Reklam
Bugun...


ARDAFED Ardahan'ı Bu Kez Avrupa'ya Taşıyacak..
Bünyesinde, Ardahanlı İşadamları ve Sanayiciler Derneğin, de kuran ve 23 Şubat Ardahan'ın Kurtuluşu Gecesi ile İstanbul'da ikinci kez 23 Şubat Futbol Turnuvasına hazırlanan Ardahan Dernekler Federasyonu yeni bir dev organizasyona daha hazırlanıyor.

ARDAFED Ardahan'ı Bu Kez Avrupa'ya Taşıyacak..

**Bakırköy Botanikpark Ardahan'a Tahsis Edildi..
Son yıllarda ortaya koyduğu olağanüstü performansı ile başta İstanbul'da olmak üzere ülke genelinde önemli çalışmalara imza atan ve İstanbul'un Asya yakasında bulunan Maltepe de bir buçuk insanın katıldığı, '1. Ardahan'ı Tanıtma Günleri' ni dev etkinliği gerçekleştiren Ardahan Dernekler Federasyonu bu kez Bakırköy Belediyesinin katkıları ile Ardahan'ı İstanbul yakasında İstanbul ve tüm ülkeye tanıtacak.
Bakırköy Belediye Başkanı Dr. Bülent Kerimoğlu'nun başında bulunduğu Bakırköy Belediyesinin sınırları içinde bulunan Bakırköy Botanikpark'ta düzenlenecek olan yeni etkinliğe belediyeden izin çıktı.
**Ülkemin Çiçekleri Birer Bal Damlasıdır!
Konu hakkında bir açıklama yapan Ardahan Dernekler Federasyonu Genel Başkanı/Gazeteci Fakir Yılmaz, '1992 yılında Vilayet olmasına karşın Turizm ve Kültür Müdürlüğü hala vekilin vekili ile idare edilen bir kentin gönüllü turizm ve kültür elçiliği yapmaktayız. Ve Turizm ve Kültür Müdürlüğü gibi bir çok resmi kurumun vekillerle idare edildiği Ardahan'ımızı İstanbul'da ve yurt genelinde en iyi şekilde tanıtmak çabasındayız. Ve başta eski vilayeti olan Kars'ın gölgesinde bir türlü çıkarılmayıp, tanıtılmayan üç gümrük kapısına sahip Serhat Ardahan'ı mızı başta İstanbul'da olmak üzere yurt genelinde tanıtmak ve 'Güçlü Bir Ardahan Lobisi' oluşturmak çabalarımız çerçevesinde yaptığımız çalışmaların kamuoyu ve İstanbul Büyükşehir ve Bakırköy Belediyesi gibi kurumlarca destek görmesi bizlere cesaret veriyor. Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiğimiz ve tüm İstanbul'da olduğu gibi ülke genelinde büyük yankı yapan Ardahan'ı Tanıtma Günleri ardından aynı zaman da Ardahanlı olan Bakırköy Belediye Başkanımız Dr. Bülent Kerimoğlu'nun destekleri ile Ardahan'ı mızı bu kez İstanbul'un Avrupa yakasına taşıyacağız.
'Ülkemin Çiçekleri Birer Bal Damlasıdır!' parolasıyla başta balımızı olmak üzere yöresel ürünlerimizin yanı sıra İstanbul'un güzide ilçelerinden olan Bakırköy'ün ve onun saklı cenneti olan Botanikparkın anlamını taşıyacak güzel bir etkinlik için kolları sıvadık.' dedi.
**23 Şubat Gecesi
ve Futbol Turnuvası Çalışmaları da Start Aldı..
Bakırköy Belediyesinin sunduğu katkılarla İstanbul'un, E -5 Karayolunun ve Avrupa yakasında ki Adliyenin yanı başında üzerinde bulunan saklı cenneti Botanikpark'ta dev bir organizasyona daha imza atmaya hazırlanan Ardahan Dernekler Federasyonu önümüde ki günlerde Ardahan'ın kurtuluş yıl dönümü olan 23 Şubat'ta bir gece de düzenleyecek.
23 Şubat gecesinin hazırlıklarına da başlayan ARDAFED aynı zamanda 23 Şubat Futbol Turnuvasına da start verdi.

**Ardahanlı Doçent Serbest..

*05/08/2016 Tarihli Haber

15 Temmuz Darbe Kalkışması ardından başlatılan operasyonlar esnasında kurunun yanında yaşın yandığı yönünde gelen eleştirin ayyuka ya çıktığı bir sırada Tunceli Üniversitesinde görev yapan ve geçtiğimiz günlerde gözaltına alınıp, tutuklanan Ardahanlı Doç. Dr. Candan Badem serbest kaldı.

Alınan bilgilere göre başta CHP Milletvekilleri olmak üzere birçok kişinin anlam veremedikleri Badem’in tutuklanması ardından harekete geçip, konuyu basına ve meclise taşıması ardından dosyasına yeniden bakılan tarihçi Doç. Dr. Candan Badem şartlı tahliye ile tahliyesine karar verildiği öğrenildi.

CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ünde yakından ilgilendiği Badem’in Fettuhlah Gülen’in kitaplarını kitaplığın da barındırdığı yönünde yapılan ihbar sonucu gözaltına alınıp, tutuklandığı öğrenildi.

**Öhö öhü, mezarları kazıyın..

Bir insanın nasıl yalan söylediği ve de iftira attığını öğrenmek için göz altına alınıp, sorgulandığım o gün anlamıştım ..
Akşam üzeri gazetemde alınıp, o zaman YİBO'da bulunan Özel TİM'in merkezine götürülmüş, Iğdır-Sarıkamış-Hoçvan-Göle-Şenkaya bölgesine yayılmış olan ve kendileriyle yoğun çatışmaların yaşandığı PKK'lilerden ele geçirildiği ileri sürülen bir isim listesinde ismimim ne gezdiği yönün de sorguya alınmıştım ..
Allahtan o zaman internet gelişmemiş, ismimiz googel aracılığıyla yayılmamıştı, yoksa her saat başı sorguya alınıp, ismin falan yerde, filan sitenin listesinde ne geziyor diye sorgulanırdım ..
Neyse sorguya beni alıp, ağzına attığı sakızla ayakta gezerek ard arda bana sorular soran kot pantolonlu özel tim komi serini cevaplarken, benim oturduğum sandalyenin hemen karşısında sandalyesini çevirip oturan ve sadece gözlerime, kulak mimiklerime ve de gırtlağıma bakan birinin benim yalan söyleyip söylemediğimi anlamaya çalıştığını, saatler süren sorgudan sonra yalan söylemediğimi anlayıp, serbest bırakıldığım da öğreniyordum .. Çünkü, sorgu sırasında öhü öhü etmemiş, kulaklarım kızarmamış, yalan cevaplar vermeyip, iki de bir yutkunup, gırtlağımı yalandan öksürerek gırtlağımı oynatmamıştım ..
İşte zamanın Valisi Yener Ünlüer'in o kısa boyu ile haksız yere gözaltına alınan insanları serbest bıraktığı için kendi boyunda bir metre uzun olan savcıya yaptığı hakaretler gibi dünde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bizlere hakaret yağdırılyordu..
Hem de karşımıza geçip, 'öhü öhü' diye başlayıp, yutkunup ard arda yalanlarını sıralarken ..
Ve adeta  'bırakın açılımı falan, siz en iyisi mezarları kazımaya devam edin' diyordu, hem de bir faşistten daha fazla öteye giderek ..

**Asiye ve AKP ..

İktadar partisinin son aylardan darbe üzerine darbe aldığı Ardahan'da  iktidarın Ardahan temsilcili Ardahan AKP'den hiç bir ses ve de seda yok...
İmam emeklisi bir il başkanının temsil ettiği AKP Ardahan'ın bu içler acısı haline siyasetin içinde biri olarak acımamak elden değil, desek yerinde bir söz kullanmış oluruz.
Çünkü, AKP'nin tek başına iktidar olduğu bir ülkede iktidar gücünün bu kadar az hissedildiği bir kent daha bulamazsınız.

Varla, yok arasında bocalayarak 4 yılı adeta boş geçiren AKP Ardahanlıların özelikle son günlerde ard arda yaşadıkları sıkıntıları gazeteler çarşaf çarşaf ortaya koyarken, İl Başkanlığı ile İlçe Teşkilatlarının nerede olduğu merak edilmektedir.
AKP'li İl başkanının aracına normal vatandaş uygulaması yapılarak ard arda kesilen cezaların, "iktidardır ayrım yapmak mı gerek?" denilerek, yutulduğu bir süreçte partinin ve de Ardahanlının seçtiği İl Genellerin başının karakollara alınıp, nezarethanelere atıldığına şahıt olduğumuz bir Ardahan'da iktidar temsilcisinin kulaklarının dibinde siyasilere küfür edildiği yönünde duyumlar alıyoruz...
Parti yönetiminin yaşanan bu gelişmelere adeta kulak tıkayıp, AKP Ardahan İl Binasının balkonunda izlediğini gördüğümüz bir süreçte partinin saymanının TEDAŞ'te iş alan bir müteahhit firmadan SSK'li olduğu ortaya çıkıyor.
Hem de, vekilinde amcasının oğlu olan AKP İl Saymanı Altun'un "Bende insanım, bende aile geçindiriyorum" savunması altında ..
Daha sıralamayacağımız bir çok olumsuzluğun nedeninin sorulduğu AKP'nin imam emeklisi İl başkanının bu soruyu soranlara "Bekle gör" diye diye iktidarın gücünü iyiden iyiye yok ettiğini de izlediğimiz bir süreçte, bugün AKP İl Yönetiminde iyi bir yere gelen sütçünün arabasınında bağlanıp, 5 ton sütünün çürütüldüğünü hatırlıyoruz.
"Peki bunlar sadece AKP kanadında mı yaşanıyor?" diye soracak olursak, hemen bir hayır cevabının alırız..
Siyasetin S'sinin olmadığı bir Ardahan'da muhalefet partisi CHP'den, DYP'den, MHP'den, DTP'den, çakmak, dergi dağıarak siyaset yapan DSP'den ve diğerlerinde umut kesilmiş durumda..
Hatırlarsanız, bir filim vardı, "Asiye nasıl kurtulur? ismiyle, işte bugün AKP'nin durumu aynen o filim gibi...
Evet, AKP'nin filimi oynamaya devam ediyor, bizde AKP Nasıl kurtulur? diye düşünerek, yaşananları kamuoyuna anlatmaya devam ediyoruz, edeceğiz ...

****
Peki Ardahan'da iktidarı temsil eden AKP'nin Türkiye versiyonunun ne yaptığına da bir bakalım mı?
Bakalım, hemde saçının ortada tarayıp, Türkiye'yi sporda rezil ettiği gibi memur maaşları konusunda da  işi ağzına gözüne bulaştıran Spor'dan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'a bir bakalı m..
Bir kere bakan olmuş bir siyasetçinin insanlara öyle üstten bakarak, güç bende deyip gücünün olmadığını ikide bir ortaya koyması kadar gülünç bir durum olamaz...
Önce Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusay ile uğraşıp, Ulusoy'un üst üste seçilmesini beceriksizliğinden dolayı sağlayan bu siyasetçinin son günlerde yine TV ekranlarında görünüp, o ortadan taranmış saçının hemen altında ki gözlüklerin üstünde bakarak, memur sendika temsilcilerini adeta hiçe sayan bir tavırla konuşması AKP'nin içinde bulunduğu durumu ortaya koymuyor değil.
Başbakanın danışmanlarından mı, yoksa gazeteci dostlarından mı aldığı akılla bilinmez ama son günlerde yaptığı salvolu siyasetle bir sağ, bir sol, birde Kürt, artı Avrupa politikası yapması bir zamanlar halkın 'umut' diye sarıldığı partinin seçime giderken yalpaladığını da ortaya koymuyor değil...
Ancak, CHP'nin olduğu gibi AKP'nin de kendilerinden başka alternatif olmadığını görüp, böyle hareket ettiğini unutmamak gerekir..
Çünkü, güç bende deyip iktidar oynunu oynayan AKP'nin başta kamuda olmak üzere, müteahhitlik hariç hiç bir alanda iktidar olmadığını kabul etmek gerekir, çünkü bunu ben değil en son açıklamasında, "Tarih bürokrasiden hesap sorar" diyen AKP'nin Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi bizzat söylüyor zaten..

**Saffet Kaya bu yükün altında ezilir..

AKP’li Milletvekili Saffet Kaya’nın uzun süredir arası olmadığı Ardahan Valisinin artık değiştirilmesi gerektiğine yönelik baskıları hükümet ve AKP Genel Merkezi tarafından onay almayınca yeni bir yönteme başvurup, yerel basından medet araması Ardahan kamuoyundan destek görmediğine şahit oluyoruz.
Daha önce de AKP İl Başkanını da değiştirmek isteyen ancak bugün kü gibi büyük tepkiyle karşılaşıp, istemediği Koyuncu’nun ezici bir çoğunlukla seçilmesine vesile olan Saffet Kaya’nın bu iki durumu bir an önce değerlendirip, nerede hata yaptığına bakması gerektiğini hatırlatmak gerekir.
Beni tanıyanların ve siyasi görüşümü bilenlerin, bu ülke de demokrasinin tam anlamıyla yerleşmesi için atamışların seçilmişlere saygılı olması gerektiğini savunduğumu bilirler. Belki Saffet Kaya’da bunu istiyordur, öyle ise de haklıdırda ..
Ancak bunu isterken kendisinin de önce kendisine oy veren halka verdiği sözleri yerine getiren dürüst bir siyaset yolu izlemesi gerekir. Bu yetmez kamuoyunun oluşmasında büyük etkisi olan basınla barışık olmalıdır..

**Reddi hakim mi yapsaydım?!.

Çocuktum, ama hatırlıyorum, teknolojinin, basının, medyanın bugünkü gibi gelişmediği o günleri .. Ve; İlçe olan Ardahan'ın Jandarma Komutanı Kazım Başçavuşunu ve yaptıklarını ..
Köyümüz ve diğer köylere gittiğinde adeta, 'devlet benim ulan' diyerek erkekleri ve kadınları karşı karşıya dizer oradayken sorgulardı, erkeği eşinin yanında, kadını kocasının yanında tokatlardı ..
Ve bir gün duydum ki, ‘Peygamber Kazım’ diye isimlendirilen başçavuş çıktığı tilki avında vurduğu tilkinin ölüp, ölmediğini kontrol ederken, 'Adaletin terazisi, haksızlığın sonucu' misali kendisine güç veren o devletin silahı M 16'nın tetiğine eli dokunduğu için kafasından vurularak öldüğünü ..
Niye mi anlattım bu geçmişte ve halen sürdüğüne inandığım küçük dip notu diye sorarsanız anlatmayacağım, 
Çünkü; Dün yaşadıklarımı okuyup, yukarıda kısaca anlattığım gerçek hikayenin yorumunu sizlere bırakıyorum..
Dün yine davam vardı, polis bir gün önceden matbaanın kapısına dayanmış, periyodik hale gelen davalarımın birisine daha davet ediyor, gelmediğim takdirde zorla getirilme kararını uygulayacağını anlatıyordu ..
Çünkü, meslektaşım Ümit Kılıç beklenmedik anda ölmüş, bende ona karşı son görevimi yerine getirmek için aniden İstanbul'a gitmiş, bir önceki celseye katılamamıştım ..
'Saat 10.00'da Ardahan Adliyesinin şu (sinirden ismini bile unuttuğum) mahkemesinde bulunun' diyen resmi evrakı alıp, gittiğim Adliye kapısının girişinde beni bekleyen polise kimliğimi uzatıp, 'Abi bak zorla değil, kendim geldim' diyerek kendisine nerede yargılanacağımı sordum.
Saat 10.00'da gelin denilen ancak sıramızın gelmesi için akşamın 16.30'unu bulduğunu kuru sandalyelerinde beklediğimiz o yan kapısı kapalı olduğu için çaycının, kâtibinin, evrakçısının çatlak pencereden öte yana atlayıp, gidip geldiği Adliyenin duruşma salunun da çıkan mübaşirin, 'Abi, birazdan sizi alacam' sözleriyle anlıyorum.
'Zaten kimse kalmamıştı, mecburi bizi alacaktılar' diyerek kendi kendime gülerken, benimle birlikte, gazetelerimizin sahibi olduğu için çoğu benim yazdığım yazılar dolaysıyla yargılanan eşim ve kardeşimle birlikte duruşma salonına geçiyorduk.
Gün boyu ve önemli bir günümü harcayarak beklediğimiz duruşma salonuna girerken, modern ve teknolojinin son ürünleriyle donatılmış bir salon görüyordum, karşımda o çok savunup, erkeklerle aynı şartlarda olması gerektiğini belirttiğimiz güzel bir bayan hakim ve yanında beni dava eden saçları stresten mi yoksa başka dertten mi bilemem ama dökülmüş olan bir savcı ..
Modern bir salona yakışır iki adalet adamı ve güven veren iki yüz olmazsa da sonuçta tüm dünya insanlarının inandığı, güvendiği ve olmazsa olmaz dediği hukuk insanı ..
Önce küçük kardeşim, Son Vilayet Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü Nihat Yılmaz, ardından gözlerime bakarak sanık köşesine geçen eşim, sonra da ben bir ip gibi diziliyoruz, hukuk denen ve her insanın en son ve her zaman güven duyduğu hakimin karşısına ..
Ayaktayız, son model sandalyeler olmasına karşın gerek hakim, ya da savcı veya da mübaşir 'oturun' demediği için ayaktayız, gün boyu duruşmamızı beklemekten yorulan   dizlerimizin üzerinde dik durmaya çalışırken ..
Hakime hanım dosyaları karıştırırken,  o sırada, beni, yani (bir Ardahanlı, bir hemşeri rahatlığıyla tanıdığı için  olacak) güler bir yüzle kimliğimi soruyor katibe hanım, "Fakir bey sabıkanız var mı?' diye ..
Bir an düşünüyorum, 41 yaşıma gelmeme karşın gerçekten sabıkam var mı, yolsuzluk, namussuzluk, şerefsizlik, Ergenekonculuk, dincilik, teröristlik, banka dolandırıcılığı, vergi kaçakçılığı, eroin, esrar satışı gibi bir şey yaptım mı acaba?' diye ki sabıkam olsun diye ..
Belki de adi suç olarak sayılan, çek dolandırıcılığı, adam öldürme, ya da hırsızlık ..
Yok, böyle bir şey sabıkamda ..
Ama yine de 'sabıkalıyım' diyorum, gazetecilik denen ve Anayasanın ilk maddelerinden olan 'Basın hürdür sansür edilemez' maddesine güvenip, düşündüklerimi yazdığım için.
Çünkü, benim tek suçum ve sabıkam gazetecilik ve bu ulvi görevi yaparken düşündüklerimi yazdığım için sabıkalıyım ..
Kimlik yoklaması ardından gergin olduğunu sıra bana gelince anladığım hakime hanım soruyor, sert bir eda ile eşimin, namusumun yanımda olduğunu düşünmeden ..
-Evet, anlatın, ne diyorsunuz?
-?!. 
Yani anlayamıyorum, neyi anlatmak istediğini anlamadığım hakime hanım ..
Toparlanıp, susmuyorum, anlamaya çalışıyorum neden yargılandığımı sorduğum hâkime hanıma,
Zaten bir hayli gergin olan ve belki de günün yorgunluğuyla hırsını, benden çıkarırcasına, hâkime hanım sinirli bir şekilde sormaya devam ediyor;
'-Ne demek neden yargılanıyorum, bilmiyor musun sen?!..
Nazikçe ve sesimin yükseltmemeye çalışarak,
'Bilmiyorum efendim, neden yargılandığımı anlatırsanız ve hatırlatsanız daha iyi olacak? diyorum ..
Demez olaydım ..
Vay sen misin bu cevabı veren, hukuk adamı, ya da kadını yani herkesin sığındığı hakime hanım birden parlıyor, hem de kendisi gibi bir bayan olan eşimin yanında bana ..
Hem de eşimin yanı sıra küçük kardeşimin de yanımda olduğunu düşünmeyerek ..
Ve devam ediyor sertçe sorularına '-Kardeşim iddianame size gelmedi mi, niye iddianameyi okumadan geliyorsun karşıma?' diye basıyor fırçasını ..
Ben ise;
'-Tamam, hâkime hanım! Belki hata bende ama ben yazdıklarımdan dolayı bir çok kez haklı yada haksız şekilde yargılanıyorum, nerede bileyim, hangisini sıraya koysam ki şimdi ki davanın hangi davanın olduğunu da bileyim' diye söylenmeye kalkıyorum ..
Yok abi hakime hanım bir kez zevk almaya başladı, beni eşim ve kardeşimin yanında ve de benim gibi aleyhime taraf olan savcının gözlerinin önünde ezmeye ..
Devam ediyor o sert ve gergin edasıyla '-Siz nasıl bilmezsiniz neden yargılandığınızı?, Nasıl olur bilmezsiniz, konuşmayın, susun!..' diye bastırıyor ..
Ben ise; 'hakime hanım peki siz beni ne diye yargıladığınızı bilmeden ve neden sizin karşınızda olduğumu okumadan beni nasıl yargılarsınız?' diye soruyorum, hakime hanımın beni konuşturmamasına ve de söylediklerimi kanuni zorunluluk olmasına karşın zapta geçirmemesine rağmen ..
Bilmem ama ne kadar süre geçti, hakim ile benim o beklenmeyen tartışmamız ..
Ama orada, o modern denilen duruşma salonunda ağzıma değmek üzere olan ve orada konuşulanları kayıt etmesi gereken ne mikrofon, ne de salonda bulunan kameranın çalışıp, çalışmadığını bilmiyordum ..
Buda beni dezavantaja düşürüyordu, dudak altında gülüp, benimle hâkimin kavgasının büyüyüp, adeta hâkimin beni hakaretten tutuklamasını bekleyen savcı beyin mutlu yüzünü izlesem de, yanım da bulunan eşimin bana mı, yoksa çok güvendiğimiz hukuka mı bilmem ama acıyıp, üzülüp, ezilmesi karşısında susmayı tercih ettim ..
Hakime hanım anlamıyor, bastırıyordu!..
'-Çıııkkkkkkkkk dava ertelenmiştir, başka bir şey konuşmaaaaa!' diye
Zaten bir şey konuşulup, tartışılmamış, hatta zapta geçirilmemişti ki ..
Hakime hanımın nazik 'çıııık' teklifi üzerine bende öyle yaptım, savunmamı yapmak için girdiğim, ama hiçbir şey söyleyemeden çıktığım duruşma salonundan ..
Şimdi soruyorum, gerek bir hukuk adamına, gerek ise bir hukuk bayanına, ya da bir insana ne kadar haksız, yada yanlış olursa olsun, eşitliğin, hukukun arandığı bir salon da bir insanı eşinin yanın da ezmeye kalkmak ne kadar doğruydu, hem de onca insanın hukuk aradığı bir salonda?!.
Ama beni ya da benden öncekilerini ezdiğini, hatta benden daha iyi hukuku bildiğini düşünenlerin unuttuğu bir şey var ki, 86 yıldır bu ülkede yaşananların ana sorununun insanların bir birini dinlememesi ve de anlamak istememesidir ..
Yada kendisini bir başkasından üstün görmesidir .. Ki; Bu tutum ve davranış değil bir insanı, hayvan olsa da ve bu yanlış tutum, davranış eşinin yanında yapılsa o canlı değil hukuka, adaletin terazisinden de bile şüphe eder ..
Ben yine de şüphe etmeyip, yaşananları günün yorgunluğuna bağışlayıp, hakkım olan 'reddi hakim' demeden, bunlarda gelir geçer, yeter ki, düşündüklerini yazıya döküp, inadına direnip, baskılara karşın güzeli, iyiyi istemek ve tüm bu baskı ve de baskınlara karşın en iyisi düşündüklerini yazmaya devam diyerek ..

**5 Kuruş etmeyenler, 5 kuruşa seçilir ..

Ardahan'ın vilayet olmasıyla ümitlenen ve bir süre göç etmeyip, siyasilerce vaat edilenlerin gerçekleşmesini bekleyen Ardahanlıların sorun ve sıkıntılarını çözmesi beklediklerinin başında gelenlerin siyasiler oldukları bir gerçektir.
Bu beklenti sadece yerel de değil, ülke genelinde siyaset yapanlardan da çare bekleyen Ardahanlıların her geçen gün azalan ümitlerinin  yeniden yeşermesi için nasıl bir yol izleneceği sık sık tartışılır durur ..
Başta Kent konseyi olmak üzere bir çok yeni girişimle yeni bir ruh canlanmasının olabileceğinin üzerinde duran Ardahanlıların bunu nasıl, kimle gerçekleştirecekleri de maalesef meçhul bir durum ..
Yıllardır bu memlekette siyaset yapan, ancak hep kendilerine taraf yontanlarla mı, yoksa gerçekten bu memleketin sorun sıkıntılarını halkla birlikte yaşayan, Ardahan'da bir evi olanlarla mı bilinmiyor..
Muhtarından, başbakanına kadar her seçilenin verdiği vaatlerinin, söyledikleri sözlerinin 85 yıldır halen yerine gelmediği traktörlerinin devrildiği yayla yollarında düşünen, bir bardak su içmek için yıllarca sağlıksız raporu bulunan çeşmelerin başında bekleyen, her yağmurda damlayan toprak evlerde oturan insanların sorunlarının çözümüne söz verip, göbek büyütenlerin artık tanınıp, çekip gitmesi için ne yapılırı düşünmek gerekmez mi?
Çünkü 5 kuruş etmedikleriyle suçlananların ard arda, 'O kez olmadı, bu kez söz' diyerek seçildikleri memlekette Ardahan değil mi?!.
5 kuruş etmeyip, 5 kuruşluk çakmak, saat hediyeleri ile seçilenlerin verdikleri sözlerin ne kadar yerine geldiğini şöyle bir dönüp Ardahan'a bakmakla görüleceğini bilmem kaç kez yazdık, ama her ne hikmetse anlatamadık, anlatamıyoruz ..
Bu nedenle seçmenin beş kuruş etmediklerini belirtip, suçladıkları siyasileri şöyle bir gözden geçirip değerlendirmesi ve en önemlisi 5 kuruşa oyunu satmaması gerektiğini de söylemek, anlatmak, yazmak gerekmez mi?..
Yani , 5 kuruş etmeyenlerin nasıl olup 5 kuruşa seçildiklerini artık sorup, sorgulamalıyız sanırım..

**Sosyete hanımı kızmış ..

Dün eczacılara yönelik yapılan operasyonu haber yapmamıza bir hayli kızdığı görülen ve matbaamıza telefon açarak hakarette bulunan bir sosyetenin bizim haberi yapmamız için birilerinin önümüze kemik attığını ileri sürmesi dikkatimizi çekti.
Ki o sosyetenin sık sık matbamıza gelip, kendisinin o bir kilo boya sürdüğü yüzüyle bir çok haber yaptırdığını da tüm kamouyu biliyor.
Kendisiyle ilgili haberler yaparken önümüze nasıl bir etli kemik attığını da bilen biri olarak

**Yalancının mumu bu kadar yanar mı?

Sigara yasağı başladığı için anlatılması suç olur mu bilinmez ama cezası neyse ben ödeyip, bir zamanlar moda olan ve halende süren hikayeyi yeniden anlatacam.
Çünkü amacımızın sigara reklamı yapmak değil, yazımızın içeriğinin anlaşılması için sigaralı hikayeyi anlatmak şart ..
Bilmem hatırlayanlar var mı, eskiden siyasiler köyleri gezerken seçmenin kendilerinden çözümünü ekledikleri sorunlarını anlattıkları siyasilerin, 'Tabı tabi, hemen çözüyorum. Şimdi başbakanı arayıp sizin köyün su ve yol sorununu hemen çözüyorum. Oğlunu olmazsa da kızını işe aldırıyorum' deyip, o zamanın ünlü dört köşeli birinci sigarasının beyaz kutusunun üzerine aldığı notları ..
Kirli şapkasıyla, nasırlı elleriyle ümit bağlayıp, oy verdiği siyasetçilerin sözde kendilerini dinlediğini ve söylediklerini not alan zavallı seçmen de oyunu verir, umutla bir beş yıl boyunca hep beklerdi ..
Ama bilmezdi ki birinci sigarası bittiğinde kutusunun daha köyden çıkmadan çöpe atıldığını ..
Evet bu anlattıklarımız 1960 ila 70'lerin siyasi hikayelerinin başında gelenlerden sadece biriydi ..
Peki bugün ne değişti derseniz onu da hemen anlatayayım ..
Çünkü birinci sigarası artık yok, o dört köşeli beyaz kutusu da ..
Şimdikiler ise beyaz gömleklerinin sol cebinde taşıdıkları logolu karton kağıtlara kendilerine söylenenleri not ederler, hem de doktorların yazısından beter bir karalama ile ..
-Evet, not ettim kızını işe alıyorum, oğlunun tayinini yaptırıyorum, köyün yolunu ve suyunu çözdürüyorum, yetmez birde köye Sınır Ticaret Merkezi kurduruyorum .. 
Evet bu hikayelerin anlatıldığı sırada bir türlü sönmeyen mumların bol olduğu Türkiye siyasi hayatının değişmezleri ve de gerçekleridir ..
Hayırlı olsun yaptık deyip, hiç bir şey yapmayanların yaktığı mum hikayesi ..

**Muhalefet görevini yapıyor mu?

CHP’den istifa ederek Sarıgül’ün kuracağı parti ile hareket edeceğini belirten Avukat Müzeyyen Çiftçi Yolaçan’ın basına verdiği yemekten sonra Türkiye Partisi’nin Ardahan İl Teşkilatınının da gazetecilerle yine bir yemekli toplantıda bir araya geldiğini duyuyoruz.
Büyük Birlik Partisi’nin de teşkilatlandığı Ardahan’da genel başkanı bugün başbakanla bir araya gelecek DTP’nin başına da genç bir isim, Dicle Yılmaz getirildi ..
Mevcut diğer partilerinin sus-pus olduğu bir süreçte yaşanan bu süreçte sorulacak olan tek sorunun muhalefetin Ardahan’da görevini yapıp yapmadığıdır ...

Umarız yenileri eskilerine göre bu görevlerini yerine getirirde, biz de bu soruyu bir daha sormayız ..

**Al sana kroki, alsana haber ..

Belediyeye operasyon yapılır yazılmaz, insanlar gece yarıları evlerinde alınır haber olunmaz,  köy yolları bozuk olur, köylüler yıllardır su bekler görülmez..
Bir adam bıçaklanır, gider sorarız , ‘ne iş?’ diye, herkes resmi ağızla, ‘Devlet memuruyum açıklama yapamam’ olur ..
Ama bir bakarsınız ki; ‘savcının odasının krokisini bulduk, koşun gelin, daha suçları kesinleşmemiş insanları fotoğraflayıp, terorist ilan edin’ denildimi koşa koşa giderler ..
Sözümüz kime mi?
Sözümüz bu memlekette gazeteci geçinip, ajans muhabirliği ile ajanlığı karıştıranlara ..
Bu ajans muhabiri mi, ajan mı belli olmayanlar, başları okşandımı ve sözde resmi ağızlar konuştumu ancak haber yaparlar, o da ‘iddia edildi, öne sürüldü’ sözcükleriyle dolu kıytırıktan haberler yaplar ..
Dün yine böyle bir gelişme oldu, suç oranının sıfırın altında sıfır olduğu Ardahan’da canı sıkılan bazıları durduk yerde, yine kendilerine ajan olarak tuttuklarının aracılığıyla işe çıkmış, okumak için Ardahan’a gelen MYO öğrencilerinin evlerini basmış, bu yetmez gibi ne olduğunu daha anlamayan kız, erkek çocukları yere yatırmış, ayaklarını başlarına koyup saatlerce arama yapmış, kıytırıktan bir şeyler buldumu, ‘Tamam teröristleri yakaladık’ demiş ve ajan muhabirlerini de çağırarak,’ Biz iş yaptık, sizde haber yapın’ demişti ..
Ve onlarda yapmıştı, hem de yargılamadan infaz ederek, öldürerek ..
Suç neymiş?
Bakın bende aynı suçu işleyecem, savcının odasının yerini tarif ediyorum!..
Yani terorist diye ajan/ajans muhabirlenine haber yaptırılanların evinde, her an halkın arasında olan, Ardahan caddelerini tek başına gezen başsavcının odasının olduğu bir kroki ele geçirilmiş!..  Sanki savcının odası Adliyenin ikinci katında en büyük ve en güzel odası olduğunu kimse bilmiyormuş gibi ..
Al sana kroki, alsana haber ..

**Benim saf vatandaşım sen oldukça..

Bu kadar bağırılıp, çağrılmasına karşın vatandaşın halen dolandırıcıların oynuna gelinmesine şaşmamak gerek.
Tabi bunu sadece eşya alımında düşünmek yanlış olur. Siyasette, politikada bizim halkımız hep dolandırılmış ve keleğe gelmiştir.
Ancak, her ne hikmetse bir daha, bir daha diyerek dolandırıldıklarını yeniden dolandırılmıştır. Hem de benim köylüm, benim vatandaşım, benim safım denilerek..

fakiryilmaz323@hotmail.com




Kaynak: ARDAHAN HABER

Editör: Ardahan Haberleri

Bu haber 3912 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI