Reklam
Bugun...
ATLAR SON DÜZLÜKTE!


Alper AKÇAM Doktor'ın Köşesi
alperakcam@gmail.com
 
 

At yarışlarında kullanılan bir deyiştir… “Atlar son düzlükte!” Yarışın sonu yaklaşmıştır. Ramak kalmıştır kimin kazanacağının, kimin yitireceğinin belli olmasına.

Bugünlerde atlar son düzlükte… Bu atlar başka atlar; bizim çocuklarımız. On milyonlarca, her yaştan, her sınıftan öğrenciler... Sınav üstüne sınav, “final” üstüne “final” var. Artık sınavların adlarını simgeleyen harflerden bir anlam çıkarabilmek, izleyebilmek de mümkün değil.

At yarışlarında atlar son düzlüğe birçok kez giriyor, birinde yitiren bir başkasında kazanabiliyor ama, çocukların son düzlük olanağı yaşam boyunca bir kez gelip çatıyor karşılarına! Yitirdin mi, yandı gülüm keten helvası!

Bu güzel ülkeyi, genç insanların birbiriyle yarıştığı, herkesin bir diğerini tepelemeye çalıştığı bir kör dövüşü yerine çevirdiler. Kapitalizmin başarılı olanı, kendisine biat edeni kucağına alıp beyaz yaka takacağı, işime yaramıyor dediğini toplum dışında toplumla ve kendisiyle kavgalı birey kılma, üç kuruş karşılığı olmayacak biçimde kullanacağı politikası tıkır tıkır işliyor. “Milli Eğitim” ve öğrenim politikalarımız da bu anlayışa neredeyse her gün ad ve biçim değiştiren sınavlarla hizmet ediyor. Tümü de test çözme üstüne dayanan sınav mevsimleri yaklaştı mı, gençlerimiz gözden yitip gidiyor. Okullar boşalıyor; her koyun kendi bacağından asılmak üzere kendi çengeline çekiliyor.

On yıllardır bir rapor sahtekârlığına toplum olarak yakalandık. Kurtulmamız da mümkün değil. Ana baba olarak, doktor olarak, ülke yönetimi olarak gençlerimizi de ahlâksızlığa ortak ettik. Bundan büyük yalan olur mu, bundan daha kötü bir “terbiye” olur mu? Hasta olmayana hastadır diye basıyor imzayı onurla yapılması gereken bir mesleğin uygulayıcısı olan hekim; ana memnun, baba memnun, öğretmen memnun, eğitimi ve ülkeyi yönetenler memnun. Yalancılık ve dalavere genç yaştan başlayarak hem gençlerimizin kanına, hem bilim insanı olması gerekenlerin günlük yaşamına bulaşıyor; yaşamımıza yön veren bir davranış biçimi olarak hayatımıza yerleşiyor. Sonra da iktidardaki politikacıları eleştiriyoruz yalan söylüyorlar diye. Yalanı söylemeyen, yapmayan var mı?

Son yıllarda iyice rahatsız etmeye başladı durum… “Sınavlar var hocam!”, “Finaller var!...” Ankara’daki derneğe, Ardahan’daki vakfa arada uğrayan gençlerimiz gözden yitip gidince iyice anlaşılıyor son düzlüğün gelip çatmış olduğu.

“Final” ve “Sınav” varsa, gençlerimiz her şeyi yapmaya da hak kazanmış oluyor. Toplumu ve evleri yöneten “büyükler” tarafından her davranışları hoş görülüyor. “Aman yarışı kazansınlar da,” denerek her halleri, her kaprisleri karşılığı sırtları sıvazlanıyor.

Anlayamıyorum bir türlü… Hiç kolay olmayan bir eğitimi biz de tamamladık. Anatomi gibi binlerce Latince sözcüğü bellemeye dayanan ders sınavlarına hazırlanırken de günde üç dört saatten fazla çalışmazdım; çalışamazdım. “Sulcus tendineus musculus fleksör hallucis longus!” Ayak topuğu kemiğindeki küçücük bir çukurun adı budur. Bir de tüm bedeni ve kemikleri göz önüne getirin bakalım. Daha dil ve kulak dışındaki 207 kemikten başka, kası var, damarı, var, siniri var… Yeter ki, niyet edilsin, usca yoğunlaşılsın; insan çok kolay öğrenebilen bir beyin işleyişine sahiptir. Günlük çalışma süresi beş altı saati geçti mi de her şey birbirine karışacak, us bulanıklaşacaktır zaten. 

En zor sınavlar öncesinde de hiçbir toplantıdan, etkinlikten de geri kalmazdım. Daha da bilenmiş olurdum kafamdakilere karşı. Sınav öncesi günlerde ders çalışma aralarında simitçi kardeşlerimle Dikimevi’ndeki fakültenin hastane binaları önündeki çimlerde naylon toplarla ne maçlar yapmışımdır.

Şimdiki gençlerimiz son düzlüğe girdiklerinde, tüm toplumsal ve bireysel sorumluluklarından sıyrılmış dokunulmazlık kazanmış oluyorlar. Ama, ne hikmetse Kızılay’daki kafeler, eğlence yerleri ağzına kadar dolu. Ellerinde ders ve sınav kitapları, öğrenciler masalarda, ellerinde telefonlar, bir muhabbet, bir muhabbet, sormayın gitsin… Bir yandan sınav hazırlığı yapıyor, bir yandan akıllı telefonlarıyla akıllanıyor, bir yandan bira yudumluyor ya da kelle tıraşında lafın belini kırıyor.

Büyük şehirlerin merkezlerindeki bulvarlarda, caddelerde ne kitapçı kaldı, ne bir zanaat mekânı, bir üretim ya fa farklı bir ürün satan iş yeri. Baştan aşağı kafeye, yiyip içmeye, tüketmeye kurgulandık… Tümü de ağzına kadar genç insanla dolu. Bu kadar çok tüketen varken, bu gençlerin, bu ülkenin, bu dünyanın, bu evrenin geleceği ne olacak diye kendi kendime aptalca kahır yolları açıp duruyorum.

Bu çılgın son düzlükte, sınava girecek her diğer yurttaş potansiyel bir tehlike, amansız bir rakiptir gençlerimiz için… Kendinin kazanması için, diğerinin yitirmesi, tökezlemesi gerekmektedir.

Bu süreç, aynı zamanda paylaşma, dayanışma duygularının da yok edildiği bir kültürün kaynağıdır…

Devlete sözümüz geçmez de, ey analar ey babalar, bırakın bu kör dövüşünü! Çocuklarınıza insan olduklarını, insan olabildikleri ölçüde kazanmış olduklarını, olacaklarını da söyleyin; dayanışmayı, paylaşmayı, yardımlaşmayı olanaklı kılacak bir yaşam biçimine uyum sağlamaya çalışın. Köy Enstitülü kardeşliği, öğrencinin her şeyi topluca ikna yöntemiyle öğrenip kimsenin geride bırakılmadığı, herkesin birlikte davrandığı, her kararın öğretmen, öğrenci, herkesin katılımıyla alındığı o anıtsal geçmişin başarısı, yetiştirdiği insan kalitesi gün gibi ortada duruyor işte.

Vazgeçin atlarınızı son düzlükte kırıp geçirmekten. Kucaklayın onları; hayatın “finali” ya da sınavı yoktur. Bu kâr ve iktidar, gösteri ve gösteriş toplumunun insanlığımızı ezip geçmesine izin vermeyin!



Bu yazı 2519 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Ardahan'da ki Seçim Sonuçlarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?


YUKARI