mersin escort
Bugun...
GÜLERYÜZ…


Alper AKÇAM Doktor'ın Köşesi
alperakcam@gmail.com
 
 

Bir öykümün adıydı... Sabahtan akşama, akşamdan sabaha deli danalar gibi koşturduğum; acili, olağanı, aylar önceden randevulusu ameliyatların hiç bitmediği, polikliniklerin önünde yüzlerce hastanın elde sigara, bilinçte kendi paralarıyla çalışan (hep öyle söylerdi yönetici ve politikacılar; şimdiki doktorlar kendi paralarıyla çalışmıyor sanırım) asık suratlı hekimlere karşı bilenmiş bir öfke ile beklediği, uğultunun, gürültünün ve kavganın eksik olmadığı daracık odalarda çalışırken hep güleryüzlü olmamız istenirdi. Genelgeler gelirdi arka arkaya; hastalara güleryüzle davranılması, gereken özen ve ihtimamın gösterilmesi diye… Baş üste derdik kuşkusuz içimizden gönderenlere; ve insanları aldatanlara, o sağlıksız koşullarda karşımıza çıkaranlara söverek.

O günleri parodileştiren “Güleryüz” adlı öyküm 1977 yılında “Türk Tabipleri Birliği Öykü Yarışması”nda birincilik almış, bir zamanlar Esenyurt Belediye Başkanı olan Dr. Gürbüz Çapan da onu tiyatro oyununa dönüştürmek için kolları sıvamıştı. İktidarının ömrü yetmedi. “Güleryüz” Doktor Civanım adlı kitabıma girdi ve baskısı tükendi; kitap elimde kalmadı.

Şimdi de okurlarım, dostlarım hep güleryüzlü olmamı istiyorlar, bekliyorlar; asık surat sana yakışmıyor diyorlar. Biliyorum, kızım Başak’ın “Nusret Mayın Gemisi” diye tanımladığı o ateş yuvası, barut dumanı sarmış yüzümle çıkmamalıyım kimsenin karşısına.

Elde mi ki ey sevgili dostlar? Ne siz sorun ne ben söyleyeyim yaşadıklarımı…

Bir konuşmaya, söyleşi giderken çağıranlara bir sürü iş çıkmasın diye 6-7 yayınevine dağılmış kitaplarımı ben önceden alarak götürüyorum yanımda; ya da bir kısmını kargoyla göndertiyorum; protezli eklemlerimle ağır bavullar taşıyorum bir yandan…

Sıkça yineliyorum; en önce, birileri bu işten çok para kazandığımı sanıyor. Acı bir gülümseme oturuyor dudaklarıma… Ardahan’daki kültür sanat günlerinde imza yapacağız demişlerdi. Benim ve Dursun Akçam’ın kitapları için dört aynı yayınevine 870 TL para yatırmamı gerektirecek kitap gönderdim ve yanımda da epeyce götürdüm. Oradaki etkinlikte imzaladığım kitapların tutarı 220 TL oldu. Orada kalan kitapların çoğunun geleceği belirsiz; arada yıpranıp kirleniyor ve belki de ancak az bir kısmı yeniden daha okuyucu önüne çıkabilecek… İade etmeye kalksam, kimi güneşin altında, kimi okuyucu karıştırırken yıpranmış diye geri dönecek, kargo ücretleri de bir kere daha cep yakacak.

Geçen haftaki söyleşide (ad vermek istemiyorum) benden başka konuşmacı olmasın diye çok rica ettiğim halde (süre yetmiyor; anlatacaklarımı anlatamıyorum; aynı konuda konuşan birinin konuşmasındaki yanlışları düzeltmeden söze başlamak alçaklıkmış gibi geliyor bana; o da ayrı bir zaman alıyor ve kırgınlıklara yol açıyor) beni dinlemediler… Ama, onun da kitabı var dedi çağıranlar; öyle ya, madem kitap yazmıştı, konuşmak onun da hakkıydı. Sonuçta kısa bir süre konuşsun bari dediğim konuşmacı arkadaşımız benden önce çıktı ve tam kırk beş dakika konuştu. Konuşmada devirdiği çamları düzeltmeye kalksam, bir saat zaman da yetmezdi. Sıra bana gelince, konuşmacıyı tebrik ederek ve yutkunarak başladım söze. Salondaki insanlar zaten yorulmuştu. Hangi bir yanlışını düzeltecektim ki; ona göre Tonguç Baba’yı İlköğretim Genel Müdürlüğü görevine getiren, Atatürk’ün silah arkadaşı zamanın Maarif Vekili Saffet Arıkan ile eski Ankara Valisi Saffet Arıkan Bedük aynı kişiydi :) . Fay Kirby; Türkiye’de 1942-1950 yılları arasında öğretmenlik yapmış (: bir Amerikalıydı. Daha neler neler…

Eh, ne diyebilirdim ki, onun da kitabı vardı :)

Konuşmalar bitince, imza sırasında benim Yeni Kuşak Genel Merkezi’nden tanesi 24 TL maliyetle aldığım (böyle bir derneğin bir kuruşu heba olsun istemem) Anadolu Rönesansı adlı kitaplarımdan ikisini orada (kitabı olan) iki öğretmenim kimseye ücret filan sormadan aldı ve bana imzalattırdı; bana da kendi imzaladıkları kitapları verdiler… :) Takas etmiş olduk :) 

Toplantı bitiminde hiç olmazsa Fay Kirby konusunda yanılmış olduğunu söyleyeyim dedim benden önceki konuşmacıya; hiç önemsemeden, benim başvuru kaynağım öyle yazıyor diye yanıtladı. Büyük olasılıkla internetten, adı belirsiz bir yerden kaynak tutmuştu kendisine :) . Benim Anadolu Rönesansı’nın arkasında ise 500’e yakın, dünyanın parası verilerek satın alınmış, ince ince notlar tutularak, birbiriyle karşılaştırılarak okunmuş cilt cilt kitap vardı :) 

Ankara’da bir önceki hafta yaptığım sunum sırasında derneğimize gelen dinleyicilerden üç dört kişi (sanırım konuşmamdan etkilenip) benden imzalı Türk Romanında Karnaval kitabı istemişlerdi. Onun da bana maliyeti sanırım 22 TL’dir. Kitapları çantama koyup götürdüm, onca yol boyu, Kızılay kalabalığında ağır bir çantada onları da taşıdım. Derneğe gittiğimde afallayıp kaldım. Kitap isteyenlerden kimse yoktu meydanda; kitaplar da çantamın bir köşesinde tuttuğum su şişesinin devrilmesiyle ıslanmış artık imzalanacak durumdan çıkmışlardı…

Bu kitabı olan, kitap bastıran dostların durumu beni o kadar derinden etkilemiş ki, dün yayına girecek bir edebiyat programı çekimi için evime gelen Kanal B görevlilerinin son sözünüz nedir sorusuna; aman kimse okumadan yazmaya kalkmasın, aman kimse adı bilinen, saygın edebiyat dergilerinde şiirleri, öyküleri, denemeleri yayımlanmadan ben şair oldum, ben yazar oldum diye kitap bastırmasın dedim…

Beni söyleşi için çağıracaklara da yeniden rica ediyorum. Özgün şeyler konuşurum ben ve zaman isterim; lütfen yalnız olayım...

Bu gün de kitaplar üzerine dert paylaştım sizinle; sizin içinizi kararttım; ben içimdeki birikmişleri attım; güleryüzlü olmayı başarırım artık sanırım…

Gününüz aydın, yüzünüz güleç olsun değerli dostlar…



Bu yazı 1079 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Başkanlık Ne Getirir?


YUKARI