Reklam
Bugun...
NAMUSUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE!


Alper AKÇAM Doktor'ın Köşesi
alperakcam@gmail.com
 
 

Bu memlekette yıllardır dünyanın en büyük ikiyüzlülüğü yaşanıyor. Dünya âlemin gözü önünde, “namusum ve şerefim üzerine,” diyerek yemin eden adamlar;  ve de kadınlar, üzerine yemin ettikleri bir şeyleri yıkıp yok etmek için olmadık yalanlar söylüyorlar, fırıldaklar döndürüp taklalar atıyorlar.

Hem “demokratik ve laik Cumhuriyet”i koruyup kollamak için yemin ettikten sonra o Cumhuriyet’in sağladığı eşek yükü parayı ceplerine dolduruyorlar, hem o Cumhuriyet’in temellerine kibrit suyu dökmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Koyun gözlü yığınlar da seyredip alkışlıyor haramzadeleri!...

Sen 16 Şubat 1969’da Amerikan 6. Filosuna karşı izinli gösteri yapan gencecik filizlere, üniversiteli fidanlara karşı camilerde “din elden gidiyor,” yalanıyla insanları toplayacaksın, satırlarla, bıçaklarla, sopalarla saldırtacaksın günahsız yurtseverlere, kanlar içinde bırakıp ikisini öldürtecek, onlarcasını yaralatacaksın, sonra da “İslam” kalkanlı bir partiden milletvekili seçilip meclise başkan olacaksın. Şeref ve namusun üzerine yemin ederek korumak üzere maaşa bağlandığın Cumhuriyet’i, onun en önemli temellerinden olan laiklik ilkesini gereksiz bulacaksın!

Benzer oyun yıllardır oynanıyor zaten… Bir şeyleri ortaya atıp yokluyorlar milletin tepkisini. Fazla gürültü çıktıysa, bir iki laf cambazlığıyla bir süreliğine erteleyip saf dilli milletin bir kısmının daha bu konuda duyarsız kalmasını sağladıktan sonra küt diye oturtuyorlar işin yürütmesini.

Bu yurdun şehit kanıyla ıslanmış topraklarına, Kilis’e, burnunun dibinden aylarca füze atılmış, tam on sekiz insan ölmüş, yüzlercesi yaralanmış, halk perişan, en yetkili ağızlardan “IŞİD Kilis’i yanlışlıkla bombalamış” diyerek açıklamalar yapılmış… O kan ve cinayet şebekelerine silah gönderenler, insan kaynağı akmasına göz yumanlar değil, bu olayı haber yapanlar yargılanmış. Yazıklar olsun…

Neredeyse elli yıldır, emperyalizmin en sinsi oyunlarla bölüp parçaladığı, birbirine düşman kıldığı kuşaklar arasında geçiyor hayatım. Zamanında ABD ve emperyalizmin dolaylı tetikçiliğini “ülkücü” geçinen birileri yapıyordu. Onlarca günahsız aydını katlettiler, memleketi “kızıl tehlike”den korudukları salaklığıyla halkbilimcileri, sanatçıları, gazetecileri kurşunladılar… Sonra da ellerini kollarını sallayarak aramızda gezdiler, cezaevlerinden kaçırıldılar, zamanı geldi, onlar da bakan, milletvekili oldular.

Aralarında her şeye rağmen adam gibi adam olanlar da vardı. Eline kan bulaşmamış, mert, sözüne güvenilir, gerçekten de namus ve şeref duygusu taşıyan, bir toplumsal yönlenişle o kanatta yer almış insanlar tanıdık. Üniversite beşinci sınıfta, 12 Mart cuntasının etkilerinin silinmeye başladığı bir yılda okulumuzda öğrenci temsilciliği seçimi vardı. Dekan Rıdvan Ege’nin çağrısıyla sandık kuruluna seçilen altı öğrenci arasındaydım. Çekilen kurada, dördümüz solcu, ikimiz sağcı bilinen gençler olarak çıkmıştık... Seçim sonlanırken kazananın sol aday olduğu belirmeye başlamış, okulu Site Yurdu’ndan otobüslerle getirilen ülkücüler basmıştı… Küçük sınıftaki çocuklardan biri nefes nefese geldi, “abi okulu boşaltıyoruz, siz de kaçın,” dedi. Biz kaçmadık… Seçimi sonuçlandırdık, zabıtları tuttuk. Dekan Rıdvan Ege ve öğretim üyeleri toz oldular. Dışarıdan “Çırpınırdın Karadeniz”li marşlar geliyor, “Kahrolsun Komünistler!” , “Kana Kan İntikam!” sloganlarıyla Morfoloji’nin taş binası inim inim inliyordu. Koruma istediğimiz, sığınmaya çalıştığımız yanımızdaki polis şefleri bizden önce çıkıp ülkücü grubun önündekilerle kurt tokası yapıp kafa tokuşturduktan sonra gözden kayboldular. Elleri sopalı, zincirli, bıçaklı yüzlerce kişi biz dört solcu bilinen öğrencinin üstüne geliyordu. Bir duvara sıkışıp kaldık. Linç edilecek, öldürülecektik. Ülkücü kabalığın arasından geniş omuzlu, tıknazca yapılı birisi çıktı, önümüze geçip kollarını iki yana açtı… “Bu arkadaşlara dokunamazsınız. Vuracaksanız önce bana vurun,” diyerek bağırdı. Birden durdu o kalabalık. Yanımdaki sınıf arkadaşım Yaşar Çalışkan’ın “Ömer,” dediğini duydum… Ömer kalabalığı açtı iki yana, bağırıp uyardı herkesi… Koşarak uzaklaştık oradan, çil yavrusu gibi caddelerde kaybolduk. Yaşamımızı fakültemizden yeni mezun olmuş o ülkücü doktor, Yaşar'ın da bir süreliğine kaldığı Site Yurdu'ndan tanıdığı Ömer Polat (soyadını böyle anımsıyorum) kurtarmıştı. Bir yıl sonra da Van’da bir trafik kazasında öldüğünü duyduk. Işıklar içinde yatsın. İnsan hakkım yerden göğe helal olsun…

Bu olayın öncesinde de benzer tablolar yaşanırdı aramızda. Bazı öğrencilerin kitabının içinde Ülkü Ocakları kayıt kâğıdı bulunduğu için bizim devrimcilerden bir kısmının sopayla, zincirle dövmek için gittiklerini görmüş, ben önlerine geçmiştim. “Önce beni...” demiştim… Yoksul Anadolu çocuklarıydı dövülmek istenenler. Site Yurdu’nda kalıyorlardı, o siyasetin egemenliği altında yaşıyorlardı. Onları dövdürmediğim gibi, derslere girmelerine yardımcı da oldum. Sınıfta gidip yanlarına oturdum.

Bir o zamanlara bakıyorum, bir şimdikine… Değişen ne olmuş? Bugün, en başta, türlü yalan dolanla soygun ve sömürü düzenini sürdürmek için iktidarı ele geçiren kanadın, o siyasetin içinde sözüne güvenilir bir tek kişi bile olmadığını görüyorum… “Takiyye”, günde kırk yalan

, kırk takla, bin dalavere politikalarının meşrebi olmuş… Çoğu kez midem bulanıyor, dinleyemiyorum konuşmalarını… Yutamıyorum arka arkaya söyledikleri yalanları. Memleketi dolaylı yoldan PKK ile el ele vererek bir kan ve ihanet batağına sürüklediler; bölüp parçaladılar… Dereleri, tepeleri, üreticinin malını değerlendiren kurumları satıp savurdular. Emperyalizme karşı şanlı bir direniş kavgası vermiş bir ülkeyi emperyalizmin oyuncağı durumuna getirdiler…

Namus ve şeref ne gezer ki sizde…

Bakın, namus ve şeref bu askerin gözlerinde; görün, öğrenin!



Bu yazı 2887 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI