Reklam
Bugun...


BU FATURA FABRİKA’YA DEĞİL, 2 KİŞİNİN KALDIĞI KÖY EVİNE!
Ardahan’a sınır Kars’ın Doğruyol köyünde annesiyle tek başına yaşayan Gazeteci Suat İnceder’nin kaldığı köy evine gelen elektrik faturası karşısında şok ve şair oldu.

BU FATURA FABRİKA’YA DEĞİL, 2 KİŞİNİN KALDIĞI KÖY EVİNE!

Gazeteci İncedere annesiyle birlikte yaşadığı köy evine gelen Bin 138 TL. 50 Kuruşluk yüksek rakımlı şok edici elektrik faturası ardından bir şair gibi yazdığı 

şiir name isyanı şöyle;

Bir Kedim bile yok,

1.138,50 lira
Elektrik faturası çok.
Su benim,
Göl benim, baraj benim,
devlet benim, sömürülen,
semirilen benim.
Kazanan kim?
Bir ayda böyle bir yüksek fatura nasıl olabilir?  
Ülkenin düştüğü durum tam da bu.
Bir lamba,
bir televizyon,
bir dolap,
bir annem, birde ben.
Köy yerinde sanayii mi işletiyorum ki 1.138,50 TL fatura geldi, 
gözlerime inanamadım. 
Allah'a havale ediyorum...
Suat İncedere/Gazeteci

SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..

Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma YHılmaz'ın birlikte hazırlayıp, her pazar günleri saat: 14.00'da TEMPO TV'de Sundukları Canlı Yayın Programı

Her Pazar günü saat:14.00'da 

Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..
MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 

https://www.youtube.com/channel/UCDwxU5TIdZejp-mbbNw5fmw

 

BİR ARDAHANLI YAZISI..

Gazeteci kızım Özlem Şeyma Yîlmaz ile birlikte hazırlayıp, TEMPO TV'de canlı olarak sunduğumuz 'Gazetecilerle Gündem' adlı programın hazırlanması, bölgenin ilk e-gazetesinin ulusallık manşetlerinin 7 sütuna çekilmesi, yerel gazetemize haber ve yorumları yazma telaşı, yeni dergi hazırlığı, youTube kanalımız YouTube ArdahanTV'ye görüntülü haberlerin yüklenmesi, Amerika dahil dünyanın her tarafından aranıp, 'haber yap' denilmesi, gelen mesajlara cevap verilmesi, paylaşımlar ve mega gecekondu İstanbul trafiği..
Yetmedi Ardahan, Kocaeli, Bursa, Adapazarı, Trakya'daki görüşmeler..
Ve bu yoğunluk içinde ülke, dünya gündeminden kopmamaya, her an güncellenen suni gündemi takip edip, yorumlama ve haberleştirme telaşıyla biten bir hafta daha..
Hem de iç dünyamda kaynayanları anlatan cumartesi yazılarını duygularını bastırıp, erteleme stresi..
Tam bunlar bitti derken gazetemizin grafiği yetmez haber ve baskısıyla, dağıtımıyla ilgilenen Baran'ın, 'Abi baskıya gireceğiz. Matbaa çok soğumadan yazını atarmısın..' deyişi..
Evet, bir günümün kısa bir hikayesi ve geride kalanlar, çekip, gidenler gibi hergün biraz daha beni yoran geride kalan bir haftanın özeti bu derken gelen bir mesaj beni kendime getirip, yorgunluğumu alıyor adeta..
Çünkü whatsapp'tan gelen mesaja baktığımda, 'Al yorgun gazeteci günün yorumuna benim de katkım olsun' diyor gibiydi..
Kamu görevlisi olduğundan 'adımı verme ama al bu yazıyı kendi köşende kendi imzanla yayınla abi..' diyen dostumun imdadıma yetişen yazısını okuduğumda beni ne kadar yakından takip edip, adeta benim anlatacaklarımı, 35 yıldır anlattıklarımın özetlendiğini görünce gülümsüyor ve adını sakladığım ama yazısını alıp, kendisine teşekkür ediyorum.

 

Ve alın size sadece ben değil, aslında her Ardahalının Ardahan'ı, kobuğ yemiş Ardahanlıları bu kadar güzel anlatan bir yazıyı yazacağının kanıtı olan o yazı;

“Aras’ı ayırdılar
Kum ile doldurdular;
Ben senden ayrılmazdım
Zor ile ayırdılar..
Ardahan’dayım. 
Size iyilik olsun diye bu sefer uçakla değil, otobüsle gideyim İstanbul’a. Hem
yazımızda uzun olur. Zaten yollar kar kış kıyamet. Gözlerimi biraz kapatayım... Uykum geliyor.
Arda Türklerinin olduğu çadır kurduğu, Oğuz boylarından gelen Ahıska Türkleri, Avşar
aşiretleri, olağanüstü milyonlarca kıl çadırlar. Koçerler. Redkan aşiretleri.. 
Terekemeler, Kürtler,
Gürcü, Çerkez, Tat ve Poşalar... 
Bu devasa nüfusu Defter-i Mufassal-i Vilayet-i Gürcistan, Osmanlı
Devleti tarafından 1595 yılında, hazine gelirlerini tespit etmek amacıyla, Gürcistan’dan ele geçirilmiş
toprakların tahririyle oluşturulmuş mufassal defterinden anlıyoruz. Neyi? 
Aradahan’ın demografik
yapısını.
Bu gün geldiğimiz noktada ise her yıl en az 2 bini aşkın kişinin göç ettiği bugünkü 98.000 nüfuslu sürekli göç veren ve eriyen sosyolojiyi
demografiyi gördükçe içim kan ağlıyor. 
O kadar sıkıldım o kadar sıkıldım ki. 
Yani son ticaret odası
seçiminden tutun baro seçimlerine, 3 başkanı birbirini jurnallayan esobb'u, cep, tabela dernekleri ve onların üst kurumu diye kendilerini yatıran federasyonlarının KAI'nin gölgesinden kurtulamayışlarını tutun, kaz gecelerine, buradaki herşeyi bizim ünlü, ünsüz gazeteciler gibi al, kes kopyala
yapıştırla gidişatları.. 
Herkes kendine göre adam, vatan kurtarıcısı ama kimse kimseyi sevmiyor.. Bir araya gelmiyor..
Memlekette
ise çeper dibindeki dedikodu almış başını gitmiş, altyapı sorunları bitmemiş. Tapu yok, imar yok, iskan yok, istihdam
yok, işsizlik çok..
Ve biraz daha kenar mahallelere kaydığınızda karton ile pencere kapatmışlar, üzerine koli bandı, pesari yani hayvan boku kerme
yakıyorlar, ısınmak için...
Gelin de halimizi görün. Sahte bal, sahte para, sahte insan, çantacı, sahte vekil, hatta başkan, başkanlar.. 
Yani her ne ararsan var. Ve bendeki bu dilekler ve istekler oldukça Ardahan’da ise bu kadar vurdumduymazlık had
seviyede iken hiçbir şeyi değiştiremeyiz duygusunun gün geçtikçe kabul görürür gibi olması..
Ha bu arada üç gümrüğüne, tren yoluna dışı kalaylı, içi vayvaylı teneke antrepolu, kanopiyi durağı hala
kurmamışlar...
Neyse gelin size çok eski zamandan bir hikaye anlatayım. Herkes çaylarını alsın. Sobanın arkasına
geçsin. Ve beni dinlesin.. 
Bir gün heybetli şanı büyük, büyük şilfeler asılı atkısı, başında kalpağı, çok
eski zamanlardan çıkmış gelmiş, pos bıyıklı babayiğit, üzerindeki paltosunda bir karış kar olan şanı büyük Yusuf Ağa hastalanmış. Yatağa düşmüş. 
Ama o hasta haliyle bile yatağından kalkıp bahçeye gider, bahçenin sonunda dikenlerin kenarına yemek bırakırmış, yılan gelir, yemeği alır, yemek karşılığında kendisine bir altın
verirmiş. 
Yusuf ağa da her gün bir altını alırmış. 
Fakat gel zaman git zaman Yusuf ağa çok
hastalanmış, yataktan çıkamaz olmuş ve oğluna demiş ki; 'Oğlum her akşam anandan bir kap yemek al, bahçeye götür, dikenin kenarına koy, yılan gelecek, sakın korkmayasın, yılan yemeği aldığında ise oda sana bir altın verecek, yemeğini
alacak, yılana da zarar vermeyesin sakın. Tamam mı?
-Oğul: Eri. Tamam -Baba.
"Paniği geçtin mi, Bayramoğlu!
Bayramoğlu; Bayramoğlu!
Bayramoğlundan öte köy var mı? "
"-Gelimli dünya gidimli dünya. Sen selam söyle yeter ki! köy çok, köy çok!.."
Karac’oğlan yavuz ata binerdi, üstümüzde avcı kuşlar dönerdi
Ha deyince, beş yüz atlı sünerdi, akça ceranları kovanlar hani? "
Geçmiş zaman. Bir gün, o iki gün, üç gün..
 Oğul her gün bir kap yemek götürür bahçeye karşılığında bir altın alır. 
Ve bir gün oğlu demiş ki, 'böyle olmaz, ben şu hançeri alayım, yılana niye her gün yemek
vereyim? Yuvasını bulurum, yılanı öldürürüm, bütün altınları alırım.' diye..
Düşünmüş. Kalkmış bir kap yemek ve hançeri almış. 
Annesi yapma oğul demişsede ne fayda..
Yinede son umut diyerek oğlunu kolundan tutmuş. 
Guruooo neke, etme, eleme desede nafile.. Oğul anasına kızarak; Ana berde... bırak... 
Ve bahçeye gitmiş.yemeği bırakmış, yılan gelmiş bir altın bırakmış, ikiside her zamanki gibi değiş tokuş yapmışlar. Ama bu kez Yılan yuvasına dönerken Oğul hançeri çıkarıp, yılana vurmaya çalışırken, yılan farketmiş son anda canını kurtarsada oğul yılanın kuyruğunu kesmiş.. Yılan da acı içinde dönüp oğulu
Sokmuş ve oğul ölmüş...
Gel zaman git zaman Yusuf ağa fakirleşmiş, durumu çok fukara, perperişan olmuş,  binlerce inekten bir tek inek kalmış.
İyileşmiş,kalkmış, tekrar bir kap yemek almış, bahçeye gitmiş, dikenin kenarına yemek bırakmış, yılan gelmiş. 
Demiş ki; 'Gardaş gel eskisi gibi olalım. Ben sana hergün bir kap
yemek vereyim, sen de hergün bana bir altın veresin olur mu?' demiş..
Yılan: 'Ağam ben deki bu kuyruk acısı
sende de bu evlat acısı oldukça biz eskisi gibi olamayız..' demiş..
Bir ses duydum.
-Fakir abi uyan Esenler otogarına geldik.
- Uyandım. Muavin çocuğa sordum.
- Yusuf Ağa'nın evi nerededir?
Muavin:
- Fakir abi sen hangi ağayı soruyorsun?. -Burası İstanbul. Burada herkes ağa..
Ya kuyruk acısı çeken Yılan!..
Evet, bugünkü yazım bu, hikayeside bu..

Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php

arşiv haber 02/02/2018 tarihli haber

Damalı Kurt Sürüsü Bastı!..
Kışın tüm hükmüyle sürmeye devam ettiği Ardahan'da aç klan yabani hayvanlar kent ve köylere kadar inmeye devam ediyor. Tilkilerin kent merkezlerine Kurtların ise köylere kadar indiği görülen Ardahan'da bir kurt sürüsü Damal'a indi. Damalın Dereköyü'nün merkezine kadar inen Kurt Sürüsü bir evin ahırına ait kameralarına takıldı.

Adını koyamadığımız bir durum var..

  Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var
fakiryilmaz323@hotmail.com

Her dönemin ve her iktidarın ömrünü uzatmak için sürekli düşman arayışı içinde olduğu şu dünyanın bu ülkesinde de yine bir operasyon var.

Ki bu sonu bir türlü gelmeyen operasyonlar öyle bir hale gelmiş ki adını bile koymaktan korkar olduk..
Çünkü top, tüfek değil, uçak, tank, ve ordularla sınır ötesine geçilmesine 'savaş' diyenler vatan haini ilan edilip, sabahın erken saatlerinde evleri basılarak içeri alınıyor..
Adını koymakta zorlandığımız bu durumun kısa süre içinde sona ermesini umarken asıl sorunun dışta değil içte yani siyasette olduğu da bir türlü anlaşılmaz, anlatılmaz..
Çünkü bugün yine karşımıza sorun olarak çıkan asıl sorunun yıllardır aynı yöntem ve bakışla yürütülen yanlış iç siyasetin dış siyaseti de kendisiyle birlikte götüreceği anlaşılamıyor..
Yada 'Her dönem bir düşman lazım' denilerek anlaşılmak istenmiyor..
Halbuki; Dün Suriye, Avrupa, bugün ABD'nin silahlandırdığı ileri sürülen insanlarla silahın namlusuna takılmış olan zeytin dalı ile değil, sıcak bir el ve bakış ile kurulacak diyalog hem yaşananları hemde bizlere yaşatılanları sona erdirmez mi?
Bilmem ama bunu bir önermek, yazmak o kadar tehlikeli bir durum..
Ama yine de başta iç siyaset kanallarını açacak, sınır ülkelerle aynı coğrafyayı paylaşan, koklayan, yaşayan kardeşlik sıcaklığı ile kurulacak güzel bir diyalog bugün adını koymaktan korktuğunuz durumu sonlandırmaz mı, ekonomiye darbe vuran silah tüccarlarını aç bırakmaz mı?
Örnek mi?
Ermenistan ile hemen diyalog yolu açacak olan Doğu kapısını açmak,
Camisinde namaz kılacağımız belirttiğimiz Suriye'nin meşru yöneticileri ile yandan, sağdan değil direk temasa geçmek,
Toprakları petrolle kaynamasına karşın şehirlerini fare basan İran ile Azerbaycan gibi Azeri ve Şii kardeşliği üzerinden temasa geçmek,
Irak ile oradaki Kürtleri de yanımıza olarak Suriye ve İran'da ki Kürtlerin ülkede ki Kürtlerle olduğu gibi Türklerle kardeş olabileceğini ortaya koyan politikalar hayata geçirmek,
Bulgaristan ve Yunanistan ile diyalog geçerken Batı Trakya ve Kıbrıs kardeşliğini öne çıkaran siyaseti izlemek,
AB İle yeniden diyaloga geçip, istenenleri hayata geçirmekle,
İçte ki Kürt, Alevi, Sünni kardeşlerimizi yanınıza alacak politikalar üretmek,
İç siyasette adı Kürt Sorunu olan ama asıl adı Demokrasi ve Adalet olan soruna yeniden el atmak, hapse konulanlar gibi buzluğa konulan süreci çıkarıp, yavaştan ısıtmak dün müttefik bugün düşman ilan edilen ABD'nin başta olmak üzere BOP hesapları içinde olanların al açık hesaplarını bozmaz mı?
Ve bunları yapmak adını koyamadığımız durumdan daha kolay ve barışçıl değil mi?
Herkesin düşman olarak görülmesinin bu ülkeyi yalanızlaştırdığını da anlamak için illaki adını koyamadığımız bir durumu yaşamak gerek..
Hayır!..
Yukarı da saydıklarımızın yarısı değil çeyreğine yönelirsek bakı o zaman ne ABD iki yüzlülük yapar nede füzeleri satmak için bugün sözde dost görüne Rusya kıs kıs halimize gülmez..
Çin, Japonya ve diğerleri pusuda beklemez..
İsrail fırsat bu fırsattı diyerek Ortadoğu da rahat at oynatamaz..
Fransa konuşmaz, Almanya tankımı kullanma diyemez ve en önemlisi ekonomi düzelir, demokrasinin önünde ki engeller kendiliğinden kalkar..
Ve bugün adını koyamadığımız zor işlerle uğraşmaz, kan ve göz yaşı durur, gün geçtikçe incelen pamuk ipine bağlı kardeşlikler yeniden yeşermez mi?
Haydi 100 yıldır yapamadığımız 100. yılda niye yapmayalım deyip, yaşananlara barış, kardeşlik, dostluk, komşuluk deyip yeniden kolları birlikte sıvayalım..
Var mısınız?

 
 

KURTULUŞUN 95. YIL DÖNÜMÜ ANISINA SATRANÇ TURNUVASI YAPILDI

*22/02/2016 Tarihli Haber

23 Şubat 1921 yılında düşman işgalinden kurtulan Ardahan’ın, işgalden kurtuluşunun 95. yıldönümü olması dolayısıyla Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğünün tertip ettiği Satranç turnuvası, 21 Şubat 2016 tarihinde Gençlik Merkezi Çok Amaçlı Spor Salonunda yapılarak tamamladı.

23 Şubat 1921 yılında düşman işgalinden kurtulan Ardahan’ın, işgalden kurtuluşunun 95. yıldönümü olması dolayısıyla Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğünün tertip ettiği Satranç turnuvası, 21 Şubat 2016 tarihinde Gençlik Merkezi Çok Amaçlı Spor Salonunda yapılarak tamamlandı.

Yaklaşık 50 sporcunun katılım sağladığı turnuvada, Küçükler kategorisinde İsmetcan ÇOBAN, Yıldızlar kategorisinde Melisa IŞIK, Gençler kategorisinde ise Mehmet KAYA rakiplerini eleyerek birinci olmuşlardır.

Satranç İl Temsilcisi Murat Sedat IŞIKLI ‘’İlimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 95. Yılı adına tertip edilen satranç turnuvasına katılım sağlayan ve emeği geçen herkese teşekkür ederek, Ardahan’ın vatan topraklarına katılmasına vesile olan gazi ve şehitlerimizi rahmet ve şükranla yâd ettiklerini’’ söyledi.

Dereceye giren sporculara ödüllerini Spor Şube Müdürü Adnan KORKUT, Gençlik Merkezi Müdürü Doğan YARLIĞAŞ ve Satranç Federasyonu İl Temsilcisi Murat Sedat IŞIKLI  takdim etti.

 



Kaynak: ardahan haber

Editör: ardahan haberleri

Bu haber 5395 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI