Reklam
Bugun...


ARDAHAN'DA BİR KİŞİ ÇATIDA DÜŞTÜ ÖLDÜ! ÖĞRETMEN KALP KRİZİ GEÇİRİP VEFAT ETTİ!..
Uzun süredir beklenen kar yağışının yaşandığı Ardahan'da tipi eşliğinde 5 katlı binanın üzerine çıkan bir kişi kayarak düşüp öldü. Bir öğretmende kalp krizi sonucu vefat etti.

ARDAHAN'DA BİR KİŞİ ÇATIDA DÜŞTÜ ÖLDÜ! ÖĞRETMEN KALP KRİZİ GEÇİRİP VEFAT ETTİ!..

Alınan bilgilere göre Ardahan/Kars Yolu üzerinde bulunan Migros adlı firmanın da bulunduğu Toprak İnşaat adlı binanın bozulan asansörünü tamir etmek için çağırılan Mehmet Aktaş isimli adlı bir kişi Kar yağışının devam ettiği ve kalınlığı 30 cm. yi bulan karların olduğu binanın çatısına çıktı. Ancak kar kaplı çatıdan kayarak düşen şahsın yere çakılarak öldüğü, olayla ilgili soruşturmanın başlatıldığı öğrenildi.
Öte yandan Ardahan Göleli bir öğretmen geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.

GÖLELİ ÖĞRETMEN KALP KRİZİ GEÇİRDİ..

Ardahan'a komşu Kars'ta Beden Eğitimi Öğretmeni Adnan Öngel geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda etti. 

TABU VE TAPINAK!..
Bir insan ölümünün küçük kıyamet olduğunu belirten, dini kitaplara ve tarihe baktığımızda aslında insanoğlunun büyük kıyamet için vahşi bir mücadelenin içinde olduğunu görmekteyiz.
İbrahim peygamberin oğlu İsmail'i Allah'a adak olarak kurban etmeye teşebbüs etmesi, İnkaların masum ve günahsız oldukları için 6-16 yaş aralığındaki çocukları önce en iyi şekilde besleyip sonrada adak olarak öldürmesi ve Azteklerin binlerce insanı çok vahşi yöntemlerle tapınaklarda öldürmesi ve en son 2020 yılının ilk ayından başlayıp, bugüne kadar devam eden deprem, çığ, ard arda gelen şehit haberleri ile Suriye gerginliği, uçağın pistten çıkarak  üçe bölünmesi ile devam eden olayların akabinde sanki gizli bir emir ve genelge ile bir anda tüm valilik ve belediyelerin toplu adaklar kesmesi gibi gelişmelere baktığımız da insanlığın büyük kıyameti arayışı Avusturalya'daki hala devam eden yangınla olduğu gibi doğayı da katletmekle devam ediyor.
Kar ve tipi sel olup ormanları sahile kadar söküp getirirken, insanlar petrol ve doğal gaz için birilerini birilerine kurban etmeye devam eder ve yine o sahile vuran ağaç dallarını kapma yarışını da sürdürür, asıl kıyametin yaklaştığını anlamayan bu dünyanın en vahşi canlısının insan oğlu olduğunu kabul etmezken..
Öte yandan eski bir Genelkurmay başkanının yaptığı bir açıklama nedeniyle gazeteci Uğur Dündar ve nice diğer sol orijinli insanlar gibi fetocu ya da terörist ilan edilip dava edilmesi gerektiği söylemi ardından her söyleneni tabu kabul edip, milletvekillerinin mahkeme kapılarına koştuğu şu dünyada onca Tapınakda  tabuların yerine getirilmesi adına öldürülen insanları akla getirir.
Var oluşundan bu yana büyük kıyamet için arayışta olan insanlığın aşamadığı tabuları ve günahlarını tapınaklarda insan kurban ederek affettirmeye çalışması aslında büyük kıyamet için bir arayış içinde olduğunu anlatır..

İşte burada insanın, insanı kendisine tabu kabul ettiği gibi bu tabuları yıkmaya çalışmaktansa özel hayatlarının da içinde olduğu bu dünyada sürekli olarak tapınak arayıp, kendisini affettirmeye çalışan insan oğlunun kendi kıyametini ararken ne kadar aciz olduğunu görüyoruz, insanlığın büyük kıyameti beklerken..

Ciddi İşler, Sanal İlişkiler..

Devlet Bahçeli'nin, HDP'nin AK Parti ile birlikte yürütülen Barış Sürecini zora sokan dayatmalarını fırsat bilip, İyi Parti'ye gidenlerden geriye kalanlarla birlikte aldığı kararla parti olarak koalisyon ortağı olduğu AK Parti İktidarına yaranma uğruna tek başına karar alıp, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı iken Soylu ve Numan Kurtulmuş gibi milletvekili, başbakan ve başkan olma yolunda başarılı bir yol alan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptıkları koalisyonla partilerini bırakarak gidenler arasında bulunan Yalçın Topçu'ya ulaşmak Bahçesaray'da kar altında kalanlara ulaşmaktan daha zor..
Önce danışman, ardından geçici bakan hem de memleketinde 30 yıldır Kültür ve Turizm Müdürü olmadığı halde Kültür ve Turizm Bakanı olan ardından yine danışmanlık maaşı almaya devam eden Yalçın Topçu'dan tutun da tüm kamu kurumundan çalışanlara, iş alanında yer alanlara kadar kimsenin kimseye ulaşamadığı ülkede ilişkiler sanal ortamdaki adı gibi sanal ilişkilerle yürüyor.
Çünkü, randevu sisteminin sekreterlerin ve özel kalemlerin keyfine kaldığı ülkede Van Bahçesaray yolunda yaşanan çığ ve diğer olumsuz gelişmeler ardından toplumun gerginliğini azaltma adına, "müfettiş gönderdik" açıklamalarıyla kamuoyu teselli edilir, kimsenin kimseye ulaşıp, derdini anlatamadığı ülkede yaşanır.
Kameralı cep telefonlarının yanı sıra internetin jet hızının bile ulaşamadığı bu ulaşılmazların, var olan ve her gün biraz daha artarak sorunları çözmeleri ne kadar beklenir ki depremde ve kar altında kalıp kurtarılmayı bekleyenlerin öldüğü dünyada.
30 yıldan fazladır aynı şahsın Ardahan Karayolu Şefi olmasına rağmen yıllardır bitmeyen Ardahan'ın bölünmüş yolları gibi birbirinden ayrı kalanların "Hep birlikte Türkiye" derken ne kadar samimi olduklarını da daha iyi anlıyoruz, ulaşılmazların memleketi kurtarma (!) derdinden zaman bulup kendilerine aktarılacak olan sorun ve sıkıntıları dinleyemedikleri ülkede..
Çünkü tek dertleri koltuk ve makam derdidir.. Bunu da sağlamak için dün omuzlarına bastıklarını, oralara kimlerin sayesinde geldiklerinin unutulduğu güzel ülkemin önemli, ulaşılmaz yöneticilerinin..
Sadece siyasiler, kamu kurum amirleri mi ki ulaşılamayanlar?!.
Tabi ki sadece onlar değil, belediye başkanları gibi 'Şu an hava alanındayım, yurt dışındayım' deyip, cafeler de başlarını kaldırmadıkları sanal ortamda mutlu olanları da unutmadan..
Ha unutmadan milletin kendisi gibi onun vekilleri de ulaşamıyor ulaşılmazların idare ettiği ülke de ki çok yoğun yöneticilere!..
ÇİĞ ALTINDA KALANLAR!..
2020'ye çok da hayırlı giremeyen ülkemdeki son çığ felaketinin hemen akabinde meydana gelen uçak kırım kazasıyla bir kez daha sarsıldık.
Tabi daha önce İstanbul'u sallayarak kendisini hissettiren, ardından Elazığ ve Malatya'yı ağlatan depremin ardından S-400 leri alıp, dost sandığımız Rusya destekli Suriye'nin topraklarında bulunan askerlerimizi menfur bir saldırı ile şehit ettiği ve Başkan Erdoğan'ın dişlerini sıkarak F-16 mesajı ile savaş tamtamlı verdiği gözdağını  gözden kaçırmayalım.
Ülkemde bunlar yaşanırken sanalda ve masa başında hatta şehit cenazelerinde timsah gözyaşları içinde milliyetçilik naraları atıp, geceleri de bol kazlı ve sazlı eğlencelerde bir şey olmamışcasına eğlenmeye devam ederiz.
Van'da yaşanan asıl çığın toplumun tümünün üzerine  üştüğünü de fark etmeyiz. Bunun en bariz örneği 20 bin TL. maaş alıp Elazığ'da, Malatya' da yapılan yardım çağrılarına duyarsız kalan, yine Başkan Erdoğan'ın  'Milletvekili başına en az 1000 lira' demesinden anlıyoruz. Yani, 'memleketin vekiliyim' deyip oyunu aldığı vatandaştan afet yardımını da bekleyen bir anlayışın çığ altında kaldığını görmekteyiz.
Bunlar yetmezmiş gibi lüzumsuz, saçma sapan davranışları yüzünden, kendilerini yoktan var edenlerden daha değerli olduklarını sanıp, oysa çöp olduklarını anlamayan üzerlerine  düşen çığdan bihaber sahada "namuslu havalarında" gezinen pozcular da sözüm ona siyaset yaptıklarını sanırlar 2020 ye felaketlerle giren ülkemde.
Bırakalım Van'ın Bahçesarayını, Artvin'den Karadeniz sahiline yuvarlanan, Sarıyer'deki  tünelin kapanmasına neden olan heyelanlarında altında kaldıklarını anlamayanlar ve Siyasetçi rolüyle, akıllarınca namuslu kisvesiyle ortalıkta cirit  atan bir anlayışın asıl felaket  olduğunu anlamayan toplumun bunlardan çare ve çözüm beklemesi de ayrı bir çığ felaketidir şu güzelim ülkemde.
"Tünel yaptık, yol yaptık, topladığımız deprem vergilerini de oraya harcadık" deyip bu yönde ki sorulara 'cevap verdim daha ne istersin?' işin içinden çıkanların Bahçesaray yolunda  olduğu gibi ülkenin sorunlarına bakışının da çığ altında kaldığı ülkemde asıl felaketin depremin, çığ değil bunlara önlem alamayan anlayışın olduğunu da algılamak gerekir Türkçe, Kürtçe ağıtlarla diz dövdüğümüz şu günlerde..
BATIYA GÖÇ!..
Briket evler yaparak İdlib'den gelen göçü engellemeye çalışan anlayışın idare ettiği ülkemizdeki iç göç de devam ediyor.
Son olarak istatistik kurumu tarafından yapılan açıklamada başta benim memleketim Ardahan'da olmak üzere bir çok kentin boşalıp göç verdiği bir kez daha ortaya çıkarken bu göçün kanal yapılmak istenen İstanbul ve diğer batı kentlerine devam ettiği görülüyor.
 Afrika ve Arap yarımadasının da içinde olduğu dünyanın batıya yönelip göçün devam ettiği bu süreçte iç göçün nasıl durdurulacağı konusunda bu güne kadar ortaya konan onca plan ve projenin ya raflarda bekletildiği ya da hayata geçirilemediği ülkemde fabrika açmaktansa kanal açmak daha kolay..
 Evet İstanbul'u şişiren batı kentlerini çarpıklaştıran, bir iş umuduyla yerini,yuvasını geride bırakıp ailesinin parçalanmasına, gelenek ve göreneklerinin yozlaşmasına neden olan göçün devam doğuya baktığımız da Güneşin de hep batı özlemiyle yanıp tutuştuğunu ve bir çok ocak gibi battığına(!) şahit oluyoruz. Ve bu yetmez gibi göçü durduracak olanların kendileri değil iktidar ya da yöneticiler olduğunu belirtip"Ben ne yapabilirim "diye düşünmeyenler cennetinde yaşarız. Zira" Ben nasılsa batıya geldim  kendimi kurtardım"zihniyetiyle devam eden göçü izlerken "yok efendim trafik niye böyle,, bir depremle yerle bir olacak bu çarpık kentleşme niye oluyor, kapkaç, eroin, esrar kullanan insan sayısı niye artıyor, deniz dahil çevre niye böyle kirli, kadın cinayetleri, vahşi biçimde insan ölümleri, ani toplumsal olaylar olaylar neden oluyor v. b"gibi teranelere başlarız.
 Sonra da bol kovboylu batı filmlerini izleriz..
VİRÜS İÇERİ GİRMESİN!..
Coronavirüs korkusunun dünyayı sardığı ve iddia ediyorum ilk benim dikkat çektiğim bu virüsün daha önceki kuş gribi virüsüne neden olan evcil hayvanlardan bulaşıp yayıldığının kabul edildiği ve kuş gribinde olduğu  gibi bu virüse de neden olan evcil hayvanların itlaf edildiği dünyada tüm gözler hastanelere çevrilmiş durumda.
Ama bu gözlerin asıl dönmesi gereken yerin evcil hayvanlar başta olmak üzere tüm hayvanlardan sorumlu tarım müdürlüklerinin olması gerekir demiştim. "Tavuk, İnek, Corona" başlıklı bir önceki yazımda.
Daha önceki paniklere neden olan Aids, Kuş gribi ve son olarak Coronavirüsüne çare arana dursun biz bugünkü yazımızda gözlerin üzerlerinde olduğu hastanelere bakalım. Çünkü bu virüse neden olan hayvan hastanelerinin bağlı bulunduğu tarım müdürlüklerine zaten kimsenin baktığı yok. Kazlarda dernek gecelerinde tüketile dururken
Tarım müdürlükleri gibi, gözden ırak hastanelere baktığımızda çoğunun Ardahan'daki hastane gibi tırnağı kanayanın sevk edildiği merkezler olduğunu görüyoruz. Bu  hastaneler cihaz ve tıbbi malzemelerden yoksun olduğu gibi doktorsuz da.
Acil servisten başlayıp çatı katına kadar kameralarla donatılmış, ambulans ışıkları gibi yanıp sönen sözde yönlendirme ışıklarıyla modern olarak görünse de pencereleri, kapıları hatta yağlı boyalarla kaplı çatlamış duvarları doğal klima görevi yaparak kendiliğinden sağlıklı bir ortam yaratırlar.
Zira Çin'den getirilen vatandaşların 14 günlüğüne karantinaya alındıkları hastane binasının neden boşaltıldığını sorgulamayan ve niye  bu binanın bir anda en güvenilir  bir hale getirildiğini  sormayan basın ve medyanın yanı sıra aktif fay hatlarının olduğu bir ülkede hasbelkader yaşıyoruz.
Suriye'de yaşanacakları önceden sunulan Mit raporuyla öğrenip önlem almaktansa Rusya'nın düşman ilan ettiği Ukrayna ile askeri iş birliğine girildiği gibi pencereleri rüzgar alan açıktaki Ardahan hastanesine benzer bir çok kamu binasının kanayan sorunlarını koli bantlarıyla tamponlayarak gideririz Virüs içeri girmesin diyerek.
*Kanla Kendisini Kanıtlamak!..
Uzun süredir gündemde olmayan iç çatışmalar ve sınırlara askeri  sevkiyatların yeniden yapıldığı yönündeki haberlerin kara haberlere döndüğü Suriye'deki şehit haberleri yüzünden bu gidişin iki devletin çatışmasına dönüşeceğinden korkarım.
Bu iki devletin askeri olmasa da diplomatik saha da bir hayli gergin olan Türkiye ve Suriye olduğunu anlamak içinde, her çatışma ve gelişme ardından sıkça tv kanallarına çıkıp, ellerindeki çubuklarla sınır çizen, akıl veren sözde o çok bilmiş uzmanlardan olmaya gerek yok.
Çünkü Ortadoğu'yu kana bulayan ABD destekli İsrail'in bu yöndeki planlarının adım adım hayata geçirildiğini, ABD'nin adına barış dediği ama bölgede yeni bir savaşın işareti olarak algılanan Filistin'i tamamen ilhak etme planının hemen ardından Suriye'de yani diğer bir devletin başka bir devletin askerlerine yaptığı saldırıdan anlıyoruz.
Gerçi o askerlerin şehit olduğu topraklarda ne gezdiğini de sormak gerekir mi bilmem.. Zira başka bir devletin diğer devletin topraklarında asker bulundurması da ne kadar doğrudur onu da sorgulamak iktidar ve yandaşları tarafından hain edilmek.demek olduğunuda unutmamak gerekir.. 
Çünkü bu tür sorgulama ve ülkeler arası anlaşmalara baktığımızda yaşanan.son.gelişmede karşı tarafın eline koz geçtiğini de görüyoruz. İktidarın kendisi Eset dediği, havuz medyasının 'Rejim askerleri' dediği ama Libya'daki gibi Suriye'ki iktidarında tüm dünyaca tanınmış resmi bir devlet olduğunu kabullenmemek ve bi yönde.ısrarcı oomak İsrail'in ABD destekli oyununa gelmek demektir.
60 yıldır kapısında bekletildiğimiz Avrupa'nın da destek verdiği İsrail projesine yani BOP'a baktığımızda ise bu 60 yıl içinde kan ve gözyaşıyla eritilen Filistin'tinden sonra bölgede İsrail ile komşuluk yapacak hatta birlikte savaşacak ikinci bir İsrail için mevcut devletlerin, yani Irak ve Suriye'den sonra bölgedeki diğer ülkelerin birbirleriyle çatışması ve ardından sınırlarının değişecek şekilde bölünmeye ihtiyaç var..
Bunu önlemenin tek yolu; Kensini bir şey sanıp ve dün birlikte olduğuna, 'Sana rağmen, tek başıma' demeden seninle beraber olan, sınır komşusu gelenek, görenek ve kültürünle yoğrulmuş olanla sırt sırta vermekten geçer.. Aksine kendini kullandırmaktan ve gün geçtikçe parçalanıp çöp olduğunu anladığında geç kaldığına yanarsın..
Tavuk, İnek ve Corona..
 
Okulların açılacağı, öğrenci servisleri dahil kışında etkisiyle daha da dolup taşacak olan toplu taşıma araçlarının da içinde olduğu yolların tıkanacağı İstanbul'da ve tüm ülke genelinde yaşanan onca sorunun yanında tüm dünyayı sarsan virüsün nasıl olup durdurulacağının tartışıldığı şu günlerde, Corona Virüsünün nerede oluştuğuna baktığımız da ilginç bir sağlık sorunu karşımıza çıkıyor.
Kuş gribinin de aynı yoldan yani hayvanlardan insanlara bulaştığını unuttuğumuz bir anda karşımıza çıkan bu ölümcül virüsünde hayvanlardan insanlara bulaştığını görürken insanların çok sıkıntılı olduğu sağlık camiasının, hayvanlarla ne kadar ilgili olduğunu da düşünmeden geçemiyorum.
Çünkü Çin'de ortaya çıkıp, tüm dünyayı etkisi altına alan bu virüsü anlamak için ineğinizde ishal, tavuklarınızda üst solunum yolu hastalığı varsa tehlike var demektedir.  Bir çok basın kuruluşu gibi kapatılan ama Okyanus ötesi baskılara dayanılamayıp, açılmak zorunda kalan Vikipedi ..
'Koronavirüs ya da corona virüsü, kuşlar ve memelilerde hastalıklara sebep olan virüslerdir. İnsanlarda genellikle ciddi olmayan fakat ölüm riski bulunduran solunum yolu enfeksiyonlarına, inek ve domuzlarda ishal, tavuklarda ise üst solunum yolu hastalıklarına sebep olur. Vikipedi' açıklamasına baktığımız da bu virüsün yayılmasını ve yok edilmesini engelleyecek olan birinci sorumluların insanlara bakan sağlık camiası değil, tarım müdürlükleri olduğunu görürüz
Yani Kuş Gribinin yayılması ardından derneklerimiz bolca tükettiği kazları telef etmekle, başarılı olduklarıyla övünen Tarım Müdürlüklerinin de alarma geçirilmesi ve başta hayvancılıkla geçinilen benim memleketim Ardahan'da olmak üzere yurt genelinde hayvancılıkla uğraşan ailelerin ve tüm hayvanların gözden geçirilmesi gerekmekte olduğunu anlatır, Corona Virüsünün nereden geldiğini açıklayan Vikipedi ve diğer bilim, ilim merkezleri..
Evet Corona virüsü gibi bir çok soruna üstten bakanların ve Çin'e gönderdikleri uçakla getirdikleri kişiler üzerinde büyük önlemler aldıklarını iddia edenlerin bu işin öyle maske takmakla, askeri uçağı ambulans yapmakla engellenemeyeceğini anlayıp, işin tabandan yani doktor ve gerekli tibbi malzeme bulmakta zorlandığı için başka hastanelere sevk edilmekle övünülen insanlara bulaşması muhtemel hastalığın önüne geçmek için aşı bulunmasını beklemektense, bu hastalığın ana kaynağı  olan hayvanları kontrolden geçirecek olan İl tarım Müdürlüklerini de harekete geçirmesi gerektiğini ve kırmızı et almakta zorlanıp, ucuz olan beyaz etin ana merkezi tavukların soluk alıp, almadığını, ineklerin ishal olup olmadığına bakmalı diyor tüm bilgiler..

Yani bu kış günü ortalıkta bir parça yiyecek bulmakta zorlanan hayvanların ve diğer evcil hayvanlara sahip çıkıp, sağlık taramasından geçirilmeli diyor Corona Virüsü..

AVRAT OTU..

İç dünyam dediğim ama bazen sağa sola çekilen cumartesi yazılarıma ara vermeye çalıştığım, o yazılara konu olan içinde bulunduğum atmosferi aşmak için ani bir karar ile çıktığım kilometrelerce yollarda kendimle baş başa kalıp, kendi dünyamı dinlemeye çalışırken zehirlendiğimden de şüphe etmiyor değilim..
'Yeni bir şeyler görmek için bakış açınızı değiştirin' diyen psikologlara ihtiyaç duyduğumuz anların yaşandığı o anlarda 'cinayetin dili yok ama konuşacak..' sözünü de bana hatırlatan o yollarda önüme çıkan engellerden  biri olan kamyonun altına girmeme de neden olduğunu düşündüğüm bu zehirlenmenin nedenini düşünürken ve parmaklarımla seviştiğim bilgisayara sarıldığım anda aynı konuları ısıtıp, ısıtıp aynı kişilerin görüntüleri ile sürekli veren televizyonlardaki haber kanallarından vaz geçip, izlemek istediğim diğer kanallardan birinde Av Mevsimi adlı filme rastlıyorum..
Ve tamda cumartesi yazılarından kaçıp,kendi haberlerimle sevişirken bir taraftan da dinleyip, izlediğim Av Mevsimi filminde rol alan sanatçının da rol gereği ama bir çoğumuzun yaşadığı o duygularla  mücadele ederken, arkadaşı ile  ettiği sohbet esnasında söylediği bir söze aklım takılıyor..
Rol gereği psikolog  olan sanatçının içinde olduğu duyguları dinlerken '' Kardeşim senin durumun vahim. Bana soracak olursan sen Avrat otunu bilir misin, işte sen onun zehirlenmesini yaşıyorsun.. Güzelavrat otu nedir bilir misin Hasan'ım? Bir bitkidir. Arsenikle karıştırılıp suya atılınca kokusu olmayan bir zehir haline dönüşür. Bak adı ne kadar manidar, güzel-avrat otu. İşte kadınlar budur. Güzeldirler ama zehirleyerek öldürürler.'' diyordu..
Merak edip, adını yazıp baktığım ve nedir diye okuduğum 'Güzel Avrat Otu' adlı bitkinin mükemmel bir bitki olduğunu öğrendim ve birçok faydası olmasına rağmen insanlar tarafından çok fazla kullanılmayan bu otun üzerinde meyvelerde vardır. Küçük küçük kiraza benzer meyvelerin rengi siyahtır. Bu nedenle görünüşüyle ilgi çeken bir ottur. İlk zamanlar üzerinde mor renklerde çiçekler açan güzel avrat otu, zaman geçtikçe çiçeklerini meyveye dönüştürerek farklı bir görünüm alır.
Bu ot insanlarda zehirli etkiler göstermeye başladığında ilk olarak kişilerde baş ağrısı uyku hali meydana gelir. İlerleyen zamanlarda ise yavaş yavaş susuzluk hissi ile birlikte sayıklama gibi durumlar ortaya çıkar. Eğer sizlerde de bu gibi belirtiler meydana gelir ise doktora baş vurun' diyordu..
Bu nedenle;
Benim de içinde olduğum toplumun büyük kesiminin 'iç dünya, özel hayat' hatta '' mahalle baskısı'' denen o içine girip, çıkamadığımız iç dünyamızdaki patlamaya hazır volkandan daha çok yanmamak  ve yanardağ misali patlamaktansa  direnip içinde olduğumuz psikolojiyi aşmak için değil doktora, yani psikoloğa gitmeyi en yakın arkadaşımızla paylaşamadığımız bir dünyada Nazım Hikmet'in  şiirlerine konu olanların da birer zehir olduğunu düşünmüyor değilim..
Evet, hızla değişen gündemin gölgesinde kalan ve bir çok kişinin hastanelik olmasına vesile olan ve adına 'Ispanak Zehirlenmesi' denen Zehirli Avrat Otunun faydaları yanında zararlarının nerede hangi aşamada insanı zehirlediğini de düşünürken buna neden olan avrat yani kadınların da birer zehir damlası olduğunu da Nazım'ın şiirlerine bir kez daha göz atıp, anlıyor gibiydim..

 Adına gül denen ama solarken kendisi değil, o güle bakanın solduğunu da düşünmüyor değildim meşk belasına düşen ve o etkiyle dağları delmek için kaldırdığı çekicin başına düşüp öldüğü söylenen Ferhatların, padişahların da hatta Özal'ı, hatta Ecevit'in de aralarında olduğu onca insanı yavaş yavaş öldüren zehirlerin ve zehirleyenleri düşünürken..

Babayı anmak ve aramak..
 
7 Yıl önce yetim kalmanın ne olduğunu anladığım da nasıl olup da çok ama çok geciktiğimi bugün hala anlamış değilim..
Halbuki fırsat varken bugün yaşadığım pişmanlıkları yaşamayabilir, hepimizin sağken değerini bilmediğimiz sevdiklerimize daha farklı davranabilirdik diye düşünüyorum..
Çünkü hepimizin yani biz çiğ süt emmiş insanların başta babalarımızın olmak üzere bizi el bebek gül bebek büyüten annelerimizin, anne kadar sıcak yüreklere sahip halalarımızın, teyzelerimizin, tırnağımıza bir şey değse yüreklerine ok değmiş gibi ağrıyı hisseden bacılarımızı, birlikte gezip, top koşturup, kavgaları birlikte yaptığımız hatta kız tavlama yarışına girdiğimiz erkek kardeşlerimizi, baba kadar bize yakın olan ve değerli olduklarını anlamadığımız amcalarımızı, dayılarımızı kaybetmeden ne kadar değerli birer varlık olduklarını anlamayız..
Evimizin bereketi olduklarını fark edemediğimiz yaşlılarımızı, biz yokken onlar var deyip, rahatça  çocuğumuzdan uzaklaştığımız da güvendiğimiz eşlerimizi, komşularımızı kısaca sevdiklerimizi kaybettiğimiz zaman dizlerimizi döverken aslında pişman olduğumuzu da kabul etmeme ukalalığı içine gireriz..
Ve onlar sağken değerlerini anlamayıp, öldüklerinde arkalarından ağıtlar dizeriz..
Sağken değerlerini bilmediklerimiz öldüğünde timsah göz yaşları dökerken sıranın bizlere geldiğini de kabul etmeyip, bir kaç gün aradan sonra unutur, hatırlamayız bile..
Evet bugün babamı kaybettiğimin, yetim kaldığımın üzerinden tam 4 yıl geçmiş, beşinci yılı da onsuz geçirmeye hazırlanırken onun kokusunu, sevgisini, bakışlarını ve beni bırakıp gidişini bir kez daha hatırlıyorum 'keşkelerle' dolup, taşan yüreğimle..
7 Yıl önce kaybettiğimde gazetecilik mesleğim gereği öldüğünü, 'İnsan Babasının Öldüğünü Yazar mı?' başlığı ile soğukanlılık içinde habere çevirirken aslında yaslandığım dağın çöktüğünü fark edemediğimi bugün, 7 nci yılda daha iyi anlarken 'keşke yaşasaydı, keşke onunla kavga etmeseydim, keşke onu hiç üzmeseydim, keşke onu hiç sinirlendirmeseydim' desem de çok ama çok geç kaldığımı bir kez daha anlıyorum, dolup, taşan göz yaşlarımı gizlice yanan göğsüme sönsün diye akıtırken..
Çünkü her insanın sevdiklerini kaybettikten sonraki yaşadıklarını ben de yaşadım bugün her yerde arayıp, bulamadığım, babamın ölümüyle..
Ardahan'ın da önemli bir değeri olan Fevzi Yılmaz ile birlikte çok güzel anılarımız vardı, baba oğul ilişkisinin yanında sırdaş, arkadaş yoldaş olsak da her çocukla babası arasında yaşanan tatsız şeyler benle, babam arasında da oldu.
Birlikte çok şeye göğüs gerdik, güldük, eğlendiysek de zaman zaman kavgalarımız, kırgınlıklarımız, bir birimizi üzmelerimiz de olmadı değil..
Ve bugün 7 nci yılında keşkelerle dolu bir sürecin yeniden yaşanmasına imkan verilse o kavgaları, üzmeleri, kırmaları değil, tüm yürek sıcaklığı ile 'Babam benim' diyerek soğuk mezarına değil, ona sarılmayı seçerdim..
Ama ben o şansı 7 yıl önce kaçırdım..
Siz bu yazıyı okuyanlar şans varken başta babanızın olmak üzere yüreğinizin yarısı, yanınızdaki, arkanızdaki dağların önemini bilin..

Bilin ki bu yetim gibi babasının ölümünü kabul etmeyip, 'İnsan babasının öldüğünü yazar mı?' sorusunu yazmak zorunda kalıp, sonradan pişman olmayın.

Trump Beni Aradı!..

Tek adam, pardon Başkanlık döneminin yaşandığı dünyada kimi başkanların kanka olduğu, kimilerinin ise bizim dernekçilikte olduğu gibi kanlı bıçaklı bir haldeyken"Trump beni aradı pardon pardon Trump Başkanı aradı"başlıklı müjdeli haberleri de sıkça duyup, okur olduk..
Evet Komünist Küba'nın da içinde olduğu okyanus ötesinde yaşanan 7.9 şiddetindeki depremde bir bina bile yıkılmaz ve kimse ölmezken, Elazığ'da yaşanan ve bizim belediye başkanlarının hiç suçu yokmuş gibi yeniden müteahhit avına çıkılan depremin ardından Afrika seyahatine pardon ziyaretlerine çıkan Başkanı arayan okyanus ötesindeki diğer Başkan bizim başkanla konuştuktan hemen sonra adeta Filistin'i İsrail'e ilhak ettiğini duyuruyordu.
Öte yandan diğer Başkan yani sıcak denizlere inme hesapları yapan ve bunu Suriye'den sonra Libya'da at oynatarak ortaya koyan Başkanda yeni bir göç hareketini başlatan operasyonlara ve bombalamalara izin veriyordu.
İsrail'in hükümet kuramaz hale getirilen siyasetinden yeni bir başkan yaratmaya çalışan başkanlar birbirlerini arayınca asıl depremin yaşandığını anlamayız.
Kısacası dün İran ile savaşacağı tartışılan ABD başkanı Trump bölgede hayata geçireceği her plan öncesi bir zamanlar "Ben BOP'un eş başkanıyım"diyen bizim Başkan Erdoğan'ı arar Edoğan'da Trump'la görüşmelerini genelde ortadoğu ve Afrika'dayken "Başkan beni aradı" diyerek açıklar, ardından kendisi de briketten kulübeler yapmaya hazırlandığı Suriye'den Esad'ı aramaz, Esed dediği Başkanı destekleyen Başkan Putin'i arar, "Yeni bir göç dalgası yaratma" diyerek.
Esed'e olduğu gibi Amerika'nın Feto gibi yıllarca beslediği sonra Kaddafi'yi ortadan kaldırıp, bölgeye yeniden gönderdiği ve Libya'yı karıştıran darbeci Hafter'e de çok kızan bizim başkan ve başkanların yön verdiği dünyada bir türlü yörüngesine oturamaz yer yüzünden bombalarla, yer altından depremlerle sarsılarak insanları ağlatır..

Ha bu arada başkanların anlayışı dolayısıyla devre dışı bırakıldığı ileri sürülen meclise gelmesi beklenen ve genel bir affa dönüşmesi istenen 2. Yargı Reformu da yine ertelendi gibi..

*Hayat Devam Ediyor!..
CHP eski Milletvekili Ali Özcan'ın yıllar önce Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmasında Deprem Uzmanı diye tv ekranlarında  boy gösterenlerden daha net şekilde yer ve zaman belirttiği Depremin yıktığı Elazığ ve Malatya'daki acıları derinden hissettiğimiz şu günlerde hayat öyle ya da böyle devam ediyor.
CHP'li Milletvekilinin 4 yıl önce dikkat çektiği ve ülkenin en büyük fay hattından birinin geçtiği Elazığ'a ve ülkenin her yanında  onca sorunun aşılmaya çalışıldığı normal hayat akışının da sürdüğünü Başkan Erdoğan'ın Depremin hemen akabinde yurt dışına gitmesi, İmamoğlu'nun da Deprem bölgesine gittikten sonra Kayak Merkezine gittiği iddialarıyla devam ediyor.
Bu durum özel hayatlarda da böyledir. Bunun en bariz örneği de dün ömür boyu birlikte yaşayacağını düşündüğün sevdiklerin, yaşanan bir deprem neticesinde ellerinin arasından kayıp gider adeta.
Hayatın devam ettiği sorun ve ayrılıkların devam edeceği şu dünyada aslolan, dünya var oldukça eser bırakmak değil midir?
Yaşamın anlamı öldükten sonra iyi ve güzel bir şekilde anılacağınız  eserlerde gizlidir. Geleceğe yönelik eser bırakmayan insan kısırdır. Benjamin Franklin'in belirttiği gibi''Öldükten sonra unutulmak istemiyorsanız, ya okunmaya değer bir kitap yazın ya da yazılmaya değer işler başarın".
Bu nedenle hayatımızı alt üst eden yaşanan depremler gibi bizi derinden sarsan olaylara karşı daha cesur ve kararlı olmalıyız ki son olarak Elazığ ve Malatya'daki yıkılan, yıkılırken de onca insanı yok eden ağırlıkta olmamalıyız. Aksine kendimiz yıkılırken etrafımızda bulunanların da kanadını kolunu kıracağımız gibi onlara da hayatı zehir ederiz kendimize ettiğimiz gibi..
**KAISÎAD/KAI diasPARA'sı..
 
1992 yılında yeniden Vilayet olan ama Kars diasPARA'sının gölgelemeye devam ettiği Ardahan ve Iğdır İlleri bu ülkenin 81 Vilayetlerini oluşturur yani Kars ayrı bir kent, Ardahan ayrı bir kent, Iğdır ayrı bir şehirdir.
Ve biz Ardahan 'lıların ısrarla üzerinde durduğu bu gerçeği kabul etmek istemeyen KAI,KAISAD diasPARA'sının gölgesinden bıkan Ardahan'lılar geç de olsa sözümüze geldiler.
Son olarak Ankara' da yapılan ve Karslı eski ulaştırma Bakanının önünü çektiği diasPARA'nın etkinliği ardından yaşananların özeti ve gerçeği Zafer Tahiroğlu'nun ele aldığı aşağıdaki yazıdır.
İşte diasPARA'ya Ardahanlıların isyan yazısı:
 ARDAHANLILAR,ARDAHAN ADINI KAI FEDERASYONLARININ KULLANMASINI İSTEMİYOR..
Ardahanlılar KAI'nin adlarını kullanmasını istemiyor ve gerekirse REFERANDUMA gideriz diyorlar..
Geçtiğimiz gün yazdığım KAI Federasyonu ile ilgili yazıma birileri sessiz kaldı kalmasına ama Ardahan için bir şeyler yapma gayretinde olan,Gazeteci Fakir Yılmaz,Sevdamız Ardahan derneği başkanı  Levent Pehlivan'ı arayıp teşekkür ettiler,yazının muhataplarından ise ses seda çıkmadı, belli ki onlar akıllı ve büyük insanlar olduğu için bizleri muhatap alıp cevap verme gereği duymamışlardır! Çünkü onlar büyük adamlar biz kim oluyoruz onlara akıl vermeye çalışmakla!
Gazeteci Fakir Yılmaz İstanbul'da Ardahan Federasyonu üzerinden KAI'nin etkinliğini kırmaya uğraşırken buna inat birileri ısrarla KAI gölgesi altında farklı hesaplar peşinde koşmaya devam ederken,Ankara'da da KAI'ye ilk başkaldıran Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Ergüder Şimdi'yi yanlız bırakan Ardahan siyasetçileri ve bazı STK temsilcileri bu tavırlarından dolayı herhangi bir açıklama yapmadıkları için Ardahan üzerinden rant toplayan KAI Federasyonları bu durumdan hayli keyif almış durumdalar.
Ardahan için çırpınan ve o sevda ile bir şeyler yapma gayretinde olan Sevdamız Ardahan Derneği Başkanı Levent Pehlivan dün beni arayarak bu duruma isyan edip,''Abi Ardahan ismini şu KAI'den nasıl sildirebiliriz bu adamlar bizim ısrarla üzerinde durduğumuz DOĞU EXPRESİ'NİN SON DURAĞI ARDAHAN OLSUN projesine de engel olacaklar o yüzden bu adamların Ardahan adına etkinlik yapmalarına müsaade etmememiz gerekiyor bu konuda gerekirse REFERANDUM'a gideriz'' dedi.
Bir Ardahanlı olarak bu duyarlılığa sahip bir dernek başkanına teşekkür edip,bu insan kadar en küçük bir endişesi olmayıp gidip KAI'nin etkinliklerinde boy boy resimler çektirip poz verenler,iş olsun diye Ardahan' lıya sorup burada'da türkü söyleyeyimmi diye şov yapanların olduğu bu süreçte Levent Pehlivan'ın da sesini Ergüder Şimdi gibi yükseltmeye başladığı apaçık ortada.Buna Destek olan STK Başkanı Mustafa Morkoç ve diğer STK ların sesi yavaş yavaş çıkmaya başladı ve Pehlivan'ın dediği çizgiye Ardahanın tüm  STK'ları gelecektir.Ardahan adını KAI Federasyonları yaptıkları etkinliklerde kullanmamalıdır meselenin özü bu, çünkü Ardahan'ın gerek Istanbul'da ve gerekse Ankara'da kendi Federasyonları vardır ve Ardahan adına bunlar etkinlik yapmalıdır ve yapıyorlar da.
Ardahan'ın birlik ve beraberliği için uğraşan bu Ardahan sevdalısı insanların bu mücadelesine destek vermek ben Ardahan'lıyım diyen her onurlu insanın görevidir.
KAI Federasyonlarının bu konuda şapkalarını önüne koyup bu durumu iyi analiz etmeleri ve Ardahan'ın yakasından düşmeleri gerekiyor. 
Doğu Expresiyle Kars'a gelen yerli ve yabancı turistlere Ardahan'ın sınırları içerisinde % 80 olan Çıldır Gölünü Kars'ın olduğu yalanının anlatıldığı programların sahiplenilmesinin karşısında sessiz kalan KAI'lerin neden istenmediğinin bir gerekçesi de bu durumdur,çünkü Uçaklarda bile yolcuların okuması için basılan dergide Çıldır gölünün Kars'ın olduğunu anlatan yazıyı geçen Ardahan dönüşü okudum ve şaşırdım.
Ardahan insanı bu yalan beyanlar karşısında dik duracak noktaya geldi ve kendisini Kars'ın arka bahçesi olarak gören bu anlayışa son vermeye kararlıdır.
İşin özeti bu..
Ölümler Devam Etse de Şap Kalktı!Ölümler Devam Etse de Şap Kalktı!
ARŞİV HABER 23/01/2016 TARİHLİ HABER
Başta yayın grubumuz tarafından olmak üzere bir çok kez uyarılmasına karşın önlem almayıp, hastalığın yayılması ardından Ardahan İl Genelinde Karantina uygulayan İl Tarım Müdürlüğü 44 Gündür uygulamada olan Şap Karantinasının kısmen kaldırıldığını bildirdi.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, yaklaşık 44 gün önce Ardahan'da tespit edilen şap vakası nedeniyle il geneli uygulanan şap karantinasının bugün itibariyle kısmen kaldırıldığı belirtildi.

Açıklamada, Göle ve Damal ilçelerinde karantinanın devam ettiği, Ardahan merkez ve diğer ilçelerde hayvan hareketlerine bugün itibariyle izin verildiğini kaydedildi.

Açıklamada 44 günlük süre zarfında yalaşık 210 bin doz aşı kullanıldığı belirtildi.

İldeki şap karantinası, 44 gün önce merkez ve Göle ilçesinde iki işletmedeki 6 büyükbaş hayvanda tespit edilmesiyle başlamıştı.




Kaynak: ardahan haber

Editör: ardahan haberleri

Bu haber 4191 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER

ücretsiz iş ilanları

FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI