Reklam
Bugun...


BURASI ÇILDIRMIŞ!..
Büyük mağazaların küçük esnafı zorda bıraktığı ve beledyelerin bunlara ruhsat verilmemesinin tartışıldığı şu günlerde Ardahanlı hayvan yetiştiricisi büyük bir mağazanın reklamında yer aldı. Ardahanlı Hayrettin Hanoğlu'nın da rol aldığı tanıtım reklamında Ardahan'ın Çıldır İlçesinin tanıtımına da geniş yer verildi.

BURASI ÇILDIRMIŞ!..

Ardahan ve ilçelerinin yanı sıra ülkenin tüm kent ve yerleşim alanlarında mağazalar açan A 101 adlı firmanın tanıtım reklamında yer alan Hanoğlu amacının  para kazanmaktansa Ardahan'ı ve İlçelerini tanıtmaya katkı sunmak olduğunu belirtti. Hanoğlu'nun bu reklamda yer alma karşılığında ücret alıp, almadığı öğrenilemedi.
**BELEDİYE ÖDÜLLENDİRMELİ!
Hanoğlu'nun 25 yıldan fazladır İl Kültür ve Turizim Müdürnün olmadığı Ardahan'ın tanıtımına büyük katkı sunacak olan bir reklamda yer alması biz Ardahanlıları gurulandırıken bu durumun başta Çıldır Belediyesince olmak üzere Ardahan'da ki beleidyelerce değerlendirilip, ödüllendirilmesi gerektiği belirtildi.
CEREN KANUN OLMAMALI!.
 
Ülke genelinde genel bir affın zorunlu hale geldiği bu süreçte yarım yamalak da olsa çıkarılmak istenen son yasalar öncesi hükumetin bu yöndeki iyi niyetini sadece mafya liderlerinin affına çevirmek isteyen ama bunun olmayacağını anladıktan sonra farklı bahaneler arayan MHP ve af karşıtlarının eline bir fırsat geçti.
Bu fırsat da bir manyağın kaçtığı ceza evinde öldürme zevkini tatmin etme adına önce gördüğü erkek çocuğunu elinden kaçırması ardından da gördüğü balerin cerenin kalbini  aynı korku filmlerinde olduğu gibi ikiye bölmesiyle yakalayanların eline geçtiği fırsatı basın ve medyayı da kullanarak kızılca kıyamet koparıldığını görmekteyiz.
Günlerdir her gün yaşanan cinayetlerden sadece sonuncusu olan Ceren olayını sanki yeniymiş gibi gündemde tutan aynı basın nice Ceren'ler'i ve kadınları birinci sayfalarında güzel ve seksi pozlarıyla vermesi de ayrı bir konu olurken biz bu günkü yazımızda konuyu dağıtmadan ve çıkarılmak istenen ve  mecburi olan genel affı savunmaya ve nedenini anlatmaya devam edelim.
Gazetelerin üçüncü sayfalarını kanlı sayfa yapan bir çok kadın cinayetinin nedenini sadece kadınlara bağlamadan, suçluların sadece erkekler mi yoksa  kadınların da için de olduğu canlıların arasında yaşananlara bakmaksızın erkekleri katil canavarlar olarak ilan edenlerin aynı duyguyu çeşitli nedenlerle adına kader mahkumları denen kişileri de gözden çıkarmaları ayrı bir insanlık suçudur.
Onca yasak aşk yada ilişki, mahalle baskısı denen olayın ardından kıskançlığın ve reddedilmenin getirdiği bunalımlar sonucu kadınların da erkekler kadar suçlu olduğunu masaya yatırmayan ama her ne olursa olsun dört dininde yasakladığı insan öldürmenin Ceren'in kalbini ikiye bölen manyağı affetmek ile değil, kader denen çeşitli nedenlerle hapiste olanları da görmek gerekmez mi?
İnsanında araların da olduğu canlılar karşısında dünyanın en vahşi varlığı olan insanın eğitim aldığı bir sistemde insanlığın ne olduğunu algılamasına katkı sunması ve toplumsal huzurun nefes alması adına bu manyakları değil, kader denen olaylar ardından hapishanelere giren, yaptığının hata olduğunu anlayanların ve bunları topluma kazandırmak adına ülke ekonomisine katkı sunmalarına fırsat verilmekle hemen hepimizin suçlu olduğu biz insanları zindanlar da tutmak ne Cerenler'i ne de insanları kurtarır.
Çünkü hepimizi derinden üzen ve bir kez daha yaralayan Ceren'in öldürmesi olayı, çıkarılmak üzere olan ikinci yargı paketi,  bunun gibi manyaklar yüzünden ertelenen genel affın bir Ceren kanunu yapılarak rafa kaldırılmaması gerekir diye düşünenlerdenim.
Çünkü Rahşan affı adı konulan o süreçten bu güne kadar ve bundan sonra da bu tür olaylar yaşayacak toplumsal huzura,barışa,kardeşliğe ve genel affa ihtiyaç duyulan Ülkemde bir kişinin canice öldürülmesine bağlanmalı, genel bir affı düşünmeye,hayata geçirmeye gayret etmelidir.
Reklam ve Bayram Mesajları..
Reklam ve Bayram Mesajları..
*Arşif 04/06/219 Tarihli Reklamlar..
Ramazan Bayramınız Hayırlı Olsun.. Reklam ve Bayram Mesajınız İçin 05354183258

Müzikler eşliğinde yazmak.. 
En sert, en ciddi, en dertsiz olarak görüp, algıladığımız insanlarında zayıf yanları olduğunu düşünmeden hayat denen yaşam akışına kendimiz kaptırdığımız şu dünyada yazılan o kadar kitap, söylenen türkü, şarkı ve şiirlerin neyi anlattıklarını da pek anlamak istemez ve sadece kulak pasını giderdi der geçeriz.
Ama ekmek, su kadar ihtiyaç duyduğumuz bunların yani kitapların, türkülerin, şarkıların, şiirlerin de biz insanlar için olduğunu ve onların hayat denen yaşamın birer ihtiyaçları olduğunu anlamak için tek dişi kalmış canavara inan tek teli de kalsa tınlayan sazın tellerine dokunmak yeter, artar bile.. Bu yetmezse yüreğimizi, kalbimizi, beynimizi yoran duyguları hafiften çalan bir müzik parçası ile dinlemek yeter artar bile..
Öyle ki her çalan sazın, çalgının kulağınızdan girip, yüreğinizde, kalbinizde ki volkan olmuş dağa değercesine duyguları patlatır, yakar, içinizde dışarı atarak sizi rahatlattığını anlarsınız.. Ve bir şiirin, yada bir türkü ile şarkının sizi ve yaşadıklarınızı anlattığını anlar, duygulanırsınız..
Önce dalar, kendinizi anlatan o şiirleri, türkü ve şarkıları kırık sazın eşliğinde dinlediğinizi anlasanız da içinizde volkan olup, homurdayan duyguları göz yaşları eşliğinde patlatmamak için mücadele verdiğinizi his edip, çevrenizde kimse var mı yok mu diye bakarken o yaşları içinize yüreğinize akıtırsınız..
Ve rahatladığınızı his edip, anlasanız da aslında bir süreliğine de olsa yaşadığınız duygulara eşlik eden şiir, şarkı ve türküler eşiliğinde geçen zamanla ve yaşadıklarınızla birlikte bir hayli yorulduğunuz anlar, sessizce kenara çekilerek yeniden bir kaplumbağa yada salyangoz gibi kabuğunuza sığınırsınız..
Ama, Allahüekber dağlarında doğup, Göle, Ardahan, Hanak, Çıldır'ı geçip, uluslararası bir akışla Gürcistan üzerinden geçerek aslında göl olan ama içimizde ki duygular gibi o kadar akarın doldurduğu Kura Nehri'nin de ulaştığı Hazar Deniz gibi olur içinizde ki seller..
Ve içinde yaşam bulan o kadar balık ve canlının yaşam merkezi halini alan Hazar Denizi gibi ulaşmak istediğinize doğru asice dalgalanıp, kafanızı taşa vurur gibi sahile vurup, vurup geri çekilirsiniz..
Bir çoğu şiirlerden doğup, türkü, şarkı olan onca müziğin aslında sizi anlattığını düşündüğünüzde bu şiir, şarkı, türküler sazlar ve diğer çalgılarla kulağınız pasını, yüreğinizin ateşini söndürmeye bir  bire olduğunu da anlayan duygular için sizin gibi birer insan olan ve yaşadıklarını şiirlere, türkü ve şarkılara döken her şairin kendine has bir tarzı, kalemi, konusu ve duygusu vardır.
Örneğin; Özdemir Asaf’ın kalemi çok naiftir, Turgut Uyar’ın dizeleri hüzün kokar, Nazım Hikmet aşk, memleket, dostluk gibi her konuda yazmıştır. Nazım Hikmet’in elbette her şiiri birbirinden güzel. İçinden seçim yapıp, kıyaslamak da haliyle çok zor.
Ama Hoş Geldin Kadınım şiirinin yeri bambaşkadır. Bir erkek kadınına aşkını daha nasıl anlatabilir ki? Aşkı en derin duygularla, yalın ifadelerle ve teslimiyet ruhuyla anlatan harikulade bir şiir. Üstadın bu şiiri bestelenerek, birçok şarkıcı tarafından da okunmuştur. Peki ya bunca şiiri, sözü şarkılara, türkülere dökenlere ne demek gerekir..
Hiç bir şey demeden hepsi birer benim diyerek sona eren müzik eşliğinde sizde susun en iyisi..
 



Kaynak: Ardaha Haberleri

Editör: Ardahan Haber

Bu haber 2173 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI