Reklam
Bugun...


Hani ARÜ'de Golf Sahası Vardı?
Türkiye Golf Federasyonu tarafından yaptırıldığı ilan edilen ve resmi açılışı yapılan Ardahan Üniversitesi Yenisey Yerleşkesi’nde 213 dönüm arazi üzerine kurulan 3 çukurlu golf eğitim saha ortadan kayıp olunca Golfcüler yine orada burada eğitim görmeye çalıştıkları görülüyor.

Hani ARÜ'de Golf Sahası Vardı?

NEREYE GİTTİKİ BU GOLF SAHAS Kİ,

BİZ GOLFÇULAR STADDA EĞİTİM GÖRÜYORUZ?!

Türkiye Golf Federasyonunca (TGF) 7-8 Eylül'de İstanbul'da düzenlenecek 2019 TGF Yıldızlar Şampiyonası'na katılacak olan Ardahanlı golfçü Semiha Gülşen Çimen ARÜ'de yapıldığı iddia edilen ama ortada kayıp olan golf sahasını göremeyince antrenmanlarını futbolsahasında sürdürüyor.

Ardahan Merkez Cemal Zekiye Orta Okulu 7. sınıf öğrencisi golfçü Semiha Gülşen, 2019 TGF Yıldızlar Şampiyonası'nda Ardahan'ı temsil etmek amacıyla Ardahan'da kampa girdi.

Kentte aktif golf sahası olmadığı için söz konusu şampiyonada başarılı olmak için futbol sahasında antrenman yapan Semiha Gülşen, çalışmalarını kentteki Merkez Halil Efendi Mahallesi'nde yer alan sentetik futbol sahasında gerçekleştiriyor.

Diğer golfçü arkadaşlarıyla saat 10.00'da futbol sahasına gelen Semiha Gülşen Çimen, golf eğitmeni Hakan Fırıncı yönetiminde çalışmalarını saat 13.00'e kadar devam ettiriyor.

Antrenmanlarını aksatmadan sürdüren genç sporcu, futbol sahasında golf topu ile atışlar gerçekleştirerek şampiyonaya hazırlanıyor.

Semiha Gülşen Çimen, muhabirine yaptığı açıklamada, 2019 TGF Yıldızlar Şampiyonası'ndan başarıyla döneceğine inancının tam olduğunu söyledi.

"Golfte Ardahan'ı ve Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmek istiyorum"

Öncelik hedefi söz konusu şampiyonayı başarıyla geçmek, ardından milli sporcu olmak için diğer yarışmalarda da başarı göstermek olduğunu aktaran Semiha Gülşen, şunları kaydetti:

"Heyecanlı geçen yarışmalarda hedefim ve amacım milli sporcu olmak. Bu alanda derece almak, golfte Ardahan'ı ve Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmek istiyorum. Daha önceki yarışmalarda birincilik almak bizleri mutlu etmişti, aynı mutluluğu yine yaşamak istiyorum. Çünkü ben bu sporu severek yapıyorum. Herkese tavsiyem bu sporu yapsınlar. Golf eğlenceli ve insana stres attırıyor."

İmkanlar çerçevesinde yarışmalara futbol sahasında hazırlanmasına rağmen geçmişte olduğu gibi başarı sağlamak istediğini dile getiren Semiha Gülşen, sporcunun istemesi halinde başarının elde edileceğine inandığını aktardı.

Semiha Gülşen Çimen, desteklerinden ötürü Türkiye Golf Federasyonu Başkanı Ahmet Ağaoğlu, Ardahan Gençlik ve Spor İl Müdürü Bilent Akar ile golf eğitmeni Hakan Fırıncı'ya teşekkür ederek, "Bende çok büyük emekleri var, başarımda onların emekleri fazla. Onlar bana destek oldukça başaracağıma inanıyorum." ifadelerini kullandı.

Semiha Gülşen Çimen, golfun 2019 faaliyet programında yer alan yıldız minikler kategorisindeki altı ayakta oluşan müsabakalarda 3 birincilik aldığını sözlerine ekledi.

Genç sporcunun golf eğitmeni Hakan Fırıncı da öğrencisine güvendiğini dile getirdi.

Sporcularının daha önceki başarılarını göz önüne aldıklarında İstanbul'da da başarılı olacağına inandığını anlatan Fırıncı, "Zor şartlarda bu başarıyı yakalamanın gururunu yaşıyoruz. Semiha Gülşen Çimen golfte geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bazı başarılar elde etti, tekrar başarılı olacağına inanıyorum, o güveni bize veriyor." diye konuştu.

Öte yandan antreman yapacak yer bulmayan Ardahanlı Golfçülerin futbol stadında eğitim görürken, Ardahan Üniversitesinin yapıldığı ileri sürülen golf sahasına ne olduğu bilinmiyor.

ÖZGÜR: GÖREVİMİN BAŞINDAYIM..
ÖZGÜR: GÖREVİMİN BAŞINDAYIM..
Arşiv Haber 27/12/2016 Tarihli Haber
1980 Yılından bu yana Ardahanlılara Haber Veren Ekibin Hazırladığı Siteye Hoş Geldiniz.. Ardahan'dan En Son Haberler..
Ardahan'da tartışma konusu olan ve değiştirileceği ileri sürülen Genel Sekreterlik koltuğunun dedikodu değil, hizmet koltuğu olduğunu belirten Ardahan Genel Sekreteri Hakkı Özgür görevinin başında olduğunu belirtti.
Göreve geldiği günden bu yana valilerimiz, il genel ve milletvekillerimizle birlikte Ardahan ve Ardahanlılara hizmet yarışı içinde olduklarını belirten Ardahan İl genel Sekreteri Hakkı Özgür başında bulunduğu kurum hakkında ortaya atılan iddiaların kendisi üzerinde kurumu yıpratma amacı taşıdığını ancak buna izin vermeyeceğini belirtti.
**EKİBİMİN BAŞINDA HİZMET YARIŞINDAYIZ..
Göreve geldiği günden bugüne kadar yapılan çalışmaları ortada olduğunu belirten Ardahan Genel Sekreteri Hakkı Özgür başında bulunduğu kurumun çalışanları ile birlikte bir çok dev projelere imza atıp, bitirdiklerini belirttikleri açıklamasında bizler bu halkın hizmetinde birer kuluz. Valimiz, Milletvekilimiz ve çalışanlarımızla Ardahan'a daha iyi nasıl hizmet etme yarışındayız. Kurumumla ilgili ortaya atılan iddiaların hiç birisi gerçek değil, ben ve ekibim görev başındayız. İl Genel Meclisi Üyelerimiz ve Ardahanlılar olarak en güzel hizmeti yapmaya çalışıyoruz. Ben görevimin başındayım ve çalışmaya devam edeceğim. Bu yönde herkesin rahat olmasını isterim. Bir Ardahanlı olarak Ardahan'a hizmet etmekten şeref duyan biri olarak bu görevi sonuna kadar en iyi şekilde yapmaya devam edeceğim' dedi.
**MUHTARLARDAN GENEL SEKRETERE TAM DESTEK..
İstifaya zorlandığı iddialarının gündeme geldiği Ardahan İl Genel Sekreteri Hakkı Özgür'e köy muhtarlarından tam destek geldi.
Alınan bilgilere göre bir grup ihalecinin İl Özel İdare'de ki işleri alamayınca aleyhinde kampanya açtığı ve istifa zorlamak için başta AK Parti Ardahan Milletvekillini olmak üzere bir çok siyasi ve kurum amirini yanıltmaya çalıştığı şu günlerde olayın basına yansıması ardından köy muhtarları harekete geçerek mevcut genel sekreterden memnun olduklarını belirten ve değişmemesi için cumhurbaşkanına, başbakana ve içişleri bakanına toplu imza gönderdikleri öğrenildi.
Birçok köy muhtarının cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a birlikte imzalayıp, toplu olarak gönderdikleri dilekçede; 'Genel Sekreterin görevinin başına kalmasını istiyoruz' dedikleri görüldü.

22/03/2015 Tarihli Haberler..

**Ardahan Hayvan Pazarında Çamur Çilesi

Hava sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği kentte, yağan karların erimesiyle çamur birikintileri oluştu.

Atatürk Mahallesi'ndeki hayvan pazarında da vatandaşlar çamur ve su birikintileri dolayısıyla yürümekte zorlandı. Alışverişlerin ardından pazardan çıkan vatandaşlar, ayaklarındaki çamuru temizlemek için büyük çaba harcıyor.

Çamura batan kamyon ve araçlar ise traktörler yardımıyla saplandıkları yerden çıkartılıyor.

Vatandaşlardan Gencay Yılmaz, yaptığı açıklamada, çamur çilesinden kurtulmak için inşaatı devam eden hayvan pazarının biran önce bitmesini beklediklerini söyledi.

Yılmaz, "Bu şekilde pazar dışındaki alanları kullanıyoruz. Dolayısıyla bu kullandığımız araziler her yağış sonrası böyle manzaraları beraberinde getiriyor. Özellikle ilkbaharın gelmesiyle daha da artacak, çünkü sürekli kar ve yağmur yağacak. Yağdıkça da çamur olacak. Tek isteğimiz, bu çamurdan kurtulmak için inşaatı süren hayvan pazarının biran önce bitmesidir. Çünkü şuan çamur bizim için adeta çile. Pazara girilmiyor, adete çamur batağı" dedi.

***

**ARDAHAN VE KARS'TA PKK'YA OPERASYON..

Kars'ta, PKK/KCK terör örgütünün kırsal alanına katılıma yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan 5 kişi tutuklandı.

İl Emniyet Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, PKK/KCK terör örgütünün kırsal alanına Ardahan ilinden katılan Ş.Ş. adlı şahsa yardım eden kişilere yönelik KarsCumhuriyet Başsavcılığı tarafından çalışma başlatıldı.

Dört ayrı adrese yapılan operasyonda 5 kişi, terör örgütüne üye olmaktan gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen N.T. (26), T.A. (23), R.E. (26), M.S.K. (28) ve T.Z.Ü. (46), çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

***

**Nazım Hikmet Üniverside Anıldı..

Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Nazım HikmetArdahan Üniversitesi'nde (ARÜ) düzenlenen panelde yad edildi. 'Memleket Şairi Nazım Hikmet' isimli panel, ARÜ Korkut Ata Konferans Salonu'nda düzenlendi. Rektör Prof. Dr. Ramazan Korkmazmoderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde On Dokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şaban Sağlık, ARÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Gürkan Doğan ile ARÜ Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mitat Durmuş konuşmacı olarak katıldı. Nazım Hikmet'in edebi kişiliğinin derinlemesine konuşulduğu panele, ARÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Orhan Söylemez ve Prof. Dr. M. Hanefi Palabıyık, ARÜ Genel Sekreteri Ercan Gültürk, akademik ve idari personeller ile çok sayıda öğrenci katıldı.

Panel Prof. Dr. Ramazan Korkmaz'ın açış konuşması ile başladı. Nazım Hikmet'in önceki yıllarda çok tartışıldığın belirten Prof. Dr. Korkmaz, herkesin kendi bakış açısına göre değerlendirdiğini ifade etti. Türk edebiyatındaki bazı şairlerin, yazarların sadece ideolojisi ile değerlendirildiğini belirten Prof. Dr. Korkmaz sözlerine şöyle devam etti; "Nazım Hikmet gibi Necip Fazıl Gibi, Nihal Atsız gibi son zamanlarda rahmetli olduYaşar Kemal gibi insanlara senin şairin benim yazarım gibi nitelemeler yapmışız ve okumamışız. Diyor ki; 'yazılarım 30-40 dilde basılır okunur. Türkiyem'de, Türkçem'de yasak.' 1961 yılında söylüyor bunu Nazım Hikmet büyük bir Türkiye özlemi ile." şeklinde konuştu. 1960'lı yıllarda pek çok aydın kişinin sıkıntılar yaşadığına değinen Prof. Dr. Korkmaz, farklı ideolojik görüşe sahip şairlerin, yazarların ortak paydalarının daha güçlü, daha aydın, daha demokratik bir Türkiye kurmak olduğunu vurguladı.

**PROF. DR. KORKMAZ; 'NAZIM HİKMET BÜTÜN ŞİİRLERİNDE MEMLEKET ÖZLEMİNDEN BAHSEDER'

Nazım Hikmet'in Türkiye'ye olan özlemi ve sevgisinin şiirlerine yansıdığını belirten Prof. Dr. Kokmaz konuşmasına şöyle devam etti; "Bütün şiirlerinde memleketten, memleket özleminden, memleket kokusundan, memleket türkülerinden, memleket efkarından bahseder. Ne yazık ki o hasret ile dünyamızdan uçar." Korkmaz Sözlerinin ardından panelin ilk konuşmacısı olan Prof. Dr. Şaban Sağlık'a sözü bıraktı. Prof. Dr. Sağlık,Nazım Hikmet'in şiirin yanı sıra roman ve tiyatro eserleri de kaleme aldığını ayrıca Türk sinemasının gelişmesinde de büyük emekleri olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Sağlık konuşmasında,"Şair Nazım Hikmet bütün bu alt kimliklerinin üzerinde bir şemsiye gibidir. Mesela tiyatrolarına bakın bir şiirsellik akar. Ben ayrıca destancı Nazım Hikmetdiye bir başlık koymadım, destanlarını da şiir biçiminde yazmıştır." dedi.

Panelin ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Gürkan Doğan oldu. Prof. Dr. Doğan konuşmasındaCervantesShakespeare ve Nazım Hikmet arasındaki bağlantı üzerinde durdu. Nazım Hikmet'in Cervantes'in eseri olan Don Kişot'un çok iyi okunması gerektiğini tavsiye etmesinin nedenini romanın baş kahramanının 50'li yaşlarından sonra mücadeleye girişmesi olarak açıkladı. Prof. Dr. Doğan, Cervantes'in ve Nazım Hikmet'in içinde yaşadıkları zamanda insanlık için mücadele ettiklerini vurguladı. Prof. Dr. Doğan konuşmasına şöyle devam etti;"Nazım üzerinden Cervantes üzerinden Shakespeare'e uzandığımızda, ölümsüzdür. Çünkü yeryüzünde başımıza gelebilecek, insana dair her şeyi yazmıştır da öyle gitmiştir. Tarihe kalabilmesinin en temel nedeni insanı insan yapan bütün zaaflarıyla birlikte tarih boyunca değişmeyen bütün insani unsurları edebi bir soyutlama diliyle bizlerle buluşturmuş olmasına borçluyuz." dedi.

Panelin son konuşması Yrd. Doç. Dr. Mitat Durmuş tarafından yapıldı. Durmuş, 'İdeojik Ses Yüzünden, Hüzünlü Sesini Derinlere Gömdüğümüz Nazım Hikmet' isimli konuşmasını yaptı. Nazım Hikmet denildiği zaman siyasi düşüncelerin ön plana çıktığını belirten Durmuş konuşmasına şöyle devam etti;"her şair kendi döneminin ruhunu taşıyan bir varlıktır. Nazım Hikmet de Osmanlı coğrafyasında 1900'lü yılların başında doğanlar gibi yıkılışın acısını, savaşın yok ediciliğini, kurtuluş mücadelesinin ve azminin insanı ayakta tutan yanını Kuvay-i Milliye destanında olduğu gibi, küllerinden bir milletin nasıl yeniden doğuş sancılarını yaşadığını yakinen görmüş, kendi yaşamında da deneyimlemiş bir şairdir." dedi. Durmuş'un sözlerini tamamlamasının ardından Prof. Dr. Ramazan Korkmaz'ın konuşmacılara birer teşekkür belgesi vermesi ile panel tamamlandı. 

**

**Posof'ta Şehit Ailelerine Yemek.

Posof Kaymakamı Ufuk Özen Alibeyoğlu şehit aileleri ve gaziler onuruna yemek verdi. İlçe Öğretmenevi'nde verilen yemeğe Kaymakam Ufuk Özen Alibeyoğlu, Garnizon Komutanı İsmail Türel, Belediye Başkanı Cahit Ulgar, Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akif Aldemir, Cumhuriyet Savcısı Mikail Öztürk, Hakim Ersin Öztürk, Hakime Özden Dülger, Şehit aileleri, Gaziler ve kamu kurum ve kuruluşu amirleri katıldı.

İlçe Müftüsü Ali Çetin tarafından okunan Kuran-ı Kerim'in ardından şehitler için dua edildi.

İkramın ardından Kaymakam Ufuk Özen Alibeyoğlu ve Belediye Başkanı Cahit Ulgarbirer konuşma yaptı. Kaymakam Alibeyoğlu konuşmasında "Vatanımız uğruna canını veren aziz şehitlerimiz, bağımsızlığımızın ve bütünlüğümüzün ölümsüzleşen şahsiyetleridir. Onların geride bıraktıkları aileleri de şehitlerimizin bizlere emanetidir. Şehit aileleri bizim baş tacımızdır. Gazilerimiz de göz bebeğimizdir. Kapımız sizlere her daim açıktır. Sevinçleriniz sevincimiz, üzüntüleriniz de üzüntümüz olacaktır." dedi.

Konuşmaların ardından Şehit ailelerine ve gazilere Kuran-ı Kerim ve Türk Bayrağı hediye edildi. 

**

**VERGİ öDÜLLERİ..

Ardahan Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından Vergi Haftası dolayısıyla düzenlenen satranç ve masa tenisi yarışmalarında dereceye giren öğrencilere Ardahan Valisi Ahmet Deniz tarafından ödülleri verildi.

Verginin tabana yayılması ve öğrencilere vergi bilincinin aşılanması amacıyla ArdahanDefterdarlığı ve Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından il merkezi ve ilçelerde ki ortaokul ile liselerde satranç ve masa tenisi yarışmaları düzenlendi. Yarışmalar sonucunda dereceye giren öğrencilere Vali Ahmet Deniz tarafından ödülleri verildi.

Kongre Binası'nda Milli Eğitim Müdürü Tevfik Fikret Eteker ve Defterdar Mehmet Doğanile birlikte öğrencilere ödüllerini veren Vali Deniz, öğrencilerin küçük yaşta vergi bilinci edinmeleri anlamında yapılan yarışmaların önemli olduğunu belirterek, dereceye giren öğrencileri tebrik etti. 

**

***VALİDEN ZİYARETLER..

Ardahan Valisi Ahmet Deniz, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme Başkanlığı (KOSGEB) İl Hizmet Müdürlüğü ile Serhat Kalkınma Ajansı (SERKA) İl Koordinatörlüğü ve Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı (ATSO)'nı ziyaret etti.

Ziyaretleri kapsamında KOSGEB'e giden Vali Deniz, kurumun müdürü Ramazan Sivri'den kurum çalışmaları ile Ardahan'da ki KOSGEB yatırımları ve destekleme fonları hakkında bilgi aldı.

Vali Deniz ardından Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı'nı ziyaret etti. Kurumun başkanıÇetin Demirci ile görüşen Vali Deniz, Ticaret Odası faaliyetleri ve odaya kayıtlı esnafların durumu hakkında bilgi aldı.

Vali Deniz daha sonra Serhat Kalkınma Ajansı'nın yatırım destek ofisini ziyaret etti. İl Koordinatörü Nurullah Karaca ile görüşen Vali Deniz, ilde ki SERKA yatırımları ve son çağrı ilanında yapılan proje başvuruları hakkında bilgi aldı.

**

**Şair Müdürü Aşıkalar Yolcu Etti..

Samsun'a tayin olan Ardahan Dernekler Müdürü Sıddık Alagöz, Ardahanlı halk ozanlarının söyleşileriyle yolcu edildi.

Samsun İl Dernekler Müdürlüğü'ne tayin olan Alagöz için tarihi kongre binasında görevliler tarafından bir uğurlama programı düzenlendi.

Programa, Vali Yardımcıları Deniz Pişkin ile Muharrem Coşgun'un yanı sıra halk ozanları ve İl Dernekler Müdürlüğü çalışanları katıldı.

Burada konuşan Pişkin, Alagöz ile çalıştıkları süre zarfında çok güzel işler yaptıklarını belirterek, "Bugün burada da görüldüğü gibi giderken de güzel bir faaliyete imza attı. Halk ozanlarımız, aşıklarımız kendisi için bir araya gelmiş ve kendisi için çalıyorlar, söylüyorlar. Bu kültürümüzü en güzel şekilde yaşatmaya çalışıyorlar. Aşıklık kültürümüzün önemini ifade ediyorlar. Çok güzel bir program oldu, emeği geçenlere teşekkür ediyorum" dedi.

Programda aşıklar, "Artvin Şavşat ana yurdun / biraz Ardahan'da durdun / bizlere de hizmet verdin / git Samsun'a güle güle / devlet tayinin onadı / sanki bizleri sınadı / aşıkların kol kanadı / git Samsun'a güle güle" dizeleriyle Alagöz'ü uğurlarken, Alagöz'de aşıklara "Sizleri özleyeceğim / hüznümü gizleyeceğim / belki yoldan sızlayacağım / gelSamsun'a güle güle" diye karşılık verdi.

**

****POSOF'UN KURTULUŞU BORDEAUX'DA KUTLANDI

Fransa’nın Bordeaux kentinde faaliyetlerini sürdüren Posoflular Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği yönetiminin organize etmiş olduğu Ardahan ili Posof İlçesi’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıldönümü kutlamalarına ilgi beklenenin üzerinde oldu. Bordeaux’da Espace D.S. salonunda yapılan kutlamalarına Posof Belediye Başkanı Cahit Ulgar, T.C. Bordeaux Başkonsolosu Türker Oba, Cenon Belediye Başkanı Alain David, Başkan Yardımcısı Hürizet Günder, Meclis üyesi Cihan Kara, Bordeaux’da faaliyetlerini sürdüren derneklerin başkanları ve çok sayıda Posoflu katıldı. Programda açılış konuşmasını yapan Dernek başkanı Mustafa Işık “Posof’ta her yıl 2 Martta kutlanan Posof’un düşman işgalinden kurtuluşunun, Bu sene 94. yıldönümü kutlamalarını Bordeaux’ya da taşıyarak kutlamak istedik. Burada yaşayan genç neslimizin de tarihimizi bilmesini amaçladık. Bu sene ilk defa Posof’tan gelen Belediye Başkanımız Sayın Cahit Ulgar’da katılarak bizi onurlandırmışlardır. Bu vesile ile Bordeaux ile Posof arasında bir köprü de kurmuş olduk. Sayın Cenon Belediye Başkanı Alain David, ile yaptığımız görüşmede Posof ile kardeşlik anlaşması imzalayacaklarını söylediler. Bu biz Posofluları mutlu etmiştir. Derneğimiz aktif olarak hareket çalışmalarına başlamıştır, yönetim olarak hemşehrilerimden desteklerini artırmalarını talep ediyoruz ” dedi.
T.C. Bordeaux Başkonsolosu Türker Oba konuşmasında “Posof’un yabancı işgalinden kurtuluşunun 94. Yılını idrak ettiğimiz bu anlamlı günde sizlerle birlikteyiz. Başta Dernek Başkanımız olmak üzere, yönetimine ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Posof Tarihte çok göç vermiş şirin bir ilçemizdir. Posof aynı zamanda ülkemiz için çok önemli başarı göstermiş kişiler yetiştirmiştir. Posof kültürel anlamda zengin bir ilçedir. Vatandaşlarımız kendi öz kültürlerini unutmadan bulundukları ülkelerin kültürlerine de entegre olmalıdır. Böylece kendi kültürlerini de yaşadıkları ülkelerde tanıtmalıdırlar. Bunu Posofluların çok iyi yaptığını görüyoruz” dedi.
Cenon Belediye Başkanı Alain David konuşmasında Posofluların bölgesinde yoğun olarak yaşadığını söyleyerek Belediye Başkan Yardımcılığına kadar gelen Posoflu birini yetiştirdiği toplumun ne kadar aktif olduğunun bir göstergesi olarak gördüğünü söyledi. Geçen yıl Posofluların aracılığı ile yine yoğun yaşadıkları İnegöl yanında da Isparta Yalvaç ile birlikte kültürel anlaşma yaparak kardeşlik projesi imzaladıklarını ifade eden David yakında bunu Posof Belediyesi ile gerçekleştireceklerini söyledi.

ECDADIMIZA SORUMLULUĞUMUZ GEREĞİ POSOF’A SAHİP ÇIKALIM
Posof Belediye Başkanı Cahit Ulgar Fransa’nın Bordeaux kentinde Posoflular Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği tarafından organizesi yapılan Posof’un Kurtuluşunun 94. Yılı kutlama programına katıldı. Burada Posoflulara hitaben yapmış olduğu konuşmasında “Ulgar Dağının arkasındaki saklı cennet Posof için canlarını vererek kurtaran ecdadımıza olan sorumluluğumuz gereği Posof’a sahip çıkalım” dedi. Ulgar konuşmasının devamında şunları söyledi; “Yaklaşık bir yıldır seçildiğim Belediye Başkanlığı görevimde Yurtiçinde birçok yerde hemşehrilerimle beraber oldum. Bugün ise Avrupa’da siz değerli hemşehrileriminle birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Posof bildiğiniz gibi en çok göç veren şirin bir ilçemizdir. Bize canları ile bu toprakları bahşeden ecdadımıza karşı bir sorumluluğumuz vardır. Ata dede topraklarımıza sahip çıkmak gibi bir görevimiz vardır. İlçemizde nüfus konusunda büyük sıkıntılarımız var. Geçmişte bu göçleri meşru kılan birçok sebep vardı. Şimdi çalışmalarımızla ve günümüz imkanları ile bunu tersine çeviriyoruz. Ulaşım konusu, eğitim konusu vardı. Sağlık vardı, ekonomik koşullar vardı. Posof’a yeni bir hastane açıyoruz. Eğitim ile ilgili önemli atılım yaptık. Posof’a yüksekokul açılıyor. Ulaşım bir sorundu, günümüzde buda çözüldü. Kars ve Tiflis üzerinden çok kısa bir sürede Posof’ta oluyoruz. Ulgar dağına tüne projesi devlet tarafından yürütülüyor. Konaklama sorununu kısmı olarak çözdük, yakında TOKİ toplu konut yapacak büyük ölçüde bu sorunu da çözmüş olacağız. Arzu ederseniz kayıt yapılarak sizde konut edinebilirsiniz. Posof artık eski Posof değildir. Sizden aldığımız güçle sizlerin katılı ile yeni gelişen bir Posof’tan bahsedebiliyoruz. İlçemizde Tarım ve Hayvancılık ile ilgili önemli çalışmalarımız var. Ekonomik anlamda gelişmişlik sağlanacaktır. Hayvan pazarı inşa ediyoruz. Posof’un değişimini ve doğal güzelliğini hep birlikte yaşayalım. Önümüzdeki yaz Posof’ta birçok kültürel aktivitelere düzenlenecektir. Biz Belediye olarak 25 Temmuzda Posof’ta Aşıklar ve Türkü şöleni düzenliyoruz. Sizleri baba ocağı Posof’a davet ediyorum. Avrupa’da doğup büyüyen çocuklarınızı alıp Posof’a gelmenizi ata dede topraklarınızı tanıtmanız toplumumuz açısından çok önemlidir. Özünden uzaklarda yabancı gurbet elde doğup büyüyen çocuklarımıza Posof’u anlatmanın en güzel yolu Posof’un suyunu içirmek ve havasını teneffüs ettirmektir.”

POSOF’UN TARİHİ ANLATILDI
Daha sonra Posof’un tarihini anlatmak üzere sahneye davet edilen Fransa’da yaşayan Posoflu Gazeteci-Yazar Burhan Özkoşar konuşmasında “Osmanlı imparatorluğu döneminde Posof’umuz, Ahıska ile birlikte birçok kez el değiştirmiştir. Buna rağmen Posof en fazla 93 harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşlarında 40 yıl boyunca işgal altında kalmıştır. Ancak birinci dünya savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu toprakları masa üzerinde paylaşılmış, Posof’umuzun bulunduğu coğrafya Gürcülere bırakılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlatılan Kurtuluş savaşı top yekûn bir savaş olmuştur. Dedelerimizin bizzat düşmana karşı savaşarak yeniden kazandıkları topraklar, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletine katılmıştır” dedi.

POSOFLU SANATÇI COŞTURDU
Konuşmaların ardından Türkiye’den gelen Posoflu ses sanatçısı Mehmet Akbulut sahne aldı. Bordeaux ve Çevresi Türk Okul Aile Birliği Folklor ekibi ve Posoflu minikler sahnede sergiledikleri yöresel folklor ile büyük alkış toplamayı başardılar. 
Sanatçı Mehmet Akbulut ise kendine has bir üslup ile okuduğu yöresel türküler ile salondakileri bazen duygulandırırken hareketli türküler ile de coşturdu. Sahnede halay tutan Posoflular ve salondaki misafirler gece boyunca sanatçı Mehmet Akbulut’un türküleri eşliğinde gönüllerince eğlendiler.

POSOF’UN TARİHİ AHISKA’DIR 
Posof’un tarihi anlatılırken Ahıska’dan ayrı düşünülmemelidir diyen DATÜB (Dünya Ahıska Türkleri Birliği) Avrupa Temsilcisi Posoflu Burhan Özkoşar “16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşmasında masa başında çizilen sınırlar ile kaybedilen Ahıska ve bölgesi unutulmamalıdır. Poshov bölgesi Ahıska’ya bağlı olduğunu vurgulayarak Posof’un ve bölge insanının acı kaderinin 1826 yılında Rusların bölgeye gelmesi ile başladığını söyledi. 1829 yılında yapılan Edirne Antlaşması ile Osmanlı yönetimi bölgeyi Ruslara terk ederek askerini çekmiştir. 1877 yılına kadar bölge halkı Ruslara direnmiş teslim olmamıştır. Önemli kahramanlık destanları yazdığını unutmamak gerektiğini söyleyen Özkoşar halk arasında 93 harbi diye adlandırılan 1877 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında bölge tazminat olarak Ruslara bırakıldığını ve 1917 yılına kadar 40 yıl boyunca Rusların yönetiminde kaldığını hatırlattı. 1917 yılında Rusya’da Bolşevik devrimi sonrasında kurulan Sovyetler Birliği bölgeden Rus askerini çekerek Gürcülere bırakmıştır. Kurtuluş Savaşı sonrasında 2 Mart 1921 tarihinde Posof kurtularak yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti sınırları içine dahil edilirken, 6 552 kilometre karelik Ahıska Gürcistan sınırları içinde bırakıldığını, bir toplumu bu şekilde ikiye bölündüğünü ifade etti.

2 Mart 1921’ de Posof Kurtarılırken Ahıska neden sınırların dışında kalmıştır?
1828 tarihinde başlayan Rus işgalinden sonra defalarca kahramanlık örneği sergileyen Ahsıka ve Poshov bölgesi Kurtuluş savaşı esnasında da mertliklerini göstermiştir. Bunlara rağmen Posof, 2 Mart 1921 tarihinde kurtarılarak yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılırken Ahıska neden sınırların dışında kalmıştır?
Bu sorunun cevabını Dünya Ahıska Türkleri Birliği Avrupa Temsilcisi Gazeteci-Yazar Burhan Özkoşar yaptığı bir saatlik sunumda verdi.
Bölgenin kısa bir tarihçesini yapan Özkoşar, Posof’un Ahıska ile birlikte düşünülmesi gerektiğini vurguladı. Poshov bölgesinin tarihte Ahıska’ya bağlı olduğunu söyleyerek Türk askeri Borjum’a gitmişken 16 Mart 1921 Tarihinde yapılan Moskova Antlaşması ile masa başı oyunlarla 6 252 km2’lik Ahıska ve bölgesini kaybedildiğini anlattı.
Önce Ahıska ve Posof’un nerede olduğunu projeksiyon yardımıyla harita üzerinde göstererek konuşmasına başlayan Özkoşar günümüzde halen bölge üzerinde ekonomik ve siyasi oyunlarla etnik yapıyı bozmaya çalıştıklarını ifade etti.

POSOF & AHISKA NERESİDİR? 
Posof ve Ahıska Türkiye’nin kuzeydoğusunda Gürcistan’ın ise güneybatısında bulunan bölgedir. Posof bağlı bulunduğu Ardahan’a 74 km, Ahıska’ya ise 17 km uzaklıktadır. 
Binlerce yıllık geçmişi olan bölgenin tarihi İskitlere kadar dayanmaktadır. Bölge, tarih boyunca birçok farklı yönetime tanıklık etmiştir. Eski bir Türk yurdu olan Ahıska ve Posof Oğuzlarla birlikte 481 yılında başlayan ve 1068 yılında Selçuklularla devam etmiştir.
Posof’un da bağlı bulunduğu Ahıska, Kafkasya’da Moğol-İlhanlı Devleti hâkimiyeti döneminde, 1268 yılında bir hükûmet olmuştur. Kıpçak Atabekleri Hükûmeti adıyla anılan bu hükûmet, 310 yıl ayakta kalmış; İlhanlı Devleti’nin inkırazıyla Safevî Türkmen Devleti’nin nüfuzuna geçmiştir. 
Gürcü kaynakları bu hükûmeti Sa-Atabago adıyla anmaktadır. Osmanlı ordularının Kafkasya/Şark Seferi sırasında, 1578 yılında Osmanlı’ya intikal eden Ahıska, Çıldır Eyaletimizin başkenti olmuştur. 
250 sene devam eden Osmanlı Devri, 1828 Savaşıyla sona ermiştir.

BÖLGENİN ESARET YILLARI
Bölgede uzun yıllar sorunsuz yaşam süren Türkler, 1828 tarihinden itibaren Rusların işgaliyle baskı, zulüm ve çile dolu hayat yaşamaya başlamıştır. Ahıska, Posof ile birlikte 1829 - 1877 yılları arasında Osmanlı ve Rus yönetimleri arasında defalarca el değiştirmiştir. 
Halk arasında 93 harbi diye adlandırılan 1877-1878 Osmanlı Rus savaşları sonucunda Edirne antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu Ahıska, Batum, Ardahan, Kars ve Artvin’i savaş tazminatı olarak, Ruslara bırakmıştır. 
1877 yılından 1917 yılına kadar 40 yıl boyunca Rusların baskıcı yönetimine geçen bölge, 1917 Ekim devrimi ile Rus askerlerinin çekilmesiyle de Gürcülere terk edilmiştir. 
16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova antlaşmasına göre talihsiz bir şekilde ve tamamen masa başı oyunlarla Ahıska, Gürcistan sınırları içinde kalırken Posof ise yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil edilmişti.

Ahıska Kalesinin kuşatılması, kalenin Ruslar tarafından hücumla ateşe verilmesi ve ahalisinin katliama tabi tutularak şehrin ele geçirilmesi

Yabancı kaynakların ve bilhassa Rus askerî yazarlarının bu konudaki beyanları şöyledir: “Ruslar, 22 Ağustos günü, Türkleri teslim olmaya davet ettiler. Buna karşı Türkler kalenin surları üzerinde cevaben, din ve namus müdafaası uğrunda ölmeyi, teslim olmaya tercih ettiklerini bildirdiler. Köse Mehmed Paşanın kalede bıraktığı 5.000 muhafız asker, Ahıska’yı müdafaa etmekteydi. Ahıska sâkinleri de cengâver ve yiğit ahaliden ibaret bulunduğundan, bu 10.000 nüfusu da kale muhafızlarına ilâve etmek gerekir. Ahıska, esasen 50.000 nüfuslu, zengin ve büyük bir şehirdi.” 
John Baddeley, bu hususta ayrıca şunları da yazmaktadır: “Eğer Rusların gelmesini dört gözle bekleyen Yahudi ve Ermeni azınlığı saymazsak geriye kalan Müslüman halk, savaşçı ve cesur insanlardan meydana geliyordu. Bunlar, kadınları da dâhil olmak suretiyle, hayatlarını, evlerini ve mallarını sonuna kadar savunmaya karalıydılar. Ruslara gülerek kendilerine olan güvenlerini şöyle ifade ediyorlardı: Siz, gökyüzündeki ayı, Ahıska’nın camisindeki hilâlden çok daha kolaylıkla sökebilirsiniz, diyorlardı.”

Posof’un da bağlı bulunduğu Ahıska’da her bir hane ayrı bir kale gibiydi. Bir adım İlerlemek için Rus askerlerinin sellerle kan akıtması gerekiyordu
Ahıska’yı dört bir yandan kuşatan Rus kuvvetleri şehre acımasızca saldırıya geçtiler. 
Ruslar, külliyetle akıttıkları kanlar bahasına ancak bir hane zapt edebiliyorlardı. 
Rus general Kuropatkin ve arkadaşları bu elîm faciayı şöyle aktarıyorlar: 
“Ahıska’nın muhafızlarıyla yerli ahalisinden erkeklerinin yiğitlik ve fedakârlığını tasvir etmek lâzım değildir. Ahıskalıların o esnada hiçbir yerde misli ve menendi görülmemiş bir tarzda ateşe atılan kadınlarını hatırlamak vak’anın tasvirine kâfidir. Türk kadınları ellerinde kılıç bulunduğu hâlde Rus askerleri üzerine arslanlar gibi hücum ederek atılıyor, muharebeden vazgeçmiyorlardı. 
Çaresiz kalan kahraman kadınlar ise yine canlı olarak Ruslara teslim olmayı kabul etmiyor; teslim olmak ve esaret felâketine düşmektense kendilerini diri diri yangın alevleri içine atıyorlar, alevlere gömülüp cesetlerini kül, ruhlarını Allah’a teslim ediyorlardı.”

İngiliz John Baddeley bu hususta şunları yazıyor; “Çevredeki binaların ateşe verilmesi üzerine, gecenin gelmesiyle yarıda bırakılan çarpışmalar, bu alevlerin aydınlığı altında yeniden başlayarak görülmemiş bir şiddet ve öfkeyle bütün gece boyunca sürdü. Genç ve yaşlı olsun bütün şehir halkı, kendilerini ve evlerini savunmak için büyük bir cesaretle savaştı. Kadınlar, canlı olarak gâvurların eline geçmektense yanan binalara dalarak canlı canlı yanmayı tercih ediyorlardı. Bir camide toplanan 400 kişinin tamamı diri diri yandı. Rus askerleri, inatçı bir direnmeyle karşılaştıkları durumlarda, her zaman yaptıkları gibi ele geçirdiklerini öldürmeye başladılar. Normal durumlarda sessiz ve sakin olan Ruslar, öfkelendikleri zaman dünyanın en vahşi ve acımasız insanları oluyorlardı.”

Ferîk Ahmed Muhtar Paşa diyor kİ;
Ahıskalılar, Türk celâdet ve kahramanlığını Ruslara göstermişlerdi. Dünya harp tarihinde Türklere en büyük bir celâdet/yiğitlik sayfası açan Ahıska Kalesi, cebrî hücumunda erkekler bir yana, genç, güzel Türk kızları ve kadınları dahi Ruslar tarafından her yanı ateşlere verilen şehir mahallelerinin taraf taraf göklere ser çeken müthiş ateşleri, alevleri, yağan kıvılcımları arasında azap melekleri gibi yalın kılıç ellerinde, dökülmüş saçları omuzlarında bulunmak üzere rastgeldikleri Rus askerleri üzerine Jan Dark gibi ilâhî bir şecaat-i mehabetle (müthiş bir yiğitlikle) atılıyorlar; kanlara bulanarak ve ateşler içinde yanarak vatanları uğrunda tatlı canlarını Cenâb-ı Erhamerrahimîn’e teslim ediyorlardı. 
Ahıska müdafaası, 1828 savaşına en büyük şân ve şeref veren beşeriyetin çok üstünde denebilecek emsâli görülmemiş bir müdafaa-I safderâneydi (yiğitçe savunmaydı). Ahıska’yı savunan kahramanlar, Türkiye Devleti’nin askerî namusunu bu savaşta muhafaza etmişlerdi. Ruslar, katliam ve yangın gecesinin ertesi günü ele geçirdikleri kale nâmına kanlara boyanmış, enkaz ve kül yığınlarından müteşekkil bir harabe görmüşlerdi.

Yanarak kül hâline gelmiş ve bir harabe yerine dönmüş bulunan bütün şehir sabahleyin Rusların elindeydi. Artık Ruslara Erzurum ve Anadolu yolu açılmıştı... 
Ruslar Erzurum’a kadar geldiler. Ahıska ve bölgesi, 14 Eylül 1829 tarihinde imzalanan Edirne Anlaşması ile savaş tazminatı olarak Ruslara bırakıldı. Bunun karşılığında Ruslar Erzurum ve Kars’ı boşalttılar. 
Bu durum karşısında Posoflu Aşık Üzeyir (Fakiri) dönemin Padişahına hitaben bir dörtlüğünde şöyle der; 
Ahıska gül idi gitti 
Bir ehl-i dil idi gitti
Söyleyin Sultan Mahmud'a
İstanbul kilidi gitti

Ahıska ve Posof Osmanlı imparatorluğu ile Rusya arasında defalarca el değiştirmiştir. En son Kırım Savaşı esnasında kısa bir süreliğine Türk hâkimiyetine geçse de 1877 – 1878 (93 harbi) Osmanlı – Rus Savaşı’nın ardından Osmanlı İmparatorluğu bölgeyi Savaş Tazminatı olarak Ruslara bırakmıştır. 
1917 yılında Bolşevik ihtilalinin ardından Bolşeviklerin Osmanlılar ile imzaladıkları Brest-Litovsk Antlaşması gereğince Kars, Ardahan ve Batum Osmanlılara bırakıldı. Ahıska halkı da Sovyetlerin ilan ettikleri oto-determinasyon haklarını kullanarak Osmanlı’ya katıldıklarını ilan ettiler. Fakat 30 Ekim’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Batum ve Ahıska terk edildi. Doğu cephesinde uzun süren çatışmaların ardından nihayet Posof 2 Mart 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtuldu. Ancak, 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması ile Batum ve Ahıska Sovyet Gürcistan’a bırakıldı.
Medreseleri ve ticarî hayatıyla ünlü Ahıska şehri, Rus istilâsından itibaren küçük bir kasaba hâline gelmiş; halkın bir kısmı Anadolu’ya göç etmiş, zamanla bölge tenhalaşmıştır.
Çar hükûmeti, Müslüman halkı askere almıyor, onun yerine 40 manat para alıyordu. Silâh tutmasını ve askerlik mesleğini bilmeyen halk, sonraki yıllarda vuku bulan savaşlarda, bunun acısını çok çekmiştir. Rus siyaseti, dinî ve etnik farklılıkları daima diri tutmuş, bölge halkını birbirine düşman etmiştir.

BÖLGE ÜZERİNDE YAPILAN ULUSLARARASI ANTLAŞMALAR
• Brest Litovsk Barış Antlaşması – (3 Mart 1918)
• Batum Antlaşması – (4 Haziran 1918)
• Gümrü Antlaşması – (3 Aralık 1920)
• Moskova Antlaşması – (16 Mart 1921)
• Kars Antlaşması – (13 Ekim 1921)




Kaynak: Ardaha Haberleri

Editör: Ardahan Haber

Bu haber 7975 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI