|
BİZİ YÖNETENLER BUNLAR OLAMAZ/Osman Kamacı Bir an gözlerime inanamadım. Parmaklarımı avuçlarımın içinde katlar şekilde yumruk yaparak gözlerimi ovuşturmaya başladım. Bu işte bir yanlışlık olması gerektiğini düşündüm hiç tereddüt etmeden. Bir daha, bir daha baktım. Ama yaşanan çirkin gerçekleri değiştirmeye Muaffak olamadım.
Çünkü bu gibi manzaraları genelde Uzakdoğu ve demokrasiden nasibini alamamış ikinci hatta üçüncü dünya ülkelerinin Parlamentolarında görür, neden orayı savaş alanına çevirirler diye anlam veremezdim. Hemen her gün haber aralarında saydığım parlamentolarda benzer görüntülerin seyrine şahit olurduk neredeyse. O ne şiddetti öyle, kafa kol hareketleri, uzak doğunun savunma sporları Kung-fu, Kick Boxing, Karate aklınıza gelen bütün dallardaki seçkin hareketleri keyifle seyreder, çok eğlenceli bulurduk. Bazen ülkenin seçkin temsilcileri olmalarına rağmen, bulundukları ulusal parlamentolarının çatısı altında şiddet içeren çirkinliklere başvurmalarını nasıl bir ruh haliyle yaşadıklarını, neler hissettiklerini çok merak ederdim. Öyle görüntüler olurdu ki, abartısız söylemek gerekirse kendinizi Levent Kırca’nın “olacak o kadar,, çekim setinde zannederdiniz. Mesela bir Asya ülkesinin parlamentosunda yaşanan kavgada bir kadın milletvekilinin ayağındaki pabuçları çıkararak hasmı durumunda bulunan muhalefet mensubu erkek vekilin kafasına vurmaya çalışırken kameralara yakalanan o sahneler benim için hem mizahi, hem de düşündürücüydü.
Dönem dönem kendi parlamentomuzda da ufak tefek sataşmalar, nahoş diyaloglara şahit olurduk, fakat itiraf etmeliyim ki ülke olarak ilk defa fiziki şiddetin sahnelendiği, çirkin diyalogların havalarda uçuştuğu bir oturuma şaşkınlıkla tanık olduk. MHP gurup başkanvekili Oktay Vural’ın AKP Aydın İl başkanı İsmail Hakkı Eser’in 2008 yılında yaptığı bir konuşmasında “ Biz Başbakanımızın aşığıyız, Başbakanımız bizim için adeta ikinci peygamber gibidir,, sözlerin ses kayıtlarını gündeme taşıyarak, Başbakana hesap sormasıyla başlayan hararetli konuşmalar ve sataşmalar Başbakanın karşı taarruza geçmesiyle doruğa ulaştı. Bir anda gerginleşen ortam kontrol edilmez bir hale dönüştü. Öyle bir karmaşa yaşandı ki, kim kime vuruyor, kim savunmada, kim hücumda anlaşılamadı. Savrulan tekmeler, çeşitli Uzakdoğu sporlarını andıran şekiller oluşturularak elle indirilen öldürücü darbeler ve yaratana sığınarak balyoz gibi hasımlarının suratının ortasına inen taş gibi kafalar, birçok vekilin kolunun ve parmağının işlevsiz hale gelmesine neden oldu. Yaşanan karmaşa sonucunda Parlamentoda adeta gözlüğü kırılmayan, elbisesi yırtılmayan vekil kalmadı. Kısacası çok zayiat verildi çok. TBMM ( Türkiye Büyük Millet Meclisi ) 23 Nisan 1920’de kurulduğundan beri tarihinde böyle bir cenk görmedi. Yetmiş milyonun kahredici şaşkınlığı karşısında cereyan eden olaylar, sanırım Meclis tarihinde yaşanan en çirkin hadise olarak yerini çoktan almıştır.
MHP’li milletvekili Osman Durmuş’un peygamber benzetmesinden yola çıkarak Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan’ın GATA’ ya alınmamasını kendine göre haklı gerekçelere dayandırarak ifade etmesi Başbakan’ın kürsüdeki konuşmasının seyrini değiştirmesine de sirayet etti. Doğal olarak bu durum diğer AKP’li milletvekillerinin MHP sıralarına çıkarma yapmasına neden oldu. Hal böyle olunca 1. Meclis harbi tüm şiddeti ile 3 cephede başlamış oldu. Ruh ikizi olabileceklerini söylemekten çekinmedikleri CHP’li vekillerle gücünü birleştiren MHP tüm AKP akınlarını başarıyla geri püskürtürken, BDP’li vekiller barış gücü görevini üstlenme sorumlulu ğuyla tarafları sükûnete ve sağduyuya sahip olunması konusunda ikna turlarına başladı. Bu siyaset arenası ne garip bir yer. Orada renkler ve sesler turnusol kâğıdı gibi duruma göre renk değişimine uğrayabiliyor, yelkenler rüzgârın esiş yönüne göre ansızın yön değiştirebiliyor. Daha dün ötekileştirilen ve Mecliste bulunan tüm siyasi partilerin hışmına uğrayan, azarlanan, yaramaz çocuk muamelesi gören BDP’li vekiller her zaman baskılarına maruz kaldıkları diğer partililerin kavgalarını bir köşede ellerini ovuşturarak seyretmediler, onları sakinleştirme çabası ile uğraş verdiler. Bu ne kadar büyük bir çelişkidir böyle.
Ülkenin çözülmesi gereken dağ gibi sorunları varken, sorunların çözüm yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni fikri ideolojilerine alet etmek hiç kimsenin, hiçbir partinin veya gurubun tasarrufunda değildir. Ülke insanları işsizliğin, daralan piyasanın, yaşanan krizle birlikte işyerlerine kilit vuran binlerce esnafın çaresizliğinin, aylardır açlık grevinde olan Tekel işçilerinin haklı direnişinin, büyük umutlarla yola çıkılarak başlatılan Kürt sorunu çözümünün, sağlık sektöründe yaşanan belirsizliğinin ve yargı bağımsızlığı konusunda yaşanan tereddütlerin giderilmesini bekliyor. Bu halk yazamadığımız daha binlerce sorunun çözümü konusunda beklenti içerisinde ve icraat bekliyorken, Parlamenterlerin sokak kabadayıları gibi hareket etmesini istemiyor. Sokak ağzıyla küfürler savurarak o kutsal mekânın kirlenmesini istemiyor. Şimdi sormak lazım, kendilerine ( ellerine- dillerine ) sahip çıkamayan Milletin Vekilleri, sorunlarının çözümü için onları meclise gönderen bu halka sahip çıkabilirler mi? O mekâna layık görülebilirler mi? Tabiî ki buna hepimizin kendimizce vereceği bir cevabı vardır. Ama benim söyleyeceğim tek şey var. Oda Parlamentoda böyle bir çirkinlik sergilediğiniz için hepinize yazıklar olsun.
osmankamaci@hotmail.com
|