Bugun...
SURUÇ PATLAMASI; ELEŞTİREL AKLIN VE HAYAT BİLİNCİNİN ÇÖKÜŞÜ‏


Alper AKÇAM Doktor'ın Köşesi
alperakcam@gmail.com
 
 

Suruç”ta meydana gelen, otuzun üstünde genç insanın ölümü, yüzün üstünde yaralanma ile sonuçlanan patlama, toplumsal ilişkilerde yer alan iktidar odaklarının birey karşısındaki hâkimiyetinin derecesini, emperyal kültürün karmaşık yapısını, bireyler ve düşünceler arasındaki diyalog eksikliğini dolaylı bir biçimde ve üzücü bir tabloyla gözler önüne sermiştir. 
Kendi ölümü pahasına başkalarını öldürmeyi düşünme eylemi karşısında ilk akla gelen sözcük dehşet oluyor…
Kaba bir bakış açısıyla, olayın iki tarafında da hayatının baharındaki genç insanlar yer almaktaydı… Bu insanları ölümle ayıran diyalektik, toplumsal özveri ve dayanışma duygusuyla yükselmiş bir kararı da işaret ediyordu. 
Özellikle de kendisini canlı bomba olarak kullanan genç kız (cinsiyetinin erkek olduğu da söyleniyor) açısından olaya bakıldığında, hayatı açıklamaya çalışan felsefenin bir tür çaresizliği yansımaktadır... 
Olay, “Yaşasın” ve “Kahrolsun” çizgisinden öteye geçemeyen düşünce farklılıklarına kılıf olarak geçirilmiş inanç faktörü aracılığıyla, Batı aydınlanması ile insanın yeniden kendine ait kıldığı eleştirel aklını siyaset derebeylerine ve ruhban sınıfına iade edilmesi etkinliği gibi de okunabilir. Aynı zamanda, aydınlanmanın ve özellikle dinde reformun toplumsal alanda sonucu olan “bilinçli seküler” yaşam biçiminin uzağında kalmış “Doğulu kul “ bakış açısını işaret etmektedir. Başkalarını öldürebilmek için kendini parçalayan genç insanın tek hedefi bir başka hayatta mutlak mutluluğa ulaşabilmekti. 
Farklı düşüncelerin “öbür dünya” vaadleriyle koşullandırdığı insan aklının ölümlerle kendisini gerçekleştirmek yerine, hayat içinde yaşayarak var olabilmesinin yolu, o kişiye özgür düşünme yöntemleriyle ulaşmayı başarmaktan, her konuda açıklıktan ve diyalogdan geçiyor… Tartışılmaz inançların savaştırılması yerine inançları oluşturan toplumsal etkenler ve hayata ilişkin sonuçları üzerine konuşmak çok daha insancıl olacaktır. Yüzlerce yıl önce bu coğrafyaların bir parçası olarak yaşamış İbni Haldun’dan, Farabi’den, dinsel inanç ile hayat gerçekliğini ikili bir yapıyla kurup Batı Rönesansı için işaret fişeği olmuş İbni Rüşt’ten (Averro) bile gerilere düşeceksek, at gözlükleriyle hayata bakarak birilerine yaşama çok göreceksek sözün de bittiği yere gelinmiş demektir.  
Herkes eteğindeki taşı döküp kardeşçe, dostça konuşmayı, tartışmayı seçmelidir. Ellerindeki oyuncaklarla, içlerinde taşıdıkları idealist ve yapıcı düşüncelerle savaşın yakıp yıktığı bir bölgeyi kendilerince onarmaya giden gönüllü insanlara kıyabilen bir anlayış, ister canlı bomla olmuş, ister o gençleri bilmem ne örgütünün topladığı insanlar olarak tanımlayan, nefret körükçülüğüne çıkmış gazeteci müsveddesiymiş, kaç yazar ki... Emperyalist kültürün yerel uzantılarının çoğu dini yardım derneği maske ve tabelasıyla çalışmıyor mu?

Önce hayat hakkına saygı; sonra da kesintisiz diyalog... Bilgi ve düşünce kirliliğini, kirli iktidarların yol açtığı can yakan ölümleri bitirmenin, kendileri önemli ölçüde sorumluluk taşıdığı halde ölenlerin arkasından timsah gözyaşları dökenlerden hesap sorabilmenin başka yolu da yok…



Bu yazı 2273 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI