıyla, deresiyle, yaylasıyla ülke satışa çıkarılmıştır.  Karadeniz’in birçok yaylasında Türkçe tabela kalmamış gibidir…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapısı, bugünkü iktidara demokrasi dersi vermeye kalkan Batı’nın da onlarca yıl sürmüş desteği ve kışkırtması ile Şarklılaştırılmıştır. Emperyalizmin Napolyon devrinden beri uygulamaya koyduğu ve Şark’ı sömürge olarak kullanmak üzere uyguladığı “dinci fanatizm ile Şarkın Şarklılaştırılması” (Edward Said) politikasının gereği yerine getirilmiştir. Umarız, onların da göbeği yerine düşmüştür. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı, Latin alfabesini, karma eğitimi, laikliği, kadın haklarını, tek eşliliği, sol ve sosyalist politikaları, hatta milliyetçiliği,  1 Mart tezkeresi gibi bir emperyalist Orta Doğu işgal oyununu o gün için reddetmeyi başarmış bir parlamentoyu, bir İslam ülkesine hak görmeyen Batı dünyası muradına ermiş olmalıdır.
Batı dünyasının adı en büyük tarihçisi, hâlâ ezberlerce okunan Toynbee’nin, onlarca yıl önce Batı’ya gösterdiği hedef işaretler arasında Türkiye de vardır. “…Batı dışındaki entelijansiyaların, modernliğin sırlarına vakıf olup bunları Batı’ya karşı kullanma yolundaki çabaları… Toynbee’nin, postmodern çağın başlangıcı konusundaki düşünceleri, bu ikincisi üzerinde yoğunlaşıyordu. Verdiği örnekler, Meiji Japonyası, Bolşevik Rusya, Kemalist Türkiye ve yeni kurulan Maocu Çin’di.” (P. Anderson, Postmodernitenin Kökenleri, s 12) Çoğu Batılı tarafından o gün için dünya üzerindeki yeri bile bilinmeyen Türkiye, o tarihten itibaren önemli bir kara parçası olarak dünya gündeminin en önemli maddelerinden biri olacaktır. 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çivisinin rayından çıktığının ilk işareti Ayhan Oğan’ın konuşması değildir. Bu süreç içinde ille de bir milat aranıyorsa, o milat, CİA ve FETÖ ajanlarının Bülent Arınç’a düzmece suikast iddiasının arkasından savcı kılığında Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Kozmik Odası’nı bastığı gündür… Tarihler 25 Aralık 2009’u göstermektedir.
O gün, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başında bulunan birileri çıkıp da günün yasalarının kendilerine verdiği yetkiyi kullanarak olaya el koysa, binlerce kilometre öteden bir emekli vaizin örgütlediği hareketin o gün için önderliğini yapar göründüğü planlanmış bir Şarklılaştırma, kayıtsız koşulsuz sömürgeleştirme oyunu bozulabilmiş olsa, 15 Temmuz 2016 kanlı kalkışması ve arkasından gelen, vaizin o gün içi ortağı konumundaki bugünkü iktidarın kullandığı KHK lar antidemokrasisi de yaşanmayacaktır. Yüzlerce insanın canına kıyılamayacak, ülke hızla bugün yaşadığı karmaşa ortamına sürüklenmeyecekti… Anayasa ve yasaların hakkaniyetle işleyeceği bir süreç içinde zaten sağır sultanın bile duyduğu ordu ve devlet içindeki FETÖ örgütlenmesi açığa çıkarılmış olacak, bugün eksik olduğu söylenen FETÖ siyasi ayağı da herkesin gözü önüne serilecekti. Her babayiğidin harcı değildir elbet Mustafa Kemal gibi bir asker olabilmek... Gereğinde rütbelerini çıkarıp atabilmek, halkının ve ülkesinin mutluluğu için kendini feda edebilmek... 
Ama o gün, ordunun başında bulanan fosiller, devlet ve ordu içinde kör göze batarca örgütlenmiş FETÖcü yapılanmayı görmezden gelmişler, NATO nişanlarını, bol harcırahlı ABD gezilerini ve kendi ikballerini tercih edip olayları seyretmişler, devletin anahtarını dinci politikacıların eline teslim etmişlerdi… Kendi ikballeri için ülkenin istikbali ile oynamışlardır başka bir deyişle… 
Türkiye’nin şarklılaştırılması olayı en son 7 Ağustos 2017 günü oynanan on binlerce kişinin tribünlerden, milyonlarcasının televizyonlardan izlediği Konyaspor-Beşiktaş süper kupa maçında açıkça sahaya da yansımış, Konyaspor penaltı atarken Konyalı seyirciler “Ya Allah Bismillah, Allahü Ekber!” naraları ile kutsal bir cihattaymış gibi bağırmışlar, maç bitiminde de sahayı işgal etmişlerdir. 
Eğer o akşam Beşiktaş taraftarı da sahaya inmiş olsaydı, onlarca kişinin ölmesi işten bile değildi… Türkiye artık büyük ölçüde Şarklılaştırılmıştır… Bunun en açık örneklerinden biri de o olayın hiçbir basın organında hak ettiği ilgiyi bulamamış, hiçbir televizyon kanalında haber olamamış olmasıdır. 
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş aşamasında ve kendi kuruluş ilkelerinin geçerli olduğu koşullarda, Niyazi Berkes’in deyimiyle “Batı’ya rağmen Batılılaşma” yoluna girmişti. Amaç Batı gibi olmak değil, 1789 Burjuva Devrimi'nin getirdiği, eşitlik kardeşlik hürriyet parolası ile Batı’da olduğu gibi kuvvetler ayrımını yaşama geçirmek, görece demokrasi ve özgürlüklerin olduğu çağdaş bir toplum kurabilmekti. 
Türkiye bugün yarı yarıya oranda ayrışmış gibi görünen, bir tarafın hiç tartışmasız ve itirazsız bir biçimde tüm devlet olanaklarını elinde topladığı, patladı patlayacak bir gerginlik içinde bilinmeyen bir yere sürüklenmektedir. Genç kuşakları yetiştirecek eğitim de cihad politikalarının egemen olacağı bir biçimde dinselleştirilmiştir. Konyaspor- Beşiktaş maçında Kurtuluş Savaşı’nın ve bağımsızlığımızın simgesi gibi olan İzmir Marşı’nı söyleyenleri “PKK dışarı “ diye bağırarak protesto edenler, söyledikleri yalana kendileri de inanmıyordu elbet. Ülke o noktaya gelmiştir; kin ve nefreti kışkırtacak her türlü yalan, politikanın en geçerli aracı durumuna getirilmiştir. Baştan aşağı yalanla, başkalarına yönelmiş öfkeyle kendi vicdanlarının sesini susturanlar kaplamıştır ortalığı. Olası her türlü barışçı gösteriyi bastırmak ve emniyet güçlerinin yetmediği yerde gereğinde yardımcı kıyım gücü olarak kullanılmak üzere sivil milis güçlerin de örgütlendiğine ve silahlandırıldığına ilişkin dedikodular dolaşmaktadır ortalıkta. 
Peki bu durumda ne yapacağız? Başımıza gelmiş olana ağlayarak hayata küsüp bir kenara mı çekileceğiz? Bir Batı ülkesine postu serebilmenin hesaplarını mı yapacağız? Asla… Elimizden geldiğince, dilimizin döndüğünce, aynı toprak üstünde birlikte yaşayıp aynı havayı soluduğumuz, aynı suyu içtiğimiz, aynı ekmeği bölüştüğümüz yurttaşlarımıza gerçekleri anlatmaktan, insan sevgisinin, barışın, kardeşliğin, ülke sevgisinin, ardından gitmekten geri durmayacağız…
Bizler yaşadıkça, insanlık da, özgürlük ve adalet duygusu da yaşayacaktır… 

Selam olsun bu umudu yaşatanlara, bu bayrağı gönderde tutanlara... 

09 Ağustos 2017, Alper Akçam



Bu yazı 1336 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Başkanlık Ne Getirir?


YUKARI