Reklam
Bugun...
SADE SUYA TİRİT ÖFKELİ SİYASETİN TOPRAĞA VE İNSANA İHANETİ


Alper AKÇAM Doktor'ın Köşesi
alperakcam@gmail.com
 
 

Ne Ermeni meselesi; ne Kürt kimliği bilmecesi…

Bu sorunların ve benzerlerinin hem patlak vermesi hem de tarih ve güncel yaşam içinde en öne çıkmış olmasının nedeni, sınıflı toplum kuruldu kurulalı halk yığınlarının toplum örgütlenmesinde geriye itilmiş, bir avuç sermaye ve mülk sahibinin, toprak ağasının, tefecinin, bezirgânın, finans oligarşisinin siyaset sahnesinde at oynatır duruma gelmiş olmasıdır.

Bu memlekette milli semboller ve tarihsel kinler için kan gövdeyi götürürken toprağımız can çekişiyor.  Sade suya tirit bazı siyasetçilerin umurunda bile değil. Onlar insanları dil, din, mezhep, tarih ve kültür farklılıkları üzerinden kışkırtmakla, böylece oy bezirgânlığı yapmakla meşgul… Binlerce yıldır böyle yürüyor siyaset… Kuran yapraklarını askerlerinin mızraklarının ucuna geçirten Muaviyeler kılıçtan geçiriyor halkı, iliğini sömürüyor. Köleci toplumdan feodal düzene, kapitalizme varana kadar üretici hem soyuldu egemen sınıflar tarafından, hem birbirine düşman edilip kırdırıldı. Asıl sorumlusu oldukları Ermeni sorununu en çok tartışan ve kararlar alan Batı parlamentoları ile onların denetiminde çalışan gizli servisler, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Yakın Asya’da yaşanmakta olan bugünkü cinayetlerin de merkezi durumunda…

Seçimler yaklaşıyor; siyaset sahnesi iyice kızıştı. Barajı aşmayı başarabileceği sanılan partilerin programında üreticinin kanının emilmesine, kent toplumunda tüketicinin ateş pahasına ve doğal olmayan kaynaklardan besleniyor olmasına, vatan topraklarının betonlaşmaya, asfaltlaşmaya, kırıma kurban edilmesine ilişkin tek satır not yok!

Şehirlerde kilosu 3 TL olan portakala bahçesinde 30 kuruş fiyat alamayan üretici portakal ağaçlarını kesmeye başladı.

Haber: “Demreli çiftçilerden Sait Ülker, son olarak 10 dekarlık portakal bahçesini sökmeye karar verdi. 7 yıl önce yaşlanan portakal ağaçlarını sökerek yerine çok tercih edilen Washington cinsi portakal bahçesi kuran Ülker, ‘Herkes bahçesini sökerken, ben topluma örnek olmak için bu bahçeyi kurdum. Ama portakalın kilosunu bu yıl 50 kuruşa sattım” dedi. (…) “Bundan 10 yıl önce, portakalın kilosunu 1 liradan satıyordum. Girdi fiyatları kat kat arttı. Portakalın fiyatı ise yarı yarıya düştü. Bahçemi için kan ağlayarak söküyorum. Yerini sera için kiraya vereceğim. En geç 10 yıl içinde, Demre'de portakal bahçesi kalmayacak, Çünkü üretici hep zarar ediyor’ diye konuştu.” (DHA, 27 Nisan 2015)

Yalnız portakal mı? Zeytinde, domateste, fındıkta, çayda, sütte, ette, balda da durum çok farklı değil. Bir ürün tarladan, yayladan, bahçeden kalkıp tüketicinin önüne gelene kadar on aşamada on bezirgânın elinden geçiyor. Toprağından karnını doyuramayan yoksul halk yığınları asgari ücretle Soma’nın kömür cehennemlerinde, şehirlerin bağrına hançerler gibi saplanan koca rezidans, AVM yapılarında boğaz tokluğuna, her türle güvenlikten yoksun kulluk etmeye yazılıyor, kanından, canından oluyor; ölüp gittiğiyle kalıyor. Geride kalan hemşerileri de bu politikanın sürdürümcüsü politikacıları “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlıyor. Soma’daki işçilerden birinin karısı gözyaşları içinde, “nesiyle gurur duyuyorsunuz” diye isyan edince, salon dışına çıkarılıyor.

Türkiye’de halktan yana olduğunu ileri süren siyasetin onlarca yıldır ortak derdi, “asgari program” denilen halkın ekmek, su, geçim sorunlarına yönelik somut önerilerden yoksun olması, üretici ve tüketici örgütlenmelerinden uzak kaçması, halkın gönlünü din bezirgânlarına kaptırmış olmasıdır. Oysa ki, demokrasinin ön koşulu halkın örgütlenmesi olmalıdır!

Siyasi tarihimizde böylesi somut programları yaşama geçirmeye çalışmış tek parti 1954 yılında mücadele ve bilim insanı Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kurmuş olduğu Vatan Partisi idi. Kıvılcımlı, “Soğan Ekmek Kongresi” politikalarıyla, Eyüp mitinginde halka Hz. Ömer’in adaletini anlatmakla işe girişmişti. “Dini politikaya alet etmekten” tutuklandı, partisi kapatıldı. O partinin bugün Alman emperyalizmi ile vagon bezirgânlığında buluşmuş, Anadolu’da büyük kırımlara yol açmış İttihat Terakki’yi kahraman ilan eden çakma Vatan Partisi ile hiçbir ilgisi yoktur.

Kıvılcımlı, sonraki yıllarda İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Dernekleri kurdu. Orhan Kemal gibi birçok halk yürekli aydın da bu derneklere üye oldu. 12 Mart faşizmi kanser kanamaları içindeki Kıvılcımlı’nın ardına idam ipiyle düşerken Türkiye’den kaçıp Moskova’nın “Bizim Radyo” memurluğuna kapıkulu olmuş sahte sosyalistler tarafından sığınmaya çalıştığı “Sosyalist Blok” ülkelerinden de sınır dışı ettirildi.

Yaramız derin. Dünyanın en güzel sütünü, etini, balını üretip karnını doyuramayan Kuzeydoğu yaylalarının imececi yoksul insanlarının arasında büyümüş, yüreğinde onların davasını taşımış bir yurttaş olarak içim kan ağlıyor. Omega 3’lü yaşam zengini sütü Ardahan köylüsü 80 kuruşa satıyor, günlük süt şehirde 4 TL…

Bugünden tezi yok; ülkesini, insanını seven her duyarlı yurttaş bulunduğu bölgede üretici örgütlenmesi için kolları sıvamalıdır. Ondan önce de yapılabilecek çok şey var. Zor mudur, Ankara’nın Çankaya, Yenimahalle, İstanbul’un Beşiktaş, Sarıyer, Bakırköy, Kartal, İzmir’in hemen tüm belediyelerinin üreticiden ürün toplayarak kent tezgâhlarında halka açması?

Bıraktık daha incesini. Portakalı üreticiden 1 TL’ye alıp kentlerde 1.5-2 TL’ye satsalar, sütü 120 kuruştan alıp tüketiciye 2 TL’den sunsalar, bir anda ülkenin rengi değişir… Asalak politikacıların kaynakları da kurur.

Ekmek, su, dağ, orman, nehir için mücadele, kardeş halkları birbirine düşman eden bezirgân siyasetlerin de sonu olacaktır… Ne diyorsunuz dostlar?
                                 28 Nisan 2015, Alper AKÇAM



Bu yazı 1973 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI