Bursa Escort
Reklam
Bugun...
CHP’NİN SORUNU NE...


Alper AKÇAM Doktor'ın Köşesi
alperakcam@gmail.com
 
 

Kanımca CHP’nin asıl sorunu kişiler değil, politikaları, tuttuğu yolu, yordamıdır...
Cumhuiriyet Kurucusu olmakla övünen CHP bu konuda haklıdır; Cumhuriyet bu ülke insanına payitaht, hilafet, saray ve saltanat dışında bir halkın da olduğunu anımsatmış, kadın haklarından laik ve karma eğitime bir yığın olumlu işi yapmış, yasa karşısında yurttaşları eşit kılmak için adımlar atmıştır. 
Ancak CHP tek parti dönemindeki politikaları ve sonrasında, halkın gözünde bir “SEÇKİNLER PARTİSİ” olma özelliğini değiştirememiştir. Cumhuriyet ve CHP, Atatürk’ün silah arkadaşı Saffet Arıkan tarafından göreve getirilmiş büyük eğitim devrimcisi Baba Tonguç’un Köy Enstitüleri ışığı dışında kırsal alanda olumlu çok az iş başarabilmiş, hep tahsildar ve jandarma imgesinin arkasında görüntü vermiştir. Toprak ağalığına dokunamamış, Anadolu köylüsünü binlerce yıldır sömüren ve hep din istismarcısı gerici politalara avadanlık olan tefeci bezirgân zümreye diş geçirememiş, üreticiyi örgütleyememiş, aracıyı kaldıramamıştır. Kırsal alanda karnı doymayan milyonlarca insan da doğayı yağmalayan, nehirleri kirleten, şehirleri betonlaştırıp yaşanılmaz kılan, yolları, köprüleri haraca bağlayan bir ucu uluslararası finans kapitale bağlı çarpık kapitalisteşme çarkında bir ekmek kapısı bulabilmek için şehirlere akın etmiştir. 
Yıllardır parti bazında, günlük politika ile ilgili yazılardan uzak kalmaya çalışıyorum ama olmuyor; sorun kendisini getirip dayatıyor.
CHP’nin başına şu kişinin yerine bu kişinin geçmesi çok şeyi değiştirmeyecektir. CHP gerçekten de halkın partisi olabilmek için halkın ekmeğiyle, aşıyla ilgili somut politikalar üretebilmelidir. Türkiye’nin öncelikli sorunu üretim ve emeğe saygının yaşama geçirilmesidir. CHP, ilk olarak tarım ve hayvancılığı bir seferberliğe dönüştürerek, üreticiyi kooperatiflerde örgütleyerek, büyük kentlerdeki belediyeleriyle bu kooperatifler arasında aracıyı ortadan kaldıran bir sistem kurarak şehirlere ucuz ve nitelikli besin, kırsal alana ürününün karşılığını verecek bir ekonomik sistem üzerinde harekete geçmelidir.
Böyle bir hedefin ilk adımı iktidar beklemeksizin de yapılabilir. Batı bölgelerindeki sosyal demokrat belediyeler aracılığıyla üretici pazarlarına doğrudan ürün taşıma, bu ürünü alacağı kırsal alanda da mümkün olduğunca üretici kooperatifleriyle ilişki kurup eli nasırlı çiftçinin örgütüne hak etmiş olduğu bedeli ödeme biçiminde gerçekleşebilir...
Bu ülke topraklarında anadili Kürtçe olan bir halkın var olduğu gerçeğini Mustafa Kemal Kurtuluş savaşı öncesi ve o yıllarda görmüş, bu gerçek sonrasındaki iktidar yıllarında onlarca yıl kabul görmemişse de bugünkü CHP’de bu anlamda olumlu bir yaklaşım gözlenmektedir. Bir an önce en azından “anadil eğitimi” programa alınmalı, Kürt halkının emperyalist çıkarlar uğruna istismar edilmesinin önüne geçilmeli, bir sömürge halkı oldukları yolundaki önyargı kırılmalı, terör örgütlerinin ellerinden bu ekmek alınmalıdır. 
Parti içi demokrasinin de büyük önemi var kuşkusuz... Yalnızca “başkanlık”. “milletvekilliği” hayalleriyle partiye doluşmuş bazı kişilerin bu demokratik süzgeç içinde elenmesi, siyaseti bir özveri alanı, halka hizmet, halkla birlikte hayatı çoğaltmak olarak görenlerin önü açılmalıdır.
Burada bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim. 2000 yılında, edebiyata daha çok zaman ayırabilmek için emeklilik hakkımı alır almaz genç ve dinamik bir hekim olarak memurluktan ayrılmıştım. Kalabalık bir dost topluluğu çok ısrar ederek beni CHP Osmangazi İlçe yönetiminde göreve davet ettil... Kıramadım. Koşul olarak kısa toplantı, çok alan çalışması, halk örgütlenmesi ilkesini öne sürmüştüm. Gerçekten de dinamik bir ilçe örgütü oluşturduk... Parti birkaç ay içinde üye sayısını çoğaltmış, hemen her hafta yaptığımız mahalle toplantılarına ilgi çoğalmıştı. Ben yaptığım konuşmalarda “biz şahsımız için bir çıkar ve oy beklemiyoruz, size bunun için gelmiyoruz” dediğimde bazı arkadaşlar biraz bozuluyor ama ses çıkarmıyorlardı. Bursa çevre semtlerinde yaşayan emekçi insanları birlikte olmaya, partiyi birlikte yönetmeye çağırıyordum...
Gün geldi,birileri şehrin göbeğine adını “Tower Plaza” diye anımsadrığım koca bir gökdelen kurmaya başladı... Mimar ve mühendis odaları, çevreci örgüt ve kişiler tarihi şehrin tarih ve doğa yapısını berbat edecek bu yapıya karşıydı; güçleri yetmedi. Bina yapıldı ve biz genel Başkan Deniz Baykal’ın açılışa geleceğini öğrendik. Bursa il ve ilçe örgütleri olarak bu yapıya karşı olduğumuzu, gelmesinin hoş karşılanmayacağını bildirdik. Aldığımız karşılık toptan görevden alınmak oldu. Kendisi gelmedi ama, sanırım çelengi yer almış binanın açılışında...
Ben de bu partide işim bitti dostlar dedim, bir daha beni bu çarkın içine çağırmayın.
Aynı yaz, Ardahan’daydım. Işıklar içinde olsun, eski TÖB-DERci öğretmen Nazif Durmuş yanında bir grupla Ölçek köyüne, benimle görüşmeye geldi. “Biz CHP, DSP ve ÖDP temsilcileri olarak geldik; senin buradan milletvekili olmanı istiyoruz, hangi partiyi tercih edersen, biz el birliğiyle seni destekleyeceğiz ve başaracağımızdan eminim,” dedi.
Kendilerine teşekkür ettim. Elinizde mazbatayla gelseniz de kabul etmezdim dedim. Benim sevdam edebiyat, kültür çalışmaları idi...
O gün bugündür siyasi partilerin kültür ve edebiyatla uilgili çalışmsalarında yer almakla birlikte doğrudan katılmaktan hep kaçındım.
Kuşkusuz bu ülkede gerçekten de halktan yana, dürüst, cesaretle ve adaletle yapılacak politakaya çok ihtiyaç var. Gönlüm bir seçmen olarak onlarla ama, ben o kulvara geçersem, başkaları tarafından yazılmayacağını bildiğim sesler ve gölgeler bir yerlerde yitip gidecek.... Benim yüreğimin sızısı hiç dinmeyecek...

06 Şubat 2018



Bu yazı 1196 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Başkanlık Ne Getirir?


YUKARI